Çoruh’un Kelepçeleri: Yusufeli Barajı

urlYusufeli Barajı ve HES Projesi sözleşmesi 22 Ekim 2012’de Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu ile barajın inşaatını gerçekleştirecek konsorsiyumun lideri LİMAK Holding Yönetim Kurulu Başkanı Nihat Özdemir tarafından imzalandı. Başbakanın doğumgününe denk getirilen temel atma töreni ise 26 Şubat 2013 tarihinde gerçekleşti. Temel atma töreninde yaşananlar akıllara durgunluk verecek cinstendi. Tuhaflıklar 40 yıldır gündemde olan barajın temel atma töreni için basılmış olan davetiyeler ve pankartlarda yaşanan isim kriziyle başladı. Törenin davetiye ve afişleri basılana kadar hem Bakanlık hem de barajın yapımını üstlenmiş şirketler tarafından Yusufeli olarak kullanılan barajın adı Recep Tayyip Erdoğan olarak değiştirilmişti. Bu gariplik CHP Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın da dikkatini çekmiş olacak ki Eroğlu’nun cevaplaması istemiyle TBMM’ye soru önergesi vererek, barajın hangi isminin geçerli olduğunu sorduhedeflediklerini söylemişti[1]. Bu sefer de temel atma törenine bir gün kala davetiye ve afişler toplatıldı. Yeni davetiye ve afişlerde barajın adı tekrar Yusufeli olarak değiştirilmişti. Çok geçmeden isim değişikliğinin baraj tamamlandıktan sonra açılış töreninde gerçekleştirilmesine karar verildiği duyuruldu.

Tuhaflıklar bununla bitmedi. Tören sırasında Ankara’daki AK Parti Meclis Grubu toplantı salonunda bulunan Başbakan Erdoğan ile canlı bağlantı yapıldı. Erdoğan konuşmasının ilerleyen kısmında müteahhit firmalarla projenin bitirilme süresi konusunda pazarlığa başladı. Limak Yönetim Kurulu Başkanı Nihat Özdemir’le konuşan başbakan “7 yıl size yakışmaz. Başbakan’ın talebi var. Bunu ne kadar daha geri çekip süratle bitireceğiz?” diye sordu. Bunun üzerine Özdemir[2] “Projeyi 18 Haziran 2018 tarihinde bitirme arzusundayız. Emredin Sayın Başbakanım” dedi. 2 yıl dokuz aylık öne almayı beğenmeyen başbakan da “O zaman mevsim koşulları iyi olmaz. 29 Mayıs 2018’de mevsim koşulları baharla Artvin’de bir başka olur. Açılışını tüm çevre düzenlemesiyle bitirelim” dedi[3]. Böylece barajın başbakanın istediği tarihte bitirilmesi konusunda anlaşmaya varıldı.

Herkesin gözü önünde cereyan eden bu diyaloğun anlattığı çok şey var. Ancak bunlardan en önemlisi başta iş güvenliği[4] olmak üzere pek çok soruna yol açan hızda ve biçimde yapılan uygulamalarla ilgili kararların uzmanlık bilgisi ve deneyiminden bağımsız biçimde alınıyor oluşu. Ocak 2011 ile Nisan 2012 arasındaki 18 aylık zaman diliminde bile HES ve baraj yapımı ve/veya işletilmesi sırasında ölenlerin sayısı 48’i, yaralananlarınki ise 63’i bulmuş[5]. Başbakanın daha hızlı ve daha büyük ölçekli olması için ısrar ettiği pek çok başka proje de var. Örneğin İstanbul’a inşa edilecek olan üçüncü havalimanının ilk etapta yıllık 100 milyon yolcu kapasiteli olması planlanırken[6], Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla 120 milyona çıkarılmıştı[7]. Başbakan bunun gibi daha onlarca dev projenin gerek planlama gerekse uygulama aşamalarında söz sahibi, hatta son sözü söyleyen merci.

