“Su Kanunu Tasarısı” Eleştirisi ve Alternatif Su Kanunu Tasarısı

alternatif-su-kanunu-tasarisi-300

İçindekiler:

Giriş

Su hakkı ve su varlığının korunması için hukuki dayanaklar – Tolga Şirin

• Su Kanunu Tasarısı Değerlendirme ve Öneriler

Birinci Bölüm

İkinci Bölüm

Üçüncü Bölüm

Dördüncü Bölüm

Beşinci Bölüm

Su Hakkı Kampanyası’nın önerdiği “Alternatif Su Kanunu Tasarısı”

Giriş

Su Hakkı Kampanyası, bu çalışmayla 2012 yılında gündeme gelen “Su Kanunu Tasarısı” hukuksal metnin eleştirisini, tüm insan ve canlıların suya erişim hakkının ve su varlıklarının korunarak gelecek nesillere aktarılması gerekliliğinden yola çıkarak yapıyor. İncelediğimiz Tasarı’da 2012’den bu yana bir takım değişiklikler yapılmış olması muhtemeldir. Ancak bunlar kamuoyuyla paylaşılmadığı için ele aldığımız konular 2012 senesinde paylaşılan metinle sınırlıdır. Ayrıca Su Hakkı Kampanyası tarafından hazırlanan Su Kanunu Tasarısı eleştirisi, Ekolojik Anayasa çalışmasından bağımsız değildir ve onun su mecrasındaki daha detaylı bir incelemesi olarak kabul edilmelidir.

Su varlıkları, su hakkı ve suyun yönetimi, sadece Türkiye’yi değil tüm dünyayı ilgilendiren su meselesinin sacayaklarıdır. Su Hakkı Kampanyası, yaptığı çalışma ile Su Kanunu Tasarısı’nda da bulunması gereken bu üç sacayağını incelemiştir. İlk olarak su varlıklarına bakarsak, 1950’lerden bu yana rekabetçi piyasa ekonomisinin küreselleşmesine bağlı olarak ivme kazanan sanayi, endüstriyel tarım ve hizmet faaliyetleri, artan dünya nüfusu ve bu nüfusun büyüyen bir oranda kentlileşmesi, yoğun su ve enerji tüketmeye dayalı yaşam biçimlerinin yaygınlaşması gibi nedenlerle muazzam bir taarruz altında olduğunu görürüz. Sayılarla ifade edecek olursak, Türkiye’deki sulak alanların yarısı son kırk yıl içinde ortadan kalkmıştır. Bu, Marmara Denizi büyüklüğünde bir alana denk düşmektedir. Daha da kötüsü, bu, buzdağının sadece görünen kısmıdır. Türkiye’deki yeraltı sularının üçte birinin bulunduğu Konya Ovası gibi yoğun tarım faaliyetlerinin gerçekleştirildiği bölgelerde yeraltı su seviyesi on metrelerce derine inmiş, çapı 20 metreyi bulan obruklar ortaya çıkmıştır. Su varlıkları hızla kirlenmekte, Ergene Nehri gibi onlarcasından sudan çok zehir akmakta, deniz ve göller foseptik çukuru vazifesi görmektedir. Yeraltı sularını çeken ve kullandıktan sonra atık suyu arıtmadan tekrar yeraltına veren endüstriyel şirketler, yaşamın garantisi olan yeraltı sularını kirletmektedir. Ayrıca iklim değişikliğinden en fazla etkilenen Akdeniz Çanağı’nda yer alan Türkiye’de düzensiz yağışlar ve kuraklık, su meselesinin boyutlarını büyütmektedir. Tüm bunlar su varlıklarının koruma değil, kullanma eksenli ele alındığının ispatıdır.

İncelediğimiz Su Kanunu Tasarısı’nda da mevcut kullanmacı anlayış hâkimdir. Örneğin madde 2(c) asgari su akışı ile ilgili olup şöyle demektedir: “Bir akarsu kesitinde ekolojik ihtiyaçlar ile su kullanımlarının sürdürülebilirliğini sağlamak üzere bulunması gereken ve her su kaynağı için ilmi çalışmalarla belirlenmiş en az su debisi”. Oysa su gibi temel bir yaşam kaynağı söz konusu olduğunda asgari kavramından bahsedilemez. Su, ekosistemden bağımsız olmayan bir bütündür. Dolayısıyla su varlığıyla ekosistem birlikte ele alınmalıdır. Üstelik ihtiyaç kavramı zaman içinde değişebilir. Ancak su gibi bir varlık ihtiyaçtan çok, bir varoluş meseledir. Su varlıklarını korumak “ekolojik ihtiyaçlar” gibi muğlak bir kavramla değil ekosistem bütününü sürdürmek ile mümkün olur. Yasa tasarısında yer alan “asgari su debisi” yerine “optimum su debisi” kavramını kullanmak gerekir. Su varlıkları hızla kirlenip tükenirken, yasalarla asıl korunması gereken, bu varlıkların kendilerini yenileme kapasiteleri olmalıdır. Bu bağlamda optimum, hayatın devamını sağlayabilmek için gereken yeterli su miktarı ve kalitesini ifade eder. Bu miktar her su varlığı için farklıdır ve her yıl uzun yıllara dayalı gözlemlerden (kuraklık gibi etmenleri de göz önüne alarak) yola çıkılarak yapılacak hesaplamalar sonucunda belirlenir. Su varlığının kendini yenileme kapasitesi hiç bir şart altında aşılmamalıdır. Türkiye’deki yasal düzenlemelere göre suyun yatağında bırakılması zorunlu kılınan “asgari su debisi” %10’dur. Bu ise ekosistemlerin hızla yok olmasına neden olmaktadır.

Aynı maddenin (ğ) bendine göre, emniyetli yeraltısuyu işletme rezervi “yeraltısuyu rezervine zarar vermeden çekilebilecek su miktarını” ifade ediyor. Ancak yeraltı suları rahatlıkla kontrol edilebilecek (kullanımı açısında) varlıklar değildir. Yeraltı suları her durumda tüm canlılığın varoluş güvencesidir.  Bu nedenle yeraltı suyu rezervlerinin belirsiz bir ifade ile “zarar vermeden” değil, net bir şekilde korunması gerekir. Bu ve benzeri maddeler su varlıklarını korunmasını hedeflememektedir.

İkinci olarak, su, hakkı yaşam hakkının ayrılmaz bir parçasıdır. Ancak bu hak gittikçe büyüyen bir erozyona maruz kalmaktadır. Neoliberal baskılar altında kalan su varlıkları hızla kirlenip tükenirken, su kamusal hizmet alanın dışında itilmiş, suya erişim yoksullar aleyhinde kısıtlanmış ve var olan ekolojik adaletsizlik hızla büyümüştür. Suyu en fazla kullanıp kirletenler sanayi ve endüstriyel tarım faaliyetlerini yürüten sermaye sahibi bir azınlık olmasına rağmen, kirliliği temizleme bedelini orantısız bir şekilde çoğunluğu oluşturan halk ödemektedir. Bunun sonucunda yoksul kesimlerin zaten kısıtlı olan bütçesinden suya ayırdığı oran artmakta; bu gider kalemlerine beslenme, barınma, ısınma, ulaşım ve eğitim eklendiğinde mevcut yoksulluk hızla büyümektedir. Bu durumda su hakkı, yani en temel hak olan yeterli miktarda temiz suya erişim, yoksullar aleyhinde kısıtlanmaktadır. Başka bir ifadeyle insani su kullanımı (içme, temizlik ve yemek pişirme vb.), sermayenin sonu gelmeyen su taleplerine feda edilmektedir. İnsani amaçlı su kullanımı en temel yaşam hakkı olduğuna göre para ile alınıp, satılamaz. İnsani kullanımı aşan veya ekonomik üretim için tüketilen suyun ise, bir hak olmadığı için ücretlendirilmesi şarttır.

İncelediğimiz Su Kanunu Tasarısı’nda su hakkının adı bile geçmemektedir.  Bolivya, Uruguay, İspanya, Hollanda ve daha pek çok ülkede Anayasa’da insan hakkı olarak yer alan su hakkı, 2010 yılında Birleşmiş Milletler tarafından da kabul edilmiştir. Dünyada su hakkının kabulüne doğru gelişmeler yaşanırken, içine kattığı tüm güncel ekolojik terimlere rağmen Su Kanunu Tasarısı adeta tam tersi bir yönde atılmış hukuksal bir metindir. Örneğin tasarının 4. maddesinin (e) ve (f) bentleri suyun ücretlendirilmesi yoluyla su hakkının gaspına yöneliktir. İlk bentte “Suyun yönetim hizmetleri karşılığında ücretlendirilmesi” yer almaktadır. Oysa suya erişimin bir hak olması nedeniyle insani kullanım için yeterli miktar ve kalitede suyun ücretsiz verilmesi, bunun dışındaki kullanımın kamu yönetim hizmetleri karşılığında ücretlendirilmesi gerekmektedir. Yani asgari insani ihtiyacı aşan miktardaki su kullanımı ile ticari, tarımsal ve endüstriyel su kullanımında ücretlendirme uygulanabilir.  İkincisinde ise “Su temin maliyetlerinin kullanan, kirlilik önleme maliyetlerinin kirleten tarafından ödenmesi, esastır” denmektedir. Aynı şekilde su hakkı olarak belirlenen miktarı aşan kullanım söz konusu olduğunda temin ve kirlilik önleme maliyetlerinin kullanan tarafından ödenmesi esastır.

Üçüncü olarak su yönetimine bakıldığında, su hakkının korunmasının su varlıklarının kirlenmesi ve tükenmesini sorunlarının en aza indirilmesiyle olanaklı hale geleceği görülür. Bunun için de su yönetiminin her şeyden önce su varlıklarını kullanma değil, koruma eksenli olması gerekir. Korumanın gerçekleşmesi ise suyu insani ihtiyaçlar için kullananların su yönetimine katılması ile mümkün olabilir. Su yönetimi sadece bürokrat, sermaye ve uzman eline bırakılırsa, suyun insani ihtiyaca değil, ekonomik talebe yönelik kullanılması durumu ortaya çıkar. Su varlıkları ve insani su kullanımı sınırlı iken, ekonomik talep sonsuzdur. Talebin kontrol altına alınmadığı noktada, ihtiyaçlar feda edilecektir. Nitekim günümüzde yaşanan budur. Bu, hem hak ihlali olduğu için yoksullar, gelecek kuşaklar ve diğer canlılar aleyhinde bir adaletsizliği, hem de suların hızla kirlenip tükenmesi sonucunu doğurur. Bu nedenle su yönetimi demokratik, katılımcı ve koruma eksenli olmak zorundadır.