Temel atma törenine geri dönecek olursak, Başbakan Erdoğan’ın ondan geriye doğru saymasının ardından barajın temeli Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın düğmeye basmasıyla atılmış oldu. Tören konuşmaları Başbakan Erdoğan’ınkileri aratmayacak “coşku”daydı. Bakan Çelik ve Bakan Eroğlu halkın çıkarlarının ulusun çıkarlarından önünde olduğunu vurguluyor, suyun akmasını milli bir kayıp olarak nitelendiriyordu. Bakan Çelik’in sözleri şöyleydi: “Yusufeli halkı vatanını, milletini, bayrağını kendi çıkarından önde tutar… Çoruh nehrine bir gerdanlık daha takılıyor. Türkiye cılız bir ülke değil, gürbüz ve güçlü bir ülke. Sanayisi gelişiyor, enerjiye ihtiyacı var. Sular aksın Türk baksın anlayışı doğru değil. Onun için bu gerdanlar yapılmalı”. Bakan Eroğlu ise “Geçmişte su akmış biz bakmışız. Çoruh’ta daha önce baraj ve HES yoktu ve çılgınca akıyordu” diyerek bu gidişata son verdiklerini “müjdeliyordu”. Törende ayrıca AK Parti Yusufeli Kadın Kolları ile Gençlik Kolları üyelerinin Başbakan Erdoğan için hazırladığı “Yeni yaşınız kutlu olsun” pankartı göze çarpıyordu[8]. Başbakan’ın Yusufeli yeni yerleşkesiyle ilgili söylediği sözler de oldukça manidardı. Erdoğan “Yusufeli artık barajın altında kalacak. En uygun yer belirlendi. Deniz manzaralı bir Yusufeli inşa edeceğiz” diyordu. Bu sözlerle anlatılmak istenen “orijinalinden daha güzel” yeni bir Yusufeli’nin inşa edilecek olmasıydı.

Tören bittikten sonra da barajın ismi konusundaki karmaşa bir müddet devam etti. Barajın yirmi dört saat içinde iki kez isim değiştirmesinin arkasındaki sır perdesi aralandı. Olup bitenle ilgili konuşan Eroğlu şunları söylüyordu[9]: “Başbakanımız isminin verilmesini arzu etmedi. Kamuoyundan Başbakanımızın isminin Türkiye’nin en yüksek barajında olması önerileri geldi. Kendisinden izin almadan böyle bir çalışma yaptık. Hata bizde. Baraj Yusufeli Barajı olarak anılacak”. İşte tamamlanırsa Türkiye’nin en büyük, dünyanın ise üçüncü büyük barajı olacak Yusufeli Barajı’nın[10] temel atma töreni sırasında ve sonrasında yaşananlar böyleydi.

Çoruh Havzası ve barajlar

Yusufeli Barajı ve Hidroelektrik Santrali (HES) Projesi, Doğu Karadeniz Bölgesi’nde ve Çoruh Nehri üzerinde yer alıyor. Çoruh Nehri Türkiye sınırları içinde 410 km’lik, Gürcistan’da ise 20 km’lik uzunlukta bir sınıraşan akarsu. Nehir 3255 m yüksekliğindeki Mescid Dağı’nın batı yüzünden doğuyor. Bayburt ve İspir’den geçip, bir yay çizerek Yusufeli’nin Yokuşlu köyü’nden Artvin’e doğru akıyor. Borçka’nın içinden geçtikten sonra da Batum’da Karadeniz’e dökülüyor. Çoruh Havzası’nın 19.748 km2’lik yüzölçümü ile Türkiye yüzölçümünün % 2,5’ine tekabül ediyor. Çoruh Havzası içinde Artvin, Erzurum ve Bayburt illeri var.

Şekil 1. Çoruh Havzası ve barajlar

 Coruh Havzasi barajlari

Kaynak: DSİ[11]

Çoruh’un debisi Mayıs ayında zirveye çıkarken (529-569 m³/sn), en düşük debisi 53.09 m³/sn oluyor. Nehrin ortalama eğimi ise %5. Dünyanın en hızlı akan ve derin nehirlerinden biri olan Çoruh Nehri’nin hızını kesen ve ana kolu üzerinde inşaatı tamamlanmış veya devam etmekte olan on tane baraj var. Bunlar kaynağından denize döküldüğü yere kadar sırasıyla Laleli, İspir, Güllübağ, Aksu, Arkun, Yusufeli, Artvin, Deriner, Borçka ve Muratlı barajları (Bkz Şekil 1). İşte Yusufeli Barajı da DSİ Genel Müdürlüğü’nün Çoruh Nehri üzerinde gerçekleştirmeyi planladığı ve bir bölümünü tamamladığı 10 hidrolik projeden biri.

Yusufeli Baraj ve HES projesi

Bu projelerin tamamı Türkiye’nin toplam enerji üretiminin yaklaşık %8’ini, hidroelektrik santrallerinden (HES) elde edilen toplam enerjinin ise yaklaşık %34’ünü oluşturacak. Yusufeli hidrolik tesisinin Türkiye enerji üretimine 540 MW’lik (3 x 180 MW) kurulu güç ile katkıda bulunması bekleniyor. Yüksek kurulu gücü ve yıllık elektrik üretimi (1705 GWh/yıl) ile Türkiye’nin yıllık enerji ihtiyacının %0.6’sını karşılayacak.

Şekil 2. Çoruh Havzası ve barajlar

 Yusufeli baraji

Kaynak: DSİ[12]

Yusufeli Baraj ve HES projesi hayata geçirildiğinde 270 metre yüksekliği ile Türkiye’nin en yüksek, çift eğrilikli beton kemer baraj tipinde ise dünyanın üçüncü yüksek barajı olacak. Barajın toplam su depolama hacmi yaklaşık 2,2 milyar m3. Yusufeli Baraj ve HES’inin yılda 1817 milyar kilowatsaat enerji üretilmesi hedefleniyor. Baraj LİMAK Holding liderliğindeki konsorsiyum tarafından inşa edilecek olup, finansman kısmen uluslararası finans kuruluşlarından sağlanacak. Barajın, ülke ekonomisine yılda 330 milyon TL katkı sağlaması bekleniyor.

Yusufeli Barajı aslında 1970’lerde gündeme gelmişti. 1986’da yapılan fizibilite raporuna dayanarak Çoruh Nehri üzerinde hidroelektrik enerji üretimi için bir planlama süreci başlatılmış, proje planı 1990 yılında tamamlanmıştı. Projenin inşaat işi Bakanlar Kurulu tarafından 1997 yılında ihale edildi. Yusufeli Barajı’nın inşası üç kez ihale edildi. İki seferde de uluslararası konsorsiyumlar mali zorluklar nedeniyle dağıldı. Projenin inşası anlaşması 2012 Kasım ayında yapılan bir anlaşmayla LİMAK Holding liderliğindeki bir konsorsiyuma devredildi.

Projenin iptali için 2001 yılında Türkiye Cumhuriyeti hükümetine verdikleri dilekçe reddedilmiştir. Bunun üzerine davacılar Danıştay 10. Dairesinde dava açarak üç gerekçeyle projenin iptalini talep etmişlerdir: 1) ihale sürecinde yasal usullere uyulmaması; 2) çevresel etki değerlendirmesi (ÇED) raporunun hazırlanmaması; ve 3) projede kamu yararının olmaması. Danıştay 10. Dairesi gerekçeleri haklı bularak projenin iptaline 2005 yılında oybirliğiyle karar vermiştir. Ancak, Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu bu kararı bozmuştur. Davacılar bozma kararını temyiz etmişlerdir.