İncelediğimiz tasarıda ise tam aksi yönde bir su yönetimi tablosu çizilmiştir. Örneğin tasarının 2. maddesinin (i) bendinde havza yönetim planı “Bir havzadaki su kaynaklarının ve canlı hayatının korunmasını ve geliştirilmesini sağlamak üzere, su kaynakları için sürdürülebilir bir koruma-kullanma dengesi gözetilerek hazırlanan plan” olarak tanımlanmaktadır. Bizim önerdiğimiz maddede ise “Bir havzadaki su varlıklarının ve canlı hayatının korunması ve iyileştirilmesi, ve kültürel mirasının sürdürülmesi amacıyla öncelikli olarak su varlıklarının ekolojik ve insani kullanımı için ihtiyatlılık, çoğulculuk ve demokratik katılımcılık ilkeleri temelinde hazırlanan plan” olarak ifade edilmektedir. Zira su varlıklarının öncelikli kullanımı ekolojik ve insani amaçlı olmalıdır. Suyun kullanımında, bu amaç hiçbir şart altında bertaraf edilmemelidir. Tasarıda bahsi geçen “koruma-kullanma dengesi” yukarıda belirtilen şartı sağlamadığı sürece, uygulamada koruma değil, kullanım söz konusu olacaktır. Bu da su varlıklarının kirlenerek, temiz suyun tükenmesi ve pahalanması anlamına gelecektir.

Tasarıdaki bir başka sorun teşkil eden madde ise “Havza su tahsis heyetinin kurulması, görev ve yetkileri” bölümünde yer alan madde 14’tür. Tasarıda havza bazında sosyal-ekolojik koruma, içme suyu temini ve tahsis gibi faaliyetleri yürütecek bir kurum yoktur. Bu çok temel bir eksikliktir. Su Kanunu’nda su tahsis heyetini değil, öncelikle havza yönetim birimini tanımlamak gerekir. Türkiye’de bulunan 26 havzanın her biri için birer havza yönetim birimi olmalıdır. Katılımcılık ilkesinden yola çıkılarak kurulacak bu birlik içinde belediye başkanları, kooperatifler, STK’lar, su ve su yönetimi alanına giren çeşitli alanların uzmanları, yerel topluluklar, kent konseyleri vb. öğelerin bulunması şarttır. Su tahsis heyeti ise ancak havza yönetim biriminin bir organı olabilir.

Kanun tasarısında yer alan 11. maddede ise başkanlığını Orman ve Su İşleri Bakanı’nın yaptığı, su mecrası içinde yer alan diğer bakanlardan oluşan “Su Yönetimi Yüksek Kurulu” adlı bir üstü kuruldan bahsedilmektedir. Maddenin 3. fıkrasında, özel sektör, sivil toplum kuruluşları ve üniversitelerin temsilcileri gibi su yönetiminde yer alan diğer aktörlerin ise Su Yönetimi Yüksek Kurulu toplantılarına sadece gerekli olduğu durumlarda davet edilebileceği belirtilmektedir. Oysa herhangi bir su kanununa temel teşkil etmesi gereken ilkelerden biri de su varlıkları hakkında, hangi düzeyde olursa olsun, karar alma süreçlerinde mutlaka su varlıklarından doğrudan yararlanan ve etkilenen yerel halkın katılımıdır. Bunun yansıması olarak su varlıklarıyla ilgili karar süreçlerinde, havza bazında yönetimden yola çıkarak her havzanın temsilcisinin de bu kurulda yer alması gerekir. Kurulda ilgili ve uzman kurumların temsilcilerinin bulunması kadar, yerel halkın katılımının sağlanması esas olmalıdır.

Özetle, mevcut tasarının “Su Kaynaklarının Planlanması ve Geliştirilmesi, Korunması, İzleme ve Denetim, Su Yüksek Koordinasyon Kurulu, Havza Yönetim Birimi” başlıklı ikinci bölümü, Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın tek karar verici merci olduğu bir yapıyı örmek üzere hazırlanmıştır. Böylece zaten hâkim olan merkeziyetçi yönetim anlayışı, ulusal ve yerel düzeyde su ile ilgili tüm kurul ve kuruluşlarda sağlamlaştırılmaktadır. Tasarıda “havza bazında yönetim” gibi ilk bakışta umut vadeden ama ilerleyen aşamalarda içi boş olduğu görülen pek çok kavram,  Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın süper güçler ve yetkilerle donatılmış bir kuruluş olmaya devam etmesinin bir sonucudur. Oysa hangi düzeyde olursa olsun, karar alma süreçlerinde mutlaka su varlıklarından doğrudan yararlanan ve etkilenen yerel halkın katılımı şarttır. Zira sorunların daha oluşmadan bertaraf edilmesi, daha etkin ve hızlı biçimde çözüm üretilmesi, çözümlerin toplumca benimsenerek uygulanması için yerinden yönetim ilkesinin etkinleştirilmesi artık bir seçim değil, zorunluluk haline gelmiştir. Bu nedenle, Bakanlığın yetki alanları su varlıklarının kalitesi ve miktarına yönelik evrensel kıstasları yerel aktörlerin bilgisine sunmak, bu konularda denetimi organize etmek ve sağlamak, gereken yaptırımların gerçekleşmesini sağlamak gibi evrensel düzeyde cereyan eden faaliyetlerle sınırlandırılmalıdır.

İncelenen Su Kanunu Tasarısı mevcut haliyle su varlıklarını fiziksel ve ekonomik bir kaynak olarak gören; suyun kültürel boyutunu yok sayan; su varlıklarını korumayı değil kullanmayı teşvik eden; suyu koruma stratejisi “kirleten öder” prensibinden öte geçemeyen ve dolayısıyla sorunları oluşmadan önlemek yerine oluştuktan sonra yüzeysel çözümler üretmeye odaklı; su hakkını tanımayan ve artan su faturalarıyla büyüyen bir adaletsizliğe neden olan; ve su yönetiminde merkeziyetçi mevcut yapıyı sürdürerek yerelden yönetimi özde değil sadece sözde savunan bir hukuksal metindir. Mevcut haliyle bu tasarı gezegendeki yaşamın güvencesi olan su varlıklarını, yaşam hakkının temel bileşeni olan su hakkını ve suyun yönetiminin olmazsa olmazı demokratik katılımcılığı tehdit etmektedir. Bu tehdidi bertaraf etmek sadece eleştirmekle sınırlı kalamayacağı için, hukuk uzmanları ile birlikte uzun erimli bir çalışmanın sonucunda hazırladığımız Alternatif Su Kanunu tasarısını sizlerle paylaşıyoruz.

Bu giriş yazısının ardından gelen bölümlerde ilk olarak Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Anabilim dalı öğretim görevlisi ve anayasa hukuku ve insan hakları uzmanı Dr. Tolga Şirin’in “Su hakkı ve su varlığının korunması için hukuki dayanaklar” makalesi yer almaktadır. İkinci bölümde, Su Hakkı Kampanyası mevcut Su Kanunu tasarısını madde bazında incelemekte, Su Kanunu Tasarısı’nda bulunan her bir madde, değiştirilme gerekçesi ve ona alternatif olarak oluşturulan madde önerisiyle birlikte toplu bir tablo halinde sunulmaktadır. Üçüncü bölümde ise hazırlanan Alternatif Su Kanunu Tasarısı, tam bir kanun metni halinde yer almaktadır.

Su Hakkı Kampanyası

16 Haziran 2014

Sonraki sayfa: Su hakkı ve su varlığının korunması için hukuki dayanaklar – Tolga Şirin

alternatif-su-kanunu-tasarisi-665

Su hakkı ve su varlığının korunması için hukuki dayanaklar

alternatif-su-kanunu-tasarisi-300

“Su Kanunu Tasarısı” Eleştirisi ve Alternatif Su Kanunu Tasarısı

İçindekiler:

Giriş

• Su hakkı ve su varlığının korunması için hukuki dayanaklar – Tolga Şirin (buradasınız)

• Su Kanunu Tasarısı Değerlendirme ve Öneriler

Birinci Bölüm

İkinci Bölüm

Üçüncü Bölüm

Dördüncü Bölüm

Beşinci Bölüm

Su Hakkı Kampanyası’nın önerdiği “Alternatif Su Kanunu Tasarısı”

Tolga Şirin

(Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Anabilim dalı öğretim görevlisi ve anayasa hukuku ve insan hakları uzmanı)

Su, özel mülkiyetin ortaya çıkışından, dinsel inançlardan, aile, devlet ve benzeri kurumlardan, günümüzde güvence altına alınmış bütün hak kategorilerinden, hatta insandan bile önce var olan bir elementtir. Su, kelimenin her anlamıyla doğallık içermektedir. Dolayısıyla hukuken “doğal haklardan” bahsedilecekse, belki de en doğal hakkın, su hakkı olduğu söylenebilir.

Su hakkı hükmünün her şeyden önce aşağıdaki temel fıkraları içermesi gerekir:

[1] Bütün insanlar ve canlılar, yaşam hakkının ayrılmaz bir parçası olan yeterli kalite ve miktardaki suya, fiziksel ve ekonomik olarak etkili bir şekilde erişim hakkına sahiptir. Suya erişim hakkı, su varlıklarıyla ilgili bilgilere erişim hakkı ile su varlığının yönetim süreçlerine etkin ve somut bir şekilde katılım hakkını da içerir.

[2] İnsani kullanım için yeterli miktar ve kalitede su, devlet tarafından ücretsiz ve öncelikli olarak tedarik edilir. Asgari insani ihtiyacı aşan miktardaki su kullanımı ile ticari, tarımsal ve endüstriyel su kullanımında ücretlendirme uygulanabilir. Ancak ücretlendirme politikasında, toprağı doğrudan doğruya işleten küçük çiftçi ve diğer dezavantajlı gruplar gözetilir.

[3] Kamusal bir varlık olan su, Devlet’in hüküm ve tasarrufu altındadır.  Bu tasarruf yetkisi, çevresel dengeye uygun olarak, kamu yararı çerçevesinde kullanılır, devredilemez ve özelleştirilemez. Su varlığının enerji amaçlı kullanımında çevresel dengenin bozulmaması ve su havzalarındaki doğal akışın değiştirilmemesi esastır.

[4] Devlet, temiz ve doğal su varlığını tespit eder ve bunları kültürel, çevresel ve insani ihtiyaçları dikkate alarak, bütünlüklü ve programlı biçimde korur.  Su varlığının, ticaret, ziraat, enerji ve sanayi alanlarındaki kullanımında çevresel denge ile kültürel mirasın öncelikli olarak korunması esastır. Bu amaçların gerçekleştirilmesi için, ihtiyatlılık, çoğulculuk ve demokratik katılımcılık ilkeleri dikkate alınarak, Su Koordinasyon Kurumu kurulur.

Sayılan bu dört fıkranın, Anayasa’da yer almasına ilişkin gerekçeler ise sırasıyla şunlardır: Birinci fıkraya bakacak olursak, Birleşmiş Milletler (BM) Ekonomik ve Sosyal Haklar Komitesi’nin 15 no’lu genel yorumuna göre su hakkının temel öğeleri, yeterlilik, kalitelilik ve erişilebilirliktir. Erişilebilirlik öğesi, bilgiye ve suyun (demokratik) yönetimine erişimi içermekte ve ayrımcılık yasağı, fiziksel erişilebilirlik ve ekonomik erişilebilirlik öğelerini barındırmaktadır. Anılan unsurlar birinci fıkraya yansıtılmıştır. Hak özneleri ise antropo-sentrist (insan merkezci) olarak değil, su hakkının özgün niteliği ve diğer bütün canlılar dikkate alınarak belirlenmiştir.

İkinci fıkrada da görüldüğü üzere su hakkı sosyal bir hak niteliği taşımaktadır. Bu nitelik suyun ücretsiz olarak sağlanması ile gerçekleştirilebilir. Sosyal haklar, insan onuruna yaraşır bir yaşam sürdürebilmek için gerekli olan haklardır. Birçok araştırmada insan onuruna yaraşır bir yaşam için temizlik, içme ve besin ihtiyaçlarını karşılamaya yeten su miktarı tek bir birey için 20 ila 50 litre arasında belirlenmiştir. İnsani su kullanımı, ticari, tarımsal ve endüstriyel su kullanımı karşısında oldukça düşük bir orana (yaklaşık yüzde 3) tekabül etmektedir. Bu bakımdan anılan miktarda suyun ücretsiz hale getirilmesi ağır bir yük değildir. Öte yandan suyun ücretsiz olması, onun doğal bir varlık olmasına içkindir. Anılan su politikası, belli bir miktarın üzerindeki su kullanımının daha yüksek bedelle ücretlendirilmesi uygulamasıyla beraber uygulandığında su tasarrufu da sağlayacaktır. Ancak sudan temel insani ihtiyaçların ötesinde gelir elde eden kullanımlardan (yaklaşık %97’ye tekabül etmektedir) daha fazla ücret alınması, anılan sosyal amacın gerçekleşmesi ve su tasarrufu açısından da tutarlı olacaktır. Anayasanın küçük çiftçiyi koruyucu hükümleri ile BM’nin Çocuk Hakları Sözleşmesi (ÇHS) ve Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (KKHTAÖS) metinleri ve de 15 no’lu yorumun ayrımcılık yasağına ilişkin hükümleri belli özneler bakımından pozitif ayrımcılık yapılmasına imkân sağlamaktadır. Bu durum metne yansıtılmıştır.

Üçüncü fıkra ise 90’lı yıllar ve 2000’li yıllardaki Dünya Bankası ve IMF uygulamaları çerçevesinde su kaynaklarının özelleştirilmesinin, başta Latin Amerika ve Afrika’da olmak üzere geniş kesimler üzerinde yıkıcı sonuçlar yarattığı gözlemlerinden yola çıkılarak oluşturulmuştur. Bu sorunlar, insan onuruna yaraşır yaşam standartlarını gerilettiği gibi, ağır toplumsal kriz ve bunalımlara da yol açmıştır. Öte yandan birçok dinin suyun özel mülkiyete konu edilmesine karşı mesafeli tutumu da bu yönde dinsel ve kültürel bir değer taşımaktadır. Hal böyleyken suyun kamusal niteliğinin anayasal düzeyde ifade edilmesinin önemi açıktır.

Fıkranın devamında Türkiye’nin enerji ihtiyacının karşılanması için hız kazanan Hidroelektrik Santrallerinin (HES), belli bir program ve çevresel hassasiyet taşımadan yapılmasının doğal alanda yıkıcı etki doğurduğu gözlemlenmiştir. Bu bakımdan bu çalışmaların çevresel dengenin bozulmaması ve bu amaç bakımından kritik öneme sahip “su havzalarındaki doğal akışın değiştirilmemesi” koşulunun anayasal düzeye taşınması, özel bir hassasiyetin yansıması olarak fıkraya eklenmiştir.

Dördüncü fıkrada suyun bir “varlık” olduğu ifade edilmiştir. Bunun sebebi, suyun insan tarafından üretilmeyen doğal bir varlık olduğunu vurgulamaktır. Türkiye’deki mevcut su varlığının tespit edilmesi ve bu seviyenin geriye çekilmemesi için devletin sistematik ve programlı biçimde pozitif edimde bulunması bir zorunluluktur. Bu bakımdan 15 no’lu genel yorumda öngörülen ilkeler çerçevesinde yeni bir merkezi anayasal kurumun öngörülmesi, su varlığının karşı karşıya olduğu yakın gelecekteki riskler karşısında bir zarurettir.

Su varlığı, denizler, kuyu suları, yüzeysel suları, yer altı suları ve atmosferik su olmak üzere bütünsel olarak kavranmalıdır. Öte yandan suyun, özellikle su havzası etrafında yaşayanlar açısından kültürel için de bir anlamı vardır. Bu anlam ve bütünlük maddede vurgulanmış ve suyun kâr aracı olarak kullanıldığı hallerden ziyade insani su kullanımın önceliği kayıt altına alınmıştır.

Su hakkına ilişkin açıklama/bilgilendirme notu[1]

I. Genel olarak su hakkı

Su, canlı yaşamının en temel mineralidir. İçme, yemek pişirme, temizlik, tarım, hayvancılık ve sanayi, enerji ve kültürel vb. nedenlere dayalı olarak su, vazgeçilmez bir öneme sahiptir. Ne var ki suyun bu denli önem taşımasına rağmen su, yaşadığımız çağda büyük bir tehlike altındadır. Örneğin Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, 1,1 milyardan fazla insan temiz içme suyuna[2], 2,6 milyardan fazla insan ise temizlik için ihtiyaç duyulan suya ulaşamamaktadır. UNESCO raporlarına göre de her yıl 2 milyondan fazla insan susuzluk sorununa bağlı nedenlerle ölmektedir[3]. Bu bakımdan dünya üzerinde yaşayan her altı insandan birisinin temiz içme suyuna, her iki insandan birisinin ise temizlik için gerekli olan suya erişiminin mümkün olmadığı görülmektedir. BM’nin tahminlerine göre 2050 yılına kadar 2,5 milyar insan daha su sorunundan etkilenecektir. Hal böyleyken suyun özel olarak koruma altına alınması bir zorunluluk haline gelmiştir. Hukuksal açıdan bu korumanın anayasal düzeye taşınması da bir zarurettir. Bu zaruretin mukayeseli anayasa hukuku ve uluslararası hukuk bakımından da bir karşılığı bulunmaktadır.

II. Uluslararası hukukta su hakkının evrimi

Suyun bir insan hakkı olarak güvence altına alınması, özellikle Türkiye’nin de üyesi olduğu BM nezdinde hazırlanan metinlerde yer almaktadır. Örneğin erken dönem metinlerden olan insancıl hukuka ilişkin Cenevre Sözleşmeleri, bu hakkın ilk nüvelerini ortaya koymuştur.

Bu sözleşmelerden 1950’de yürürlüğe giren Savaş Mahpuslarına Yapılacak Muamele ile ilgili Cenevre Sözleşmesi’nin 20, 26, 29 ve 46’ıncı maddelerinde, mahpusa içme ve temizlik için gerekli olan suyun mahpusluk sırasında ve yer değiştirme sırasında tedarik edilmesinin zorunlu kılındığını; 1950 yılında yürürlüğe giren Savaş Zamanında Sivil Kişilerin Korunmasıyla ilgili Cenevre Sözleşmesi’nin 85, 89 ve 127’inci maddelerinde, gözaltında bulunan sivillerin tutulma ve yer değiştirmeleri boyunca, tuvalet ve banyo gibi temizlik ihtiyaçları ile içme suyu ihtiyaçlarının karşılanmasının zorunlu kılındığını, son olarak 1978 yılında yürürlüğü giren Uluslararası Olan/Olmayan Silahlı Çatışmalardan Mağdur olanların Korunması ile ilgili 12 Ağustos 1949 tarihli Cenevre Sözleşmesine Ek Protokollerden birincisinin 54’üncü maddesi ile ikincisinin 5 ve 14’üncü maddelerinde, sivil nüfusun hayatta kalması için gerekli olan su kaynaklarına saldırılmasının, tahrip edilmesinin, ortadan kaldırılmasının, kullanılmaz hale getirilmesinin yasaklanmış olduğu görülmektedir[4].

Bu sözleşmelerin önemi, zor durumda bulunan insanların, savaş zamanında sudan mahrum bırakılamayacağını düzenlemiş olmasıdır. Bu yaklaşım, su hakkının uluslararası düzeyde tanınması konusunda önemli bir destek ayağıdır ve objektif durumu itibariyle, uluslararası hukuk açısından tetikleyici bir nitelik taşımaktadır. Bu sözleşmeler, başkaca herhangi bir metin bulunmasa da, teorik olarak, savaş zamanında dahi korunan su hakkının, barış zamanında evleviyetle (argumentum a fortiori) var olacağı ve korunacağı yönünde bir çıkarım yapmaya da imkân tanımaktadır[5].

Su hakkı, anılan erken dönem metinlerden sonra ilk kez çevresel felaketlerin gözle görülür olmaya başladığı 70’li yıllarla beraber tartışılır olmuştur.  Örneğin BM tarafından 5-16 Haziran 1972 tarihlerinde Stockholm’de gerçekleştirilen ve 100’den fazla ülke temsilcisinin katıldığı İnsan Çevresi Konferansı’nda, her ülkenin çevreye karşı sorumluluğunu kabul etmesinin, insanın yeryüzündeki varlığını sürdürmesinin başlıca koşulu olduğu noktasında birleşmesi bir amaç olarak belirlenmiş[6]; insanın özgürlük, eşitlik ve yeterli yaşam koşullarını sağlayan onurlu ve refah içinde bir çevrede yaşama hakkı ile bugünkü ve gelecek nesiller için çevreyi koruma ve geliştirme yükümlülüğü birinci ilke olarak kaydedilmiş; ikinci ilke olarak bugünkü ve gelecek nesiller için ihtiyaca göre özenli planlama veya yönetim ile dünyanın doğal kaynakları, hava, su, toprak, flora, fauna ve doğal ekosistemleri temsil eden örneklerin korunması gerektiği kaydedilmiştir. Ancak bu konferansta, bir insan hakkı olarak su üzerinde durulmamıştır. Söz konusu ilkelerde de su, çevre hakkının bir bileşeni olarak korunması gereken doğal mineral biçiminde dikkate alınmıştır.

Bu sürecin devamında suyun bir hak olarak ele alınışı, 1977 yılında yapılan Mar Del Plata Konferansı’nda gerçekleşmiştir[7]. Anılan konferansta su, “içme suyu” boyutuyla ve ilk kez bir hak olarak ifade edilmiştir. “Tüm halkların, gelişme aşaması, sosyal ve ekonomik koşulları ne olursa olsun, temel gereksinimlerine eşit miktarda ve kalitede içme suyuna erişim hakkına sahip olduğu”, hem Konferans eylem planının önsözünde, hem de Topluluk Suları konusundaki 2 no’lu kararda ifade edilmiştir. Konferans sonrasında 1980 ve 1990 arasındaki döneme yönelik olarak, yeterli hizmete ulaşamayan kentsel ve kırsal alanlara güvenilir içme suyu ve sağlık koruma hizmetlerinin tedarik edilmesi amacıyla “uluslararası içme suyu temini ve sağlık koruma on-yılı” başlatılmıştır. Söz konusu konferansın sonucunda, su hakkına ilişkin herhangi bir tanım yapılmasa da, suyun gerekliliğine dikkat çekilmiştir. Bu durum, ileride sürdürülecek tartışmalara bir zemin hazırlamıştır[8].