Barajın maliyeti hesaplanandan çok yüksek olacak

Geçtiğimiz yaz sonu Yusufeli Barajı ve HES projesinin iptali için Yusufeli İlçesini Güzelleştirme Yaşatma Kültür Varlıklarını Koruma Derneği Adına Başkan Recep Akyürek bir dilekçe yazdı. Orman ve Su İşleri Bakanlığı ile Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü’ne yazılan dilekçede projenin yapımı ve ihalesinden vazgeçilmesi talep edildi. Akyürek projenin maliyetinin hesaplanın çok üzerinde olacağını, bu maliyetin hesaplanmasında baraj tamamlandığı zaman ortaya çıkacak sosyal ve ekolojik kayıpların da eklenmesi gerektiğini belirtiyor şu sözlerle belirtiyor[13]:

Proje  ile  Yusufeli  ilçe  merkezi ve  mücavir  sahasının tamamı  ile 7  köyün tamamı  ve  9  köyün ise  bir kısım arazi  ve  konutları su altında  kalacak. Bu  alan 700-800 hektarlık  geniş  bir  alan. Kamulaştırma  sahasında kalan ve  arsa  olarak değerlendirilip (Belediye  mücavir  sahası) bedeli ödenecek  alan  büyüklüğü 320 Hektar imarlı alan ve yaklaşık 100-120 Hektarlık alan ise mücavir sahada  imar planı dışındaki alandır. Proje  alanı  için  toplam kamulaştırma  maliyetinin 100-120  milyon  dolar  olarak  öngörülüyor. Ancak bu tutar  reel  rakamlarla  200  milyon  TL civarında olacak. Belirtilen bu  tutara  yeniden  yerleşim maliyetleri, yol  maliyetleri, gövde  maliyetlerinin de eklenmesi gerekir. Ayrıca Yusufeli  Barajı’nın 50  yıllık  aktif  ömrü  boyunca tam kapasite  çalışması  halinde  tüm  ömrü  boyunca  yapacağı getiri 10 milyar  TL civarında olacak. Söz konusu  kamulaştırma  bedeli tutarına,  850 milyon ABD doları gövde inşaat  bedeli ve 200 milyon dolar  yeniden yerleşim  bedelinin yanısıra servis, varyant ve rekalosyon yolları bedeli, kaybedilecek tarım, hayvancılık, turizm ve diğer ticari gelirler, su  altında  kalacak maden yatakları, 16 bin insanın  yaşayacağı mağduriyet, doğa mirasları, Türkiye’nin ve  dünyanın sayılı rafting ve  Kano  parkurlarından biri olan Barhal ve Çoruh  parkuru,  yaban hayatı ve Gürcü kiliseleri gibi kültür mirasları kaybı da katıldığında sadece  elektrik  üretmek  için inşa edilecek bu projenin yapılmasının kamu yararına değil zararına olacağı görülüyor.

Yusufeli Barajı 16 bin insanı etkileyecek

Baraj Rezervuarı 33 km2’lik bir alanı kaplayacak. Baraj gölü, Yusufeli ilçe merkezini ve 3 köyünü tamamen su altında bırakacak. Ayrıca 16 köy ve/veya arazileri de kısmen su altında kalacak. Yani baraj tamamlandığında 3773 hane, 19 köy ve 16 bin kişi doğrudan ve dolaylı olarak etkilenecek. Bölge halkının önemli geçim kaynaklarından biri olan tarım alanları sular altında kalacak. 2000 tarihli Yusufeli İlçesi Tarımsal Fizibilite Raporu’nda bölgede tarım yapılabilir arazi kalmayacağı, bölgede tarım ve hayvancılık faaliyetinin son bulacağı belirtildi. Yusufeli İlçe Tarım Müdürlüğü’nün resmi araştırmasına göre zeytin üretiminin %86’sı, çeltik tarımının %75’i, seraların %95’i ve meyve ağaçlarının %69’u sular altında kalacak.