Bu virajdan sonra bir insan hakkı olarak suyun, uluslararası bir sözleşmeye konu edilişi, spesifik konumda bulunan ve esasen suya erişimde sıkıntı yaşayan veya temiz suyun bulunmamasından dolayı dezavantajlı duruma düşen özneler için söz konusu olmuştur. Bu özneler, suya erişimde problem olması durumunda, tek başına ev içi emeğe mahkûm edilen kadınlar ile fiziksel ve ehliyet açısından kısıtlama altında bulunan çocuklardır. Bu hak özneleri, temiz su bulunmaması durumunda su temin etmek için kilometrelerce yol kat etmek zorunda kalan, eğer bu tercihte bulunmazlarsa ve bazen bu tercihe rağmen, salgın hastalık riski altında temizlik yapmaya mahkûm edilenlerdir[9].

Bu bağlamda kadınların ve çocukların haklarına ilişkin olarak iki temel BM sözleşmesinde su hakkından bahsedildiği görülmektedir. Bu sözleşmeler; “Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Tasfiye Edilmesine Dair Sözleşme[10]” (KKHTS) ve Çocuk Hakları Sözleşmesidir[11] (ÇHS).

1981 yılında yürürlüğe giren ve BM sözleşmeleri içinde en çok çekince konulan sözleşmelerden birisi olan KKHTS’nin “Kırsal Alandaki Kadınların Hakları” başlıklı 14/2 (h) maddesinde su hakkı, açıkça zikredilmiştir:

“Taraf Devletler erkekler ile kadınlar arasında eşitliği sağlamak üzere, kırsal alanda meydana gelen gelişmelere katılmaları ve bu gelişmelerden yararlanmaları için kırsal alanda yaşayan kadınlara karşı ayrımcılığı tasfiye etmek için gerekli her türlü tedbiri alır ve bu kadınlara özellikle aşağıdaki hakları tanır; (…) Özellikle konut, sağlık, aydınlanma, içme suyu, ulaşım ve iletişim hizmetleriyle ilgili yeterli yaşam standartlarından yararlanma hakkı.”

Türkiye’nin de Türk Medeni Kanunu çerçevesinde bir takım çekinceleri bulunmakla birlikte taraf olduğu bu sözleşmede[12], ayrımcılığın tasfiyesine yönelik olarak mücadele yolunda aşağıda anacağımız ÇHS’ye göre daha genel ve güvenceli olarak, kadınlara yeterli yaşam standardı sağlama yükümlülüğü bulunmaktadır. ÇHS’de bulaşıcı hastalık ve yetersiz beslenmeyle mücadelede bir araç olarak ortaya konulan temiz içme suyu sağlama yükümlülüğü, KKHTS’de bir araç olarak değil, genel olarak yeterli yaşam standartlarından yararlanma hakkının bir unsuru olarak ifade edilmiştir.

1991 yılında yürürlüğe giren ve yine Türkiye’nin belirli çekinceler taşımakla birlikte taraf olduğu[13] ÇHS’de “su”, “sağlık hakkı” ile ilişkilendirilmiştir.Sözleşmenin “sağlık hakkı” başlıklı 24/2(c) maddesi şu şekildedir:

“Taraf Devletler, bu hakkın tam olarak uygulanmasını yakından izler, ve özellikle aşağıdaki konularda gerekli tedbirleri alır: (…) Temel sağlık hizmetleri verilmesi sırasında, mevcut teknolojik yeniliklerin kullanılması ve besleyici gıdalar verilmesi ile çevre kirlenmesinin tehlike ve zararları dikkate alınarak temiz içme suyunun sağlanması gibi yollarla bulaşıcı hastalıklarla ve yetersiz beslenmeyle mücadele edilmesi(…)”.

Görüldüğü üzere devlet, bulaşıcı hastalıklar ve yetersiz beslenmeyle mücadele etme yükümlülüğü altındadır ve bu yükümlülüğünü, diğerleri ile birlikte “temiz içme suyu sağlamak” vasıtasıyla gerçekleştirmek durumundadır. Gerçi temiz içme suyuna çocuk sağlığı ile bağlantılı olarak yer veren ilk sözleşme, ÇHS değildir. Afrika Çocuk Hakları ve Esenliği Şartı’nın “Sağlık ve sağlık hizmetleri” başlıklı 14’üncü maddesinde de taraf devletlerin, her çocuğun sahip olduğu en iyi fiziksel, zihinsel ve ruhsal sağlık durumuna sahip olma hakkının gerçekleşmesi için temiz içme suyunu sağlama yükümlüğünden bahsedilmektedir.

Çocuklar ve kadınların dışında, bir diğer dezavantajlı grup olan yaşlılara ilişkin bir metinde de suya erişim hakkına değinilmiştir. BM tarafından hazırlanan “Yaşlı İlkeleri” içinde yer alan “bağımsızlık” ilkesinin birinci maddesine göre, “yaşlı kişiler besin, su, barınak, kıyafet, sağlık bakımı, iş ve başka gelir getirici imkânlar, eğitim, öğretim ve sağlıklı bir çevrede yaşama imkânına erişmelidir[14].”

1990’lı yıllara gelindiğinde ise su hakkı, daha açık bir şekilde tartışılmaya başlanmıştır. 1992 yılında Dublin’de yapılan Su ve Sürdürülebilir Kalkınma Konferansı’nda su, bu defa “suyun tüm kullanım alanlarında ekonomik değere sahip bir kaynak olduğu ve ekonomik bir meta olarak görülmesi gerektiği” tespitinden hareketle, “temel bir hak olarak bütün insanların temiz su ve hıfzıssıhhaya ödenebilir bir fiyatla erişme hakkının” (ilke 4) bir parçası olarak ifade edilmiştir. Bu yöndeki tespite dayanak olan yaklaşıma göre, su kaynaklarının israfı ve çevreye zarar verecek şekilde kullanılmasının sebebi, suyun ekonomik bir değer olarak görülmemesidir.  

Dublin İlkeleri’nde bu yöndeki ifadelerin yanı sıra, temiz suyun, hayatı, kalkınmayı ve çevreyi sürdürülebilir kılmak için gerekli olan sınırlı ve hassas bir kaynak olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca yaşamın devam etmesini sağlayan suyun, toplumsal ve ekonomik kalkınma ile doğal ekosistemlerin korunmasıyla ilişki olarak bütünsel bir yaklaşımla ele alınarak, su toplama havzası veya yeraltı suyu akiferinin tümünü kapsayan toprağı ve su kullanımını birbirine bağlayarak etkin biçimde yönetilmesi gerektiği de vurgulanmıştır.

İlkelerde öncelikle su kaynaklarının geliştirilmesinde ve yönetiminde, her seviyedeki kullanıcıları, planlamacıları ve politikacıları da dâhil eden, “katılımcı” bir yaklaşıma çağrı yapılmıştır. Bunun yanında, suyun dağıtılması, yönetimi ve korunmasında kadınların kritik bir rolünün olduğu kaydedilmiş, kadınların su kaynaklarına ilişkin uygulamalara, karar alma ve uygulama dâhil, her aşamada katılımının önemi vurgulanmıştır. Bu tespitten hareketle, ilkelerde anılan amacın gerçekleşmesi için her türlü aracın tedarik edilmesi gerektiği kaydedilmiştir.

Dublin Konferansı dışında, 3-14 Haziran 1992 tarihinde düzenlenen ve Stockholm Konferansı ile başlayan çevre konusundaki uluslararası etkinliklerin bir halkası niteliğinde olan BM Rio Çevre ve Kalkınma Konferansı’nın sonucunda  “sürdürülebilir kalkınma” modelinin karakterize ettiği altı metin ortaya konulmuş, bu metinlerden, Türkiye’nin de benimsediği program niteliğinde bir belge olan Gündem 21’in 18’inci bölümü “Tatlı Su Kaynakları Temininin ve Kalitesinin Korunması” biçiminde düzenlenmiştir[15]. Genel hatlarıyla bu bölümde su, doğal bir kaynak ve hem sosyal, hem de ekonomik bir mal olarak öngörülmüş, suyu kullananlardan uygun ücretler alınması telkin edilmiş, sürdürülebilir yönetim için her türlü planlama ve geliştirmede suyun tam maliyetinin esas alınması salık verilmiştir[16].

Öte yandan 1994 yılında yapılan Nüfus ve Kalkınma Konferansı’nda su hakkı konusu gündeme gelmiş, Uluslararası Nüfus ve Gelişme Konferansı Eylem Programı’nda sürdürülebilir kalkınmanın merkezinde “insanın” bulunduğu ifade edilerek, insanların kendileri ve aileleri için yeterli yiyecek, giyecek, mesken, su ve temizlik dâhil yeterli bir yaşam standardını sağlama haklarının bulunduğu ifade edilmiştir[17].

Yine sürdürülebilir kalkınma çerçevesinde çevre politikalarına ilişkin bir diğer sözleşme ise, Sınıraşan Sular ve Uluslararası Göllerin Korunması ve Kullanılması Hakkındaki 1992 Sözleşmesine Ek 1999 tarihli Londra Su ve Sağlık Protokolüdür. Taraflara, herkesin içme suyuna erişimini ve su kaynaklarının sürdürülebilir kullanımını, insan sağlığını tehlikeye atmayan, çevre kalitesini ve ekosistemlerin korunmasını amaçlayan entegre su yönetimi sistemleri çerçevesinde, herkese sanitasyon sağlanması amaçlarını izleme yükümlülüğünü yükleyen Protokol’de, bu minvalde bazı teknik yöntemler öngörülmekle birlikte dikkat çekici biçimde ilke ve yaklaşımlar (md.5/l) başlığı altında “hem nitelik, hem de miktar açısından yeterli suya eşitlikçi erişim, özellikle dezavantaj ve sosyal yoksunluktan muzdarip olanlar olmak üzere, nüfusun tüm mensuplarına sağlanmalıdır”hükmüne yer verilmiştir. Bu bağlamda, anılan Ek Protokol, 20’inci yüzyılın sonunda su hakkına ilişkin olarak, dezavantajlı gruplara dikkat çeken özelliği gereğince önem taşımaktadır[18].

İfade ettiğimiz belgelerin tamamı 20’inci yüzyılda üretilmiştir. Ancak 20’inci yüzyıl sona ererken su sorunu çözülmediği gibi, büyümeye de devam etmiştir. Bu gerçek karşısında BM bünyesinde de bazı tedbirler gündeme gelmiş, yeni bir yüzyıla/bin yıla girilirken, bu sorunun çözümüne yönelik bütüncül bir kalkınma hedefi iddiası ile 189 ulusun temsilcisinin katılımıyla bir bildirge yayımlanmıştır. BM Milenyum Deklarasyonu[19] olarak bilinen bu bildirgenin yoksulluk, açlık, eğitim, kadın erkek eşitliği, çocuk ölümleri, anne ölümleri, hastalıklar ve çevre sorunlarının her biri için, öngörülen belli bir oranda sorunun azaltılması hedeflenmektedir. Bu hedefler çerçevesinde sağlıklı suyun kilit bir role sahip olduğu defalarca vurgulanmıştır. Deklarasyonda çevresel güvenliğin sağlanması için ayrı bir hedef olarak 2015 yılına kadar güvenli içme suyuna ve temel atık sistemine erişimi olmayan nüfusun oranın yarı yarıya azaltılması hedeflenmektedir. Deklarasyon hâlihazırda BM politikaları çerçevesinde uygulanmaktadır.

Bu Deklarasyon, kendisinden sonra gelen Konferansları etkilemiştir. 2002 yılında Johannesburg’da düzenlenen, BM Sürdürülebilir Kalkınma Dünya Zirvesi’nde[20] ve Konferans sonunda hazırlanan uygulama planında, Deklarasyon’a atıfta bulunulmuş ve bununla birlikte herkesin “su ihtiyaçlarının, toplumsal cinsiyet konusuna duyarlı, bilgilendirme ve katılıma açık biçimde evsel, tarımsal ve endüstriyel su gereksinimleri arasında uygun denge kurularak, yeterli miktar ve kalitede, yoksulların ihtiyaçlarını karşılayacak bir fiyattan, ayrımcılık yapmadan karşılanması” gereği ifade edilmiştir. Yani Dublin Konferansı’ndan bu yana suyun ekonomik bir değer olduğu yönündeki vurgu sürmekle birlikte, suya ulaşımda yoksulların ve dezavantajlıların gözetilmesi ve suyun bedelinin, yoksulların ihtiyacını karşılayacak seviyede olması kaydı yinelenmiştir[21].

Benzer yaklaşım, bölgesel düzeyde üretilen metinlerde de görülmektedir. Örneğin 2001’de Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin kabul ettiği Avrupa Su Kaynakları Şartı’nın 5’inci maddesi şu şekildedir:

Herkes kendi temel ihtiyaçları için yeterli miktarda su hakkına sahiptir. Uluslararası insan hakları belgeleri (instruments) tüm insanların açlıktan kurtulma ve kendileri ve aileleri için yeterli yaşam standardı haklarını tanımaktadır. Bu iki ihtiyacın, sağlık ve hijyen bakımından yeterli kalitede, asgari miktarda su hakkını içerdiği açıktır. Su temininin insanları mahrum bırakacak şekilde kesilmesini önlemek için sosyal tedbirler yürürlüğe konmalıdır[22].

Yine bu ilke çerçevesinde tavsiye kararında, temel ihtiyaçları karşılamak için su hakkına zarar vermeksizin, su kaynaklarının üretimi ve kullanımı ile ilgili finansal maliyetleri karşılamak amacıyla (a) kirleten-öder, (b) kullanıcı-öder ilkeleri ve (c) su kaynaklarının tahmini gelişimine, gerekli yatırımlar ve sosyal düşüncelere bağlı olarak, nispi veya artan oran ya da düşük gelir kategorileri için veya tercihli şartlarla asgari su miktarının güvence altına alınması gibi oranlama yöntemleri ile belirlenecek harçların uygulanması gerektiği tavsiye edilmiştir[23].

Diğer taraftan aynı yıllarda bir insan hakkı olarak su, bir başka bölgesel metinde, ekonomik temelli yaklaşımın aksine, hak temelli vurguyu öne çıkaracak biçimde açıkça bir insan hakkı olarak düzenlenmiştir. 2002 yılında yürürlüğe giren Senegal Nehri Su Şartı’na[24] göre; nehir suyu, kişi ve çalışma güvenliğine ve aynı zamanda sürdürülebilir kalkınma gözetilerek ve “temel bir insan hakkı olarak sağlıklı su hakkına” saygı gösterilerek, nehir kıyısındaki devletlerin nüfusunun bütünsel olarak kullanımına sunulacaktır[25]. (md.4) Bunun yanında, su kaynaklarının kullanımında nüfusun, özellikle dezavantajlı durumda olanların içme suyu ihtiyaçlarının eşitlikçi biçimde tatmin edilmesi amacının ifade edildiği (md.8) şart’ta, “Ücretsiz olan evsel kullanımlar dışında, nehir sularının alınması önceki izin veya Deklarasyon (…) rejimine tâbidir.” (md.10) su hakkının “temel bir hak” olarak ifade edilmesi ve güvence altına alınan şeyin sadece “su” olmayıp, “sağlıklı su” olması dikkat çekicidir[26].

III. Temel insan hakları metinlerinde su hakkı

Su hakkı temel insan hakları metinlerinde zımni olarak yer almaktadır.  Aslında bu durum su hakkının diğer haklarla olan yakın ilişkisinin veya bu hakların bir unsuru olarak görülebilmesinin bir sonucudur. Öyle ki su olmadan yaşamak, sağlıklı olmak, konut sahibi olmak ve çevrenin devamlılığını sağlamak mümkün değildir. Dolayısıyla su hakkı yaşam hakkının, konut hakkının, sağlık hakkının ve çevre hakkının olmazsa olmaz bir parçası durumundadır. Yani 20’inci yüzyılda hazırlanan birçok insan hakkı sözleşmesinde – o dönem su sorununun ciddi bir boyuta ulaşmaması da dikkate alındığında – sudan bir hak olarak bahsedilmemiş olması anlaşılabilir, ancak yine de insan hakları konusundaki bu temel metinlerden su hakkı çıkarımı yapılması mümkündür.

Diğer haklardan su hakkı çıkarımı yapılabileceği yönündeki bu tespit, hukuk öğretisinde de sıklıkla kabul görmektedir. Bu yaklaşıma göre İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin (İHEB) “herkesin kendisinin ve ailesinin sağlık ve refahı için beslenme, giyim, konut ve tıbbi bakım hakkı vardır” biçiminde bir hüküm içeren 25’inci maddesi[27], su hakkı çıkarımına zemin hazırlamaktadır.  Çünkü su hakkı, bu maddenin açıkça atıf yaptığı  “yeterli yaşama standardına” kesinlikle dâhildir[28].

Bu yaklaşıma göre İHEB’i tasarlayanların, suyu bütünleyici elementlerden birisi ve hava gibi temel bir unsur biçiminde düşündüklerinin varsayılabileceğini ifade etmektedir. Zirainsan sağlığı ve refahı için gerekli olan yeterli miktarda ve kalitede su olmaksızın, madde 25’deki standartlar karşılanamaz; dolayısıyla bireylerin sağlıklı ve refah içinde bir yaşam standardına ulaşmaları için asgari miktarda temiz su gereksinimlerinin karşılanması gerekmektedir[29].

Buna ek olarak susuzluktan ölümün önlenmesi, su ile bağlantılı hastalıkların azaltılması ve temel besin pişirme ve ihtiyaç duyulan hijyenin sağlanması için temel düzeyde temiz su gerekliliği, en temel su standartlarını belirleyen Dünya Sağlık Örgütü ve başka BM ve uluslararası yardım örgütleri tarafından da kabul edilmektedir[30].

Bunun yanında, su hakkının 20’inci yüzyılda ortaya çıkan belgelerin moral kaynağı olan ve siyasal önemi tartışmasız olan İHEB’in bünyesinde zımnen de olsa yer aldığına ilişkin bir diğer görüş ise, Bildirge’nin işsizliğe karşı korunma için çalışma hakkı, sendika kurma veya katılma gibi su hakkına göre daha “önemsiz” olan hakları güvence altına almışken, amaçsal açıdan su hakkının görmezlikten gelinemeyeceği tezidir[31]. Bu tespit, doğrudur. Çünkü insan hakları sözleşmeleri yorumlanırken evrimci yaklaşılmakta ve dönemin gereklerine göre yorum yapılmaktadır. Bu bağlamda, birçok hak güvence altına alınırken, insanlığın en büyük sorunlarından birisi haline gelmiş bir konuya “insan” hakları sözleşmelerinin duyarsız kalamayacağı açıktır.

Bu bakımdan ikinci düzey koruma kategorisinde yer alan bu metinlerden BM Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 6’ıncı maddesinde yer alan “Her insanın doğuştan gelen yaşama hakkı vardır. Bu hak yasalarla korunacaktır. Hiç kimsenin yaşamı keyfi olarak elinden alınamaz.” ifadesi ile su hakkı arasında bir bağlantı bulunduğu kaydedilmelidir[32].

Nitekim sözleşmedeki yaşam hakkının içeriği ve kapsamı açısından BM İnsan Hakları Komitesi’nin genel yorumu, bu konuda bilgi vericidir:

“Komite yaşam hakkının genelde çok dar şekilde yorumlandığına dikkat çekmektedir. “Doğuştan gelen yaşam hakkı” şeklindeki ifade dar yorumlandığı takdirde net olarak anlaşılmaz. Belirtilen hakkın korunması Devletlerin olumlu tedbirler almasını gerektirir. Bu bağlamda, taraf Devletlerin bebek ölümlerini azaltmak, yaşam süresini uzatmak ve özellikle yetersiz beslenme ve salgın hastalık durumlarını ortadan kaldırmak için mümkün olan tüm tedbirleri alması gerekmektedir[33].”

Yani yaşam hakkı, devletin bir takım pozitif yükümlülüklerinin olduğu dikkate alınarak, geniş biçimde yorumlanacaktır. Bu yorum biçimi yukarıda andığımız ve yine ikinci düzey koruma kategorisinde yer alan ÇHS’de ve KKHTS’de yer alan yaşam hakkına ilişkin hükümler için de uygulanabilecektir. Hatta daha önemlisi, Amerikalılar-arası İnsan Hakları Sözleşmesi ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi (İHAS) organlarının, “Devletlerin yaşam hakkını desteklemek için önleyici pozitif yükümlülüklerinin bulunduğu” tespiti, bizi su hakkının üçüncü düzey korumanın kapsamına dâhil olduğu sonucuna ulaştırabilecektir. Ancak altını çizmek gerekir ki; bu güvence, yaşam için gerekli olan suya erişim hakkına kasıtlı ve keyfi müdahalelere engel olunması şeklindekikorumayla sınırlı kalacaktır.