Proje kapsamında 700 hektar alan kamulaştırılıyor. Bölge halkına teklif edilen istimlak bedelleri ve kamusal altyapının bozulmasına karşılık verilecek tazminat, yeniden inşa edilecek olan ilçedeki evleri satın almalarına yetmiyor. Yusufeli ilçesinde yaşayan binlerce insan göçe zorlanıyor. Sadece Yusufeli değil Çoruh Vadisi’nin tamamında barajlar ve HES’ler sayesinde suyunu kaybetmiş ya da kaybetmek üzere olan insanlar göç ediyor. Bu bölge Türkiye’nin en fazla göç veren bölgelerinin başlarında yer alıyor.

Yusufeli Belediye Başkanı Eyüp Aytekin “yeni ilçemiz” şeklinde ifade ettiği yeni yerleşke, mevcut ilçenin hemen üst kısmında bulunan Yansıtıcılar-Sakut Deresi bölgesine kurulacak[14]. Yeni yerleşkenin inşası sürüyor. Sil baştan yeni bir ilçe inşa edilecek. Aytekin yeni yerleşim yerinin “göl manzaralı” olacağını müjdeliyor. Pek çoğu geçimlik tarım ve doğa turizmi ile hayatını kazanan bu insanlar yeni yerleşkelerinde ne işle uğraşacaklar bilinmez. Zira ne tarımlık toprak ne de rafting yapılacak akan bir nehir ve doğal ortam kalacak. Tarımın ve doğa turizminin yapılamadığı topraklarda bunca insan geçimini nasıl sağlayacak? Kim bilir belki de Belediye Başkanı Aytekin’e göre “yeni” Yusufeli’ndeki evlerinden göl manzarasına baktıklarında işlerinin, topraklarının ve geleceklerinin ellerinden nasıl alındığını, işi gücü unutucaklar.

Baraj Çoruh Vadisi’nin eşsiz doğa mirasını yok edecek

ÇED raporu  olmadan planlanmasına başlanan Yusufeli projesinin diğer entegre barajlarla Çoruh Havzası doğası üzerindeki etkileri muazzam olacak. Çoruh Vadisi, dünyanın biyolojik çeşitlilik açısından en zengin ve aynı zamanda tehlike altındaki en önemli 34 Karasal Ekolojik Bölgesi’nden biri olan Kafkasya Sıcak noktası içerisinde yer alıyor[15]. Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF), bölgenin ılıman kuşak ormanlarını Dünya üzerinde korumada öncelikli 200 Ekolojik Bölgeden biri olarak ilan etti. Deriner Barajı alanı; hem Çoruh Vadisi önemli bitki alanı, hem de Kuzeydoğu Anadolu Bitkisel Çeşitlilik Merkezi (SWA.19 Kuzey Doğu Anadolu) olarak tanımlanan bölgede bulunuyor. Yusufeli Barajı’nın planlandığı bulunduğu Artvin ili yaklaşık 1860 bitki taksonu ile Antalya (2126) ve İstanbul’dan (2048) sonra Türkiye’nin bitkisel tür çeşitliği açısından üçüncü en zengin ili. Çoruh Vadisi Önemli Bitki Alanı (ÖBA) florası şimdiden Deriner Barajı nedeniyle büyük bir tehdit altında. Bir ÖBA olan Çoruh Vadisi’nde dünya çapında nadir bulunan 6 tür ile Avrupa ölçeğinde tehlike altında bulunan 61 tür bitki yaşıyor. İşte böylesi bir biyoçeşitlilik ve doğa mirası ömrü elli seneyi bulmayacak enerji projeleri için geri dönüşü olmaz biçimde yok olacak.

Baraj kültürel çeşitliliğe de zarar verecek

Yusufeli Barajı Projesi büyük bir Gürcü nüfusu ve Gürcü asıllı Türk toplulukları açısından büyük kültürel ve tarihi önem taşıyan bir bölgenin sular altında kalmasına neden olacak. Çok sayıda kilisenin proje yüzünden sular altında kalmasının yanısıra, bu kesimin düzenli olarak yerine getirdiği kutsal ziyaretler için büyük önemi olan 3 kilise ulaşılamaz hale gelecek. Çoruh Vadisi’nin geriye kalan bölümünde de Selçuklulara ve Saltuklulara ait tarihi eserler Deriner, Borçka ve Muratlı gibi yapımı tamamlanmış barajların suları altında kaldı. Bunlardan biri de  Temmuz 2012’de restore edilen ama bir ay sonra Deriner Barajı’nın suları altında bırakılan Ferhatlı Köprüsü’ydü[16].