İHAS’ın yaşam hakkının geniş yorumu, normalde medeni ve siyasi haklar (birinci kuşak haklar) olarak ifade edilebilecek haklar ile sosyal ve ekonomik haklar (ikinci kuşak haklar), hatta çevre hakkı gibi üçüncü kuşak hakların arasındaki ayrımı yumuşatmaktadır. Hal böyle olunca yaşam hakkı, çevresi tahrip edilen veya sağlık hakkı ihlal edilen kişiler açısından bu hakların dava edilebilirliği için kilit bir rol üstlenmektedir. Öyle ki, bugün İHAM önüne bir dizi sosyal hakka, hatta çevre hakkına yönelik ihlal iddiaları götürülebilmektedir[34].

Son olarak su hakkını en net biçimde bünyesinde barındığı kabul edilen metin, Türkiye’nin de tarafı olduğu BM Ekonomik ve Sosyal Haklar Sözleşmesi’dir. Bu sözleşmeyi yorumlayan organ olan Ekonomik ve Sosyal Haklar Komitesi, suyun bir insan hakkı olduğunu, ilk defa yaşlı insanların ekonomik, sosyal ve kültürel haklarına ilişkin 6 no’lu genel yorumda tespit etmiştir. Bundan başka Komite 15 no’lu genel yorumunu doğrudan doğruya bu konuya özgülemiştir. 15 no’lu genel yorum’da su hakkı, “Herkesin, yeterli beslenme, giyim ve konut da dâhil olmak üzere, kendisi ve ailesi için yeterli bir yaşam düzeyine sahip olma ve yaşam koşullarını sürekli geliştirme hakkına sahip olduğunu” ifade eden 11’inci madde çerçevesinde, yeterli konut ve yeterli beslenme hakkının; “herkesin, ulaşılabilecek en yüksek fiziksel ve zihinsel sağlık standardına sahip olma hakkını” ifade eden 12’inci madde kapsamında da, sağlık hakkının ayrılmaz bir parçası olarak ifade edilmiştir[35].

IV. BM Ekonomik ve Sosyal Haklar Komitesi’nin 15 no’lu yorumuna göre su hakkının unsurları

Su hakkının uluslararası insan hakları hukuku bakımından anlamı, ESKHS’nin hükümlerinin uygulanışını düzenli olarak izleme yetkisine sahip BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Komitesi’nin 11-29 Kasım 2002 tarihinde Cenevre’de düzenlediği 29’uncu oturumunda, sözleşmenin 11 ve 12’inci maddelerine yönelik olarak 15 no’lu genel yorumla[36] açıklığa kavuşturulmuştur[37]. 15 no’lu genel yorum ile birlikte su hakkı, ilk kez resmi olarak çözümlenmiştir.

15 no’lu genel yorumda Komite, sözleşme metninde su hakkından bahsedilmese de, bu hakkın metnin içeriğinde yer aldığı çıkarımını yapmıştır. Bu saptama, 11’inci maddede yer alan “dâhil olmak üzere” ifadesine dayandırılmış; bu ifadeyle belirtilen haklar katalogunun tüketici olmasının önüne geçildiği ileri sürülmüştür[38]. Bunun yanı sıra genel yorumda, suyun diğer haklar açısından önemine yapılan vurgu da dikkat çekicidir. Komite’ye göre su hakkı, kişisel ihtiyaçlar ve ev içi ihtiyaçların yanında, yeterli beslenme hakkı, sağlık hakkı, çalışarak geçinme hakkı ve belli kültürel adetleri uygulama hakkı ile bağlantılı olarak kültürel hayatta yer alma hakkının sağlanması için gereklidir. Su hakkı, bu çıkarımdan hareketle, aynen şu şekilde tanımlanmıştır:

“Su hakkı, herkesin kişisel ve ev içi kullanımları için yeterli, güvenli, kabul edilebilir, erişilebilir ve bedeli ödenebilir suya sahip olma hakkını öngörmektedir[39].”

Bu tanımlamanın benzeri İnsan Haklarının Geliştirilmesi ve Korunması Alt Komisyonu tarafından atanan İçme Suyu ve Sanitasyon Hakkı Özel Raportörü tarafından da kabul edilmiştir: “Su hakkı, herkesin kişisel ve ev içi kullanımları için yeterli miktarda temiz su hakkı anlamına gelmektedir[40].”

Komite’ye göre su hakkının konusu, insanların suya erişimidir. Bir maddeye erişmek, eğer o madde ekonomik bir değere sahipse, bedelinin ödenmesi vasıtasıyla; fakat bir hak ise, bu defa da kural olarak doğrudan doğruya ulaşabilmeyi (kişisel hak) veya ulaşmayı isteyebilmeyi (sosyal hak) içerir. Dolayısıyla birçoklarının söylemlerinin aksine su, sadece ekonomik değer taşımamakta, aynı zamanda mutlaka sosyal ve kültürel bir değer de taşımaktadır. Bu bağlamda, gerekli olan su kaynaklarına erişimi sağlama, keyfi su kesintileri veya su kaynaklarının kirletilmesi gibi müdahalelere maruz kalmama “özgürlüğü”  ile su tedarik sistemi ve sudan eşit şekilde yararlanma “hakkını” içeren “suya yeterli miktarda ve kalitede erişimin”[41] gerçekleşmesi için en azından şu unsurları içermesi zorunludur[42]:

i. Yeterlilik: Öncelikle suyun “yeterli miktarda” olması gerekmektedir. Ancak “yeterli miktar” son derece göreceli olup, farklı şartlara göre değişkenlik göstermektedir. Bu bağlamda “yeterli su miktarını” tespit etmek kolay değildir. Nitekim bazı yazarlar için “yeterli su” ifadesi, “hayatta kalmak için gerekli su” iken[43]; diğer bazılarına göre bundan çok daha fazlasını ifade edecek biçimde “temel ihtiyaçlar için gerekli su” anlamı taşımaktadır[44]. Ancak 15 no’lu genel yorumun orijinal taslağında su hakkının öz içeriğine ilişkin birtakım unsurların bulunduğu ifade edilmektedir[45]. Buna göre taslağın 8’inci paragrafında günlük asgari zorunlu su miktarının 20 litre olduğu ileri sürülmektedir. Farklı yazarlar tarafından da insanın yeme, içme, temizlik vb. haller için günlük ortalama 20 ila 50 litre suya ihtiyaç duyduğu ifade edilmektedir[46]. Yine Dünya Sağlık Örgütü’nün hazırlamış olduğu bir raporda makul erişebilirliğin “ kullanıcıların konutuna 1 kilometrelik mesafe uzaklıkta, bir kaynaktan kişi başı 20 litre suyun kullanılabilir olması” ile mümkün olduğu tespit edilmiştir[47].

ii.  Kalite: 15 no’lu genel yorum çerçevesinde suyun hem kişisel kullanım, hem de evsel kullanımdaki kalitesi, öncelikle kabul edilebilir bir renk ve kokuyu içerecek düzeyde olmalıdır. Yani olağan su görünümünün dışında bir görünüm veya koku, su hakkının gerçekleşmesi açısından sorun yaratacaktır. Bunun yanında suyun insan sağlığını tehdit edecek mikro-organizmalar, kimyasal maddeler, radyoaktif atıkları içermemesi de suyun kalitesi ile ilişkilidir[48]. Bu kriterlerin belirlenmesinde Dünya Sağlık Örgütü kılavuzu referans alınmıştır[49].

iii. Erişilebilirlik: Su hakkının esasen suya erişimi konu ettiği dikkate alındığında, “erişebilirlik” son derece önemli bir başlıktır. Öyle ki, hakkın gerçekleşmesi ona ulaşılmasıyla sağlanacaktır.  15 no’lu genel yorum, erişimi dört farklı biçimde ele almaktadır. Yorum’daki çözümlemeden hareketle suya erişimin, ayrımcılık yapılmaksızın herkesin fiziksel, ekonomik, bilgisel açıdan suya sahip olabilmesi anlamına geldiğini söyleyebiliriz.

aa. Fiziksel erişebilirlik: Erişebilirliğin fiziksel anlamı, su ile insanın arasındaki uzaklık ile ilişkilidir. Suyun uzak olması, hakkın özünü zedeleyecektir. Örneğin bir kişinin olağan kullanımına yönelik gerekli olan suya erişmek için kilometrelerce yol kat etmesi, öncelikle suya erişim hakkının ihlali anlamına gelecek, ikinci olarak da buna bağlı zincirleme hak ihlallerinin önünü açacaktır. Bu nedenle suya fiziksel olarak erişim, her bir evin, eğitim kurumunun veya işyerinin içerisinde veya hemen yakınında, toplumun tüm kesimlerinin yeterli, güvenli ve kabul edilebilir suya sahip olması anlamı taşır. Bunların yanında 15 no’lu genel yorumda, fiziksel erişimin içeriğinde kişinin fiziksel güvenliğinin de sağlanması gerektiğine özellikle dikkat çekilmiştir[50].

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre suya ulaşım, mekânsal açıdan 1 kilometreden, zamansal açıdan 30 dakikadan fazla sürüyorsa “erişebilirlik” söz konusu değildir. Yani, suya “temel erişimin” sınırını bu birimler oluşturmaktadır. Mekânsal açıdan 100 metre, zamansal açıdan ise 5 dakika içinde ve en azından bir musluğa ulaşılması durumunda ise “orta düzey erişimden” bahsedilebilmektedir.  Son olarak suya ev içinde ve birden çok muslukla erişim ise, optimal erişim olarak değerlendirilmektedir[51]. Şüphesiz ki optimal erişim, su hakkının fiziksel erişebilirlik unsuru açısından ideal olanıdır.

bb. Ekonomik erişebilirlik: Ekonomik erişilebilirlik, su doğal varlığına erişimin iktisadi olarak yük getirmemesini ifade etmektedir. Birleşik Devletler Çevre Koruma Ajansı’nın yaptığı bir çalışmaya göre; su masraflarının, hane halkının giderlerinin %2’sini geçmesi durumunda bu giderler “çok masraflı” kategorisine girmektedir. Bu oran yoksul kesimler açısından %1,25’e kadar gerilemektedir[52]. Dolayısıyla bu yaklaşıma göre suyun meta haline gelmesi hem ahlaki hem de ekonomik nedenlerle sorunludur.

Bir an için suyun ücretsiz olmasının israfa neden olacağı düşünülebilir. Ancak bu argüman ön yargılı ve tutarsızdır.  Sosyal devletin varlık sebebi, temel insani ihtiyaçların güvence altına almasıdır. Mevcut vergiler vasıtasıyla su tesisatının ve su kaynaklarının dağıtımının maliyeti zaten karşılanmaktadır. Bunun ötesinde suyun bir gelir kalemi haline getirilmesi sosyal devlet anlayışı ile uyumlu sayılmaz.