Artvinli vatandaşlar bir araya gelip tarih yıkımını protesto eden bir eylem yaptı. Bu yıkımdan sorumlu tutulan 27 kişi ve kurumun adının yer aldığı sembolik bir mektup yazıldı. Mektuptaki listenin başında Başbakan Recep Tayip Erdoğan vardı. İkinci sırada ise Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın adı geçiyordu. Mektup sular altında kalan Aşağı Zeytinlik Kümbeti’nin bahçesine gömüldü. Bu kümbetin seçilmesinin ise özel bir anlamı var. Burada deyim yerindeyse bir restorasyon rezaleti yaşanmış. Valilik ve DSİ buranın restorasyonu ihalesini bir firmaya vermiş. Bir kaç işçinin kümbeti baraj sularından korumak için beton sıvayla kaplaması Artvinlilerin aklından çıkmıyor . Betonla koruma yöntemi de Türkiye’nin “arkeolojik koruma” literatürüne kattığı yeni bir kavram olsa gerek.

Yusufeli Barajı ve HES’inde hukuksal süreç

Yusufeli Barajı Projesi’nin iptal edilmesi için Yusufeli İlçesini Koruma ve Güzelleştirme Derneği, Yusufeli Belediyesi ve Yusufeli Kılıçkaya Belediyesi 26 Eylül 2001 tarihinde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na başvuruda bulunmuştu. Ancak Bakanlık bu talebi reddetti. Bu red cevabına karşı 19 Şubat 2002 tarihinde Danıştay 10. Dairesi’nde yürütmenin durdurulması talebiyle bir iptal davası açıldı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı yanında Başbakanlık da davaya dahil edildi.

Davanın neden Danışta’ya açıldığını Avukat Recep Akyürek şu sözlerle açıklıyor: “Yusufeli Barajı projesinin ihalesi Bakanlar Kurulu’nca alınmıştı. Normalde ihaleleri kurumlar yapar”. İlkin dava devam ederken projeyi yürütecek olan konsorsiyum projeden çekildi. Ardından proje Doğuş Holding A.Ş.’ye verildi. Ancak hem toplumsal mücadele hem de projenin dava edilmiş olmasının bir sonucu olarak Doğuş Holding de projeden çekildi. Bunun ardından devlet projeyi Yap-İşlet-Devret (YİD) modeliyle ihaleye çıkarttı. Ancak iki yılın sonunda projeye talip çıkmayınca, projenin Türk finansmanı ve mühendisleri ile yapılmasına karar verildi.

Dava projenin ihalesinin hukuka aykırı olması, ÇED raporunun bulunmaması ve projede kamu yararı unsuru bulunmaması hususlarındaydı. Sonunda Danıştay 10. Daire açılan davayı haklı buldu. Ancak bu olumlu karar İdari Genel Kurulu tarafından bozuldu. Davayı Anayasa Mahkemesi’ne taşıyacaklarını bildiren Akyürek, karar iptal edilmezse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gideceklerini söylüyor[17]. Ancak Yusufeli sakinleri davayı öncelikle Anayasa Mahkemesi’ne vermek zorunda.

On iki yıllık süreç içersinde Yusufeli projesi de bir dizi değişiklikten geçmiş. Örneğin kaya dolgudan beton dolguya dönüşen proje adeta baştan ayağa yenilenmiş. Dolayısıyla davacılar da yeni ihale kararını takip ederek tekrar dava konusu ettiler. 31 Temmuz 2012’de yeni ihalenin duyurulmasının hemen ardından projenin iptali için Rize İdari Mahkemesi’ne gidildi. Ancak mahkeme 24 Nisan 2008 tarihli Artvin İli Yusufeli İlçesinin Merkezi’nin Değiştirilmesi Hakkında Kanun’u gerekçe göstererek, davanın dört sene sonra yani süresinin dışında açılması dolayısıyla red kararı verdi. Şimdi davacılar bu kararın temyizi için hazırlanıyor.

Yusufeli mi, Recep Tayyip Erdoğan Barajı mı?

Planlandığı yerin adıyla bilinen Yusufeli projesi, bir süredir Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın adıyla anılıyordu. Eroğlu başbakan Erdoğan’ın bu jesti reddettiğini söylese de isim değişikliğinin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini zaman gösterecek. Ancak kesin olan bir şey var: proje gerçekleşirse Yusufeli’nin insanları ve doğası sadece haritadan değil, tarihten de silinmiş olacak. Bu proje insanıyla ve doğasıyla Yusufeli’ni temsil etmediğine göre adının değiştirilmesinin de bir önemi kalmıyor. Tıpkı Türkiye’deki diğer baraj projeleri gibi, bu proje de halk için değil halka rağmen yapılıyor. Bakın bir gazetecinin, Türkiye’de açılışı yapılan tesislere önemli kişilerin isminin verildiğini anımsatarak, kendisinin isminin de başka bir baraja neden verilmediğini sorması üzerine Veysel Eroğlu ne demiş[18]:

“Bana arkadaşlar defalarca söyledi ama ben kabul etmedim. Ben arzu etmiyorum. İsmimiz gönüllerde yazılsın. Sayın Cemil Çiçek, Yozgat’taki Musabeyli Barajı için sürekli beni ve Başbakanımızı sıkıştırmıştı. Başbakanımız dünkü törende bir sürpriz yaptı[19]. Bunun yanında Malatya’daki en büyük baraj olan Kapıkaya Barajı’na Turgut Özal’ın ismi verildi. Recai Kutan beyefendinin adı da yine Malatya’da bir baraja verildi.”

Politikacı isimlerinin yüzyıllardır varolan coğrafyaların adının önüne geçmesi ne demektir iyi düşünülmeli. Bu halkın iktidarı değil, erkin iktidarı demek. Tabi soranlar olacaktır; sokak, meydan ve hatta şehir adlarının tek bir kararla değiştirildiği bir ülkede barajların adı değiştirilmiş çok mu?

Dr. Akgün İlhan

Son notlar

[1] “Barajın gerçek adı ne?” İdris Emen, Radikal,27 Şubat 2013,   http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1123101&CategoryID=78

[2] “Bakan Eroğlu’ndan baraj duası”, Radikal, 26 Şubat 2013,  http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1123040&CategoryID=78

[3] “Bakan Eroğlu’ndan baraj duası”, Radikal, 26 Şubat 2013,  http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1123040&CategoryID=78

[4] “1 Mayıs’ta HES ölümleri”, Mehveş Evin, Miliyet, 1 Mayıs 2012, http://cadde.milliyet.com.tr/2012/11/29/YazarDetay/1534687/1-mayis-ta-hes-olumleri

[5] “1 Mayıs’ta HES ölümleri”, Mehveş Evin, Milliyet, 1 Mayıs 2012, http://cadde.milliyet.com.tr/2012/11/29/YazarDetay/1534687/1-mayis-ta-hes-olumleri

[6] Kıyaslama için İstanbul’daki Atatürk ve Sabiha Gökçen havalimanlarının  yıllık yolcu kapasitelerinin 2011 yılı itibarıyla sırasıyla 37 milyon ve 13 milyon olmak üzere toplam 50 milyon kişi olduğunu belirtelim. Yani 3. Havalimanı ikisinin toplamının neredeyse 2,5 katı yolcu kapasitesine sahip olacak.