Öte yandan yukarıda değinildiği üzere, günlük 20-50 litrelik kullanımla sınırlandırılmış olan ücretsiz su temini, israf sorununu çözebilir. Gerçekten de bazı pratikler, suyun ücretsiz olmasının da bir tür israfla mücadele biçimi olduğunu göstermektedir. Türkiye’de Dikili Belediyesi’nin 10 tona kadar ücretsiz su dağıtımı uygulaması, belediye sakinlerinin kolektif iradesi ve 10 tondan sonra “para verilecek olması” bilinciyle daha az su harcamasına neden olmuştur[53]. Öte yandan örneğin Şili’de, belediyelerin sınırları dahilinde yer alan yoksul kimseler tespit edilmekte ve bu çerçevede yoksul hane halkına, içme suyu ve kanalizasyon faturalarına yönelik olarak, 3 yıllık periyotlarla mali destek uygulanmaktadır[54]. Uygulamaya göre yoksul olarak tespit edilmiş hane mensuplarının ev içi su kullanımının ilk 15 metreküpü %50 indirim ile tedarik edilmektedir. Yardım alan kimselerin mali durumu üç yıllık periyotlarla denetlenmekte ve hakkın kötüye kullanılması halinde ise yardım kesilmektedir. Bunun yanında dikkat çekici bir başta örnek olan İrlanda’da ticari nitelik taşımayan ev içi kullanımın tamamen “ücretsiz” olduğu bilinmektedir. Söz konusu maliyet tamamen devlet tarafından karşılanmaktadır[55]. Bu çerçevede İrlanda, suyun ücretli olmasının bir ütopya olmadığının açık örneğidir.

Suyun bir kâr metası haline getirilmesi ve suyun özelleştirilmesi durumunda kamusal güvenceye nazaran, pazar koşullarının gereği olarak kalite ve miktarda düşüş ve fakat bunun aksine ücretlerde yükselme olacağı kestirilebilir. Bu konuda en belirgin örneği Bolivya oluşturmaktadır. 1999 yılının Haziran ayında Bolivya’nın Cochabamba kentinde su durumuna ilişkin olarak, Dünya Bankası’nca hazırlanan rapor çerçevesinde su sistemleri özelleştirilmiştir. Söz konusu raporda, Bolivya devletinin su hizmetindeki fiyat artışlarını önlemeye yönelik ayırdığı kamusal ödeneğin, bütçe için bir yük olduğu ve ülkenin borçlarının ödenmesi için özelleştirilmeye gidilmesi gerektiği önerilmiştir. Bu öneriler ışığında çıkartılan 2029 sayılı yasa çerçevesinde, su kaynaklarının özel bir şirkete devri söz konusu olmuştur. Su, bir defa piyasa koşullarına açıldıktan sonra,  yurttaşların – yağmur suyunun biriktirilmesi dâhil – başka türlü su temin etmesi yasaklanmıştır. Diğer deyişle, yağmur suyu dahi özelleştirilmiştir. Ayrıca, yapılan sözleşmelerde, şirketlere her sene yatırımlarının belli bir oranında (bu örnekte %16) “kâr” garantisi verilmiş, bu nedenle de sürekli olarak suya zam uygulanmıştır. Bu sürecin sonunda ise faturalarda %300’lere varan fiyat artışları söz konusu olmuştur[56]. Arjantin, Gana, Nikaragua gibi ülkelerde de benzer süreçler yaşanmış, fiyat artışlarının bebek ölümlerindeki artışı etkilediği tespit edilmiştir[57].

Anılan örneklerden hareketle suyun ücretsiz olması gerekliliği üç temel nedene dayandırılabilir. Öncelikle su ikame edilemez ve yoksunluğu durumunda; yaşam, sağlık, çevre, eğitim başta olmak üzere, birçok ağır hak ihlalinin önünü açabilecek bir maddedir. Keza suyun kültürel ve dinsel anlamı da dikkate alındığında özgün bir konum taşıdığı açıktır. İkinci olarak su doğal bir mineraldir. Dünya gezegenindeki yaşamın varlığını da sağlayan su, birçok başka gereksinimin aksine; tabiatı gereği,  özel bir üretim sürecinden geçmemektedir. Yani su, ek olarak karşılanamayacak ağırlıkta bir maliyet getirmemektedir. Üçüncü olarak, insanın ihtiyaç duyduğu birçok gereksinim vardır ve bu gereksinimler – eğer kişinin kendisi bunu karşılayamıyorsa – kamu hizmeti olarak karşılanmalı ve bedelini ödeyemeyenler açısından evleviyetle tedarik edilmelidir. Nitekim sosyal devlet ilkesinin ve sosyal hakların temel anlamı budur. Anılan yaklaşımın geçerli olması ihtimalinde, hâlihazırda birçok Avrupa (özellikle Kuzey Avrupa) ülkesindeki işsizlik ödeneği, toplu konut, parasız sağlık ve parasız eğitim vb. hizmetinin ortadan kalkması gerekecektir. Böyle bir yaklaşımın zaten var olan eşitsizliği daha da derinleştirmekten başka bir anlamı yoktur. Sosyal devlet ilkesi, en minimal tanımlamayla, yukarıdaki eleştirinin tersini ifade edecek biçimde, gelir farklılığını azaltmak ve herkese asgari düzeyde (daha fazlası da mümkündür) insan onuruna yaraşan bir hayat temin etme yükümlülüğü anlamına gelmektedir[58]. Dolayısıyla suyun ücretsiz olması yönündeki talep, hukuksal dayanaktan yoksun bir ütopya olmadığı gibi, yukarıda değindiğimiz üzere her hakkın belirli bir mücadele sürecinin sonucu olduğu gerçeği çerçevesinde ve mevcut mücadele süreci de dikkate alındığında, tutarlılığı/gerçekliği olan, sosyal bir istemdir. Dünyadaki su kullanımının %20’sinin endüstriyel,  %74’ünün zirai ve fakat sadece %6’sının ev içi kullanımlardan oluştuğu dikkate alındığında ilk aşamada ev içi kullanımın ücretsiz olması gerekliliği çok rahatlıkla savunulabilir[59].

15 no’lu genel yorumdaki “bir kimsenin su için bedel ödeyememesinden kaynaklanması halinde, kişilerin ödeyebilme kapasitesi dikkate alınmalıdır. Bir kimse hiçbir şekilde ihtiyacı olan asgari su miktarından mahrum bırakılmamalıdır[60]”biçimindeki ifadeden hareketle suyun ücretsiz olarak teminin mümkün olduğu çıkarımı yapılabilir[61]. Genel Yorum’daki “su ve suyla ilgili olanaklar ve hizmetlerin bedelleri herkes tarafından ödenebilir olmalı”  tespiti de bu çıkarımı destekler. Hatta Genel Yorum’da suyun, sadece ekonomik bir değer olarak değil, sosyal ve kültürel bir değer olarak ele alınması gerektiği de açıkça vurgulanmış, sözleşmedeki diğer haklarının hayata geçirilmesinde ödünler verilmesine veya hakların hayata geçirilmesinin tehlikeye düşürülmesine yol açmaması gerektiği kaydedilmiştir. Ayrıca Genel Yorum’da hakkaniyet ilkesinin “daha yoksul hane halkının, daha zengin hane halkıyla karşılaştırıldığında su masrafları altında ölçüsüzce ezilmemesi” anlamına geldiğine dikkat çekilmiş ve özellikle suyun bedelinin ödenebilir olması için “bedelsiz veya düşük bedelli su gibi uygun fiyatlandırma politikalarının” uygulanmasının gerektiği salık verilmiştir[62].

Son olarak, suyun ücretsiz olabileceğine yönelik bir göndermenin bulunduğu BM Genel Yorumunda ticaretin liberalleşmesine karşı bir takım kayıtların bulunması da dikkat çekicidir. Buna göre, “ticaretin liberalleşmesi ile ilgili antlaşmalar bu ülkenin su hakkının tam anlamıyla hayata geçirme kapasitesini azaltacak veya kapasitesine engel olacak nitelikte olmamalıdır[63].”

cc. Ayrımcılık Yapmama: Ayrımcılığın öncelikli mağdurları, dışlanmışlardır. Bu dışlanmışlık biçimi ekonomik, sınıfsal, cinsel, dinsel, yaşsal, kültürel vs. olabilir. Hangi sebeple olursa olsun ayrımcılık mağdurları, özel olarak güvence altına alınmak durumundadır. Çünkü bir kişi, hangi sebeple olursa olsun bir defa ayrımcılık mağduru olduktan sonra, o aşamadan sonra da artık müstakbel ayrımcılıkların potansiyel mağdurudur[64]. Dolayısıyla hakkın güvence altına alınmasında bu gerçek dikkate alınmalıdır.

Ayrımcılık yasağı ilkesinin bütünleyici parçasını eşitlik ilkesi oluşturmaktadır. Bu açıdan, ayrımcılıkla eşitsizlik arasında diyalektik bir bağ bulunmaktadır. Hal böyle olunca; suya erişimde ayrım yapılmaması, diğer deyişle eşitliğin sağlanması gerekmektedir. Su hakkı ile bağlantılı eşitsizlik, yaygın biçimde farklı sınıfsal/ekonomik konumlardan kaynaklanmaktadır. Bugün birçok ülkede yatırımların orantısız biçimde, genellikle nüfusun küçük, imtiyazlı bir kesiminin yararlanabileceği biçimde yapıldığı gözlemlenmektedir. Öyle ki, su miktarına ilişkin bir sorunun ortaya çıkması durumunda,  öncelikle varoş mahallelerde “su kesintisi” gerçekleştirildiği bilinmektedir. İşte suya erişimin içeriğinde yer alan ayrım yapmama ilkesi, bu uygulamalara karşı bir güvence oluşturmaktadır[65].

Ayrım yapmama ilkesi, sadece ekonomik açıdan değil, diğer eşitsizlik kategorileri için de geçerlidir. Nitekim 15 no’lu genel yorumda da ifade edildiği üzere; “Sözleşme, ırk, renk, cinsiyet, yaş, dil, din, siyasal ya da başka fikir, ulusal ya da toplumsal köken, mülkiyet, doğum, fiziksel veya zihinsel engellilik, sağlık sorunları (HIV/AIDS dâhil olmak üzere), cinsel tercih veya medeni, siyasi, sosyal ya da başka bir statüye dayalı olarak gerçekleştirilen, su hakkından herkesin eşit şekilde kullanılmasını ortadan kaldıracak veya zedeleyici etki ya da amaca sahip her türlü ayrımcılığı yasaklamaktadır[66].”

Son olarak 15 no’lu genel yorumda, su ve suyla ilgili olanak ve hizmetlerde toplumun en riskli ve toplum dışına itilmiş kesimlerine dikkat çekilerek, taraf Devletlerin özellikle belli özneler açısından ayrımcılığı engelleme yükümlülüklerinin bulunduğuna dikkate çekilmiştir[67]. (Bu öznelere aşağıda değinilecektir).

dd. Bilgiye Erişim: Erişebilirliğin içeriğinde bilgiye erişebilme imkânının da yer aldığını söylemek gerekiyor. Bireysel bilgilenme hakkı, demokratik saydam yönetimin unsurları arasında önde yer alanlardan birisidir[68].  Söz konusu saydamlık, katılımcılığı da zorunlu kılmaktadır. Demokratik bir devlette, devleti oluşturan insan unsurunun sahip olduğu egemenlik yetkisi, kural koyma (yasama), bu kuralı uygulama (yürütme) ve denetleme (yargı) yetkisini içerir. Şeffaflık, egemenlik yetkisini vekâleten kullananların işlem ve eylemlerini yetkinin gerçek sahiplerinden saklamaması anlamına gelir.