[7] “İşte İstanbul’un 3. Havalimanı”, Zaman,  6 Haziran 2012, http://www.zaman.com.tr/newsDetail_getNewsById.action?haberno=1298953

[8] “Bakan Eroğlu’ndan baraj duası”, Radikal, 26 Şubat 2013,  http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1123040&CategoryID=78

[9] “Bakan Eroğlu: Hata bizde”, Gerçek Gündem, 27 Şubat 2013, http://www.gercekgundem.com/?p=529222&com=all

[10] “Ben kabul etmedim”, Anadolu Ajansı,  13 Aralık 2012, http://www.haberler.com/ben-kabul-etmedim-4167998-haberi/

[11]  DSİ (2011), Yusufeli Barajı ve HES, http://www2.dsi.gov.tr/yusufeli_projesi.pdf

[12]  DSİ (2011), Yusufeli Barajı ve HES, http://www2.dsi.gov.tr/yusufeli_projesi.pdf

[13] “Yusufeli Barajı’nın iptalini istediler”, Çoruh Postası, 14 Ağustos 2012, http://www.coruhpostasi.net/haber/1862/yusufeli-barajinin-iptalini-istediler.html

[14] “40 yıllık bekleyiş zona erdi”, Sabah, 29 Kasım 2012, http://www.sabah.com.tr/Gundem/2012/11/29/40-yillik-bekleyis-sona-erdi

[15] Çoruh Vadisi Deriner Barajı altında kalacak endemik ve nadir bitkilerin tesbiti, nakledilmesi ve yetiştirilmesi projesi (2011), T.C. Orman ve Su İşleri Bakanlığı Çölleşme ve Erozyonla Mücadele Genel Müdürlüğü, http://www.cem.gov.tr/erozyon/Files/yayinlarimiz/deriner_baraj_golu_prj.pdf

[16] “Önce restore ettiler sonra sulara gömdüler!”, Sol Portal, 4 Kasım 2012, http://haber.sol.org.tr/kent-gundemleri/once-restore-ettiler-sonra-sulara-gomduler-haberi-61883

[17] 5 Şubat 2013 tarihinde Açık Radyo’da yayınlanan Su Hakkı programı’ndan alıntıdır. Programın tamamını bu linkten dinleyebilirsiniz: http://www.suhakki.org/2013/02/su-hakkinda-yusufeli-baraji-konusuldu/#.US5rraJTCKs

[18] “Ben kabul etmedim”, Anadolu Ajansı,  13 Aralık 2012, http://www.haberler.com/ben-kabul-etmedim-4167998-haberi/

[19] 12.12.2012’de 112 dev su tesisinin açılışının yapıldığı büyük törende Başbakan Recep Tayyip Erdoğan “toprakların o çatlak dudaklarına su veriyoruz” diyerek başladığı konuşmasını beklenmedik bir biçimde kesip, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nu yanına çağırdı. Apar topar koşarak Başkabakan’ın yanına giden Eroğlu ile Erdoğan arasında kameraların göstermediği ve duyamadığımız kısa bir konuşma geçti. Aralarında geçen konuşmanın konusu ancak beş dakika sonra belli oldu. Başbakan Erdoğan’ın aklına açılışı yapılan 112 tesisten biri olan Yozgat’daki Musabeyli Barajı’nın adını, TBMM başkanı Cemil Çiçek’e ithafen “Cemil Çiçek Barajı” olarak  değiştirmek gelmişti. O çoşkuyla törenin bitmesini bekleyememiş, önce Bakan Eroğlu’na sonra da halkına müjdeyi vermişti.

Benzer yazılar:

HES'ler insanı da doğayı da öldürüyor...
Arhavi'de HES gerginliği
Su Hakkı'nda Ekopotamya Ağı konuşuldu
Hukuk tanımazlığın daniskası
Danıştay Papart'ın sit kararını bozdu, yeni bilirkişi istedi
'Alakır'da inşaat sürüyor'

Yorum yap