Bireylerin ve grupların su hakkının kullanılmasını etkileyecek pratiklere ilişkin karar verme süreçlerine katılmaları veya bunlar hakkında şeffaf biçimde bilgi sahibi olmaları, devletlerin suyla ilgili stratejileri ve eylem planlarının oluşturulması ve uygulanmasının ayrılmaz bir parçasını oluşturmaktadır. Demokrasinin vazgeçilmezlerinden olan katılımcılık ve şeffaflık, suya erişim açısından da mevcuttur. Yani erişebilirlik, suyla ilgili konularda bilgi talep etme, bilgi alma ve vermeyi de kapsamaktadır.

V. Su hakkının anayasal düzeyde güvence altına alınması örnekleri

Bir hakkın anayasal bir düzenlemeyle tanınması, söz konusu hakka varlık kazandırmanın yanında, ondan bireylerin de yararlanabileceğinin bildirilmesi[69] ve daha önemlisi yasama organını anayasaya uygun olarak sosyal hakkın gerçekleştirilmesi niteliğinde işlemlerde bulunmak konusunda yükümlü kılmasıanlamına gelecektir[70].

Su hakkının anayasalarda düzenlenmesi yönündeki yeniliğin, suyun güvencesiz biçimde özelleştirilmesi süreci ve bunun yol açtığı olumsuz tecrübelerden sonra, 90’lı yıllardan itibaren söz konusu olduğu görülmektedir.

Suyu bir insan hakkı olarak düzenleyen anayasalar şunlardır: 1900 yılında kabul edilen Avustralya Anayasası (md.100), 2008 yılında kabul edilen Bolivya Anayasası (md.20), 2008 yılında kabul edilen Ekvador Anayasası (md.12, 411 ve 412), 1996 yılında kabul edilen Eritre Anayasası (md.10), 1994 yılında kabul edilen Etiyopya Anayasası (md.90), 1996 yılında kabul edilen Gambiya Anayasası (md.216), 1985 yılında kabul edilen Guatemala Anayasası (md.127, 128), 1980 yılında kabul edilen Guyana Anayasası (md.36), 1996 yılında kabul edilen Güney Afrika Anayasası (md.27), 1999 yılında kabul edilen İsviçre Anayasası (md.76), 1993 yılında kabul edilen Kamboçya Anayasası (md.59), 1991 yılında kabul edilen Kolombiya Anayasası (md.49, 334, 365, 366, 367, 368.) 2006 yılında kabul edilen Kongo Anayasası (md.48), 1991 yılında kabul edilen Laos Anayasası (md.17), 1999 yılında kabul edilen Meksika Anayasası (md.27), 1999 yılında kabul edilen Nijerya Anayasası (md.20), 1987 yılında kabul edilen Nikaragua Anayasası (md.89, 105), 1994 tarihinde kabul edilen Panama Anayasası (md.114,256), 1976 yılında kabul edilen Portekiz Anayasası (md.81) 1995 yılında kabul edilen Uganda Anayasası (Başlangıç ve md.14) , 1967 yılında kabul edilen Uruguay Anayasası (md.47), 1999 yılında kabul edilen Venezüella Anayasası (md.127, 178), 1996 yılında kabul edilen Zambiya Anayasası (md.112)[71].

Anılan anayasalara ilişkin olarak şu tespitlerde bulunulabilir. Öncelikle, su konusu genellikle 90’lı yıllardan sonraki anayasalara veya bu dönemde yapılan değişikliklere konu edilmiştir[72]. Bu ülkelerin büyük bir çoğunluğu güney yarımkürede bulunsa da Avrupa devletlerinde de bazı örneklere rastlanmaktadır. Örneğin 1976 tarihli Portekiz Anayasası’nın 81‘inci maddesinde devletin ekonomik ve sosyal alandaki yükümlülükleri arasında,başkaları ile birlikte“(…) (n) su kaynaklarını kullanan, planlayan ve akılcı biçimde yöneten bir ulusal su politikası kabul etmenin” de bulunduğu ifade edilmiştir[73].

Yine 1999 yılında kabul edilen İsviçre Anayasası’nın 76’ıncı maddesi münhasıran suya ayrılmıştır. “Su” başlıklı bu maddede;

“(1) Konfederasyon, yetki alanı dâhilindeki su kaynaklarının ekonomik kullanımı ve korunmasını güvence altına alır ve suyun zararlı etkilerine karşı koruma sağlar. (2) Su kaynaklarının korunması ve işletilmesi, enerji üretimi ve serinletme amacı ve su dolaşımını etkileyen önlemler için kullanımı hakkındaki ilkeler düzenlenir. (3) Suyun korunması, uygun atık akışının güvence altına alınması, hidrolik mühendislik ve barajların güvenliği ile yağışı etkileyen önlemler hakkında yasa çıkartılır. (4) Kantonlar su kaynaklarını yönetirler ve federal yasalar tarafından uygulanan sınırlara bağlı olarak su kullanımı için harçlar alırlar. Konfederasyon, ücrete tâbi olarak taşıma faaliyeti için suyu kullanma hakkına sahiptir (…)”hükmü yer almaktadır. Belirtmek gerekir ki, İsviçre’de su hakkının anayasallığı 1999 Anayasası ile gerçekleşmemiştir. Daha önce de, 1874 Anayasasında su konusunun düzenlenmiş olduğu gözlemlenmektedir. Hatta 1999 Anayasasının 76’ıncı maddesinin, 1874 Anayasasının “24 bis” maddesinden esinlenerek hazırlandığı söylenebilir[74]. 1999 metnin 1874 metnindeki “24 bis” maddesinden etkilenmesi doğaldır, çünkü suyun anayasal bir hüküm olarak düzenlenişinde “halkın yasa teklifi” denen yarı-doğrudan demokrasi aracı etkili olmuştur. 1984 yılındaki doğrudan su hakkı ile ilgili “Suyumuzu korumak için” ve 1987 yılındaki özellikle çevre hakkı bağlantılı olarak “Rothenthurm” halk girişimlerinin (yasa tekliflerinin), 1991 yılındaki “suyun korunması hakkında federal yasanın” kabul edilişi sürecinde ve bir konsensüsün oluşmasında çok önemli etkide bulunduğu bilinmektedir[75]. Bu bağlamda, bir hakkın tanınmasında “mücadele” faktörünün önemi açısından, İsviçre olumlu bir örnek teşkil etmektedir.

Ancak bununla birlikte, söz konusu mücadelenin sona erdiğini söylemek de mümkün değildir. Konu hakkında tartışmalar devam etmektedir. Öyle ki Avrupa’da bu tartışma kamuoyu arasında süregelmekle birlikte, yavaş yavaş parlamentoların çatısı altında da ifade edilmektedir. Çok yakın bir tarihte Belçika Senatosu’nda, Belçika Anayasası’nın ekonomik, sosyal ve kültürel haklara ilişkin 23’inci maddesinde bir değişiklik teklifi hazırlanmıştır[76]. Teklife göre, “Herkesin insan onuruna yaraşır bir hayatı idame ettirme hakkının bulunduğunun” ifade edildiği ve bu amaca ulaşmak için bir takım haklar sıralandığı bu maddeye[77], “yeterli kalite ve miktarda uygun su kaynağı hakkının” da eklenmesi gerekmektedir. Değişiklik girişiminde suyun, temizlik ve sağlık için zorunlu bir element olduğu ve suya eşit ulaşımın güvence altına alınması için kamusal yönetiminin bir zorunluluk olduğu” dikkate alınarak, “her insanın, insan onuruna uyan bir yaşamı idame ettirmek için yeterli miktar ve kalitede suya erişimini güvence altına alınmasının kolektif bir sorumluluk olduğu” savunulmuştur. Ayrıca tasarıda “su hakkının anayasada tanınmasının, bu hakkın somutlaşmasında önemli bir adım olduğu da ifade edilmiştir[78].

Değişiklik teklifinin gerekçesinde, suyun kamusal niteliğine ilişkin vurgu dikkat çekicidir. Su hakkının gerçekleşmesinde kamusallık vurgusu, Atlantik’in öteki yakasına geçildiğinde daha belirgin olarak ön plana çıkmaktadır. Bolivya ve Uruguay Anayasaları bu anlamda önemli örneklerdir. Uruguay hükümetinin 2002 yılında Uluslararası Para Fonu (IMF) ile yaptığı antlaşma neticesinde imzalamış olduğu niyet mektubuna ve suyun özelleştirilmesine karşı bir tepkinin ürünü olarak kurulan “Suyun ve Hayatın Savunması için Ulusal Komisyon” (CNDAV) isimli sivil örgütlenmenin yaptığı kampanyanın sonunda halk inisiyatifi yoluyla yasa teklifi hazırlanmış ve bu teklif halkın %62,75’sinin oyuyla yürürlük kazanmıştır[79]. Halkın oyladığı metin şu şekildedir:

“Su yaşam için temel doğa kaynağıdır. Güvenli suya ve temizliğe erişim temel bir insan hakkıdır.

1-) Su ve temizlik için ulusal su politikası şu esaslara dayanacaktır: (a-) ülkesel kullanım, muhafaza etme, çevresel koruma ve doğayı yenileme planları yapılacaktır, (b-) hidrolojik dolaşım, su kaynakları ve gelecek kuşaklar ile dayanışma içinde sürdürülebilir yönetim ve kamu yararı gözetilerek korunacaktır, (c-) yerleşim yerlerinin içme suyuna öncelik verilerek,  bölgesel su kullanımlarının öncelikleri saptanacaktır, (d-) içme suyu ve temizlik (sanitasyon) hizmetlerinde, sosyal düzenin gereklilikleri ekonomik düzene göre ön planda tutulacaktır.

Yukarıdaki hükümleri herhangi bir biçimde ihlale uğratacak her karar, imtiyaz ya da izin, geçersiz sayılacaktır.

2) Yağmur suları istisna olmak üzere, bütün yer altı suları ve yer üstü sular da (hidrolojik sisteme dâhil olanlar) tek bir kaynak olarak ele alınır ve kamu yararına uygun olarak, devletin kamusal hidrolojik mülkiyetine tâbidir.

3) İnsan kullanımına yönelik, kamusal hıfzıssıhha ve su sistemleri, münhasıran kamu tüzel kişilikleri tarafından yönetilir.

4) Başka bir ülkenin kaynaklarından yoksun kalması halinde veya dayanışma amacıyla, her bir meclisin üye sayısının beşte üçü tarafından kabul edilecek bir yasa ile, bu ülkenin su kaynaklarından yararlanabileceği kararlaştırılabilir.”

Anılan düzenlemenin 4’üncü fıkrasına görülen enternasyonalizm, bu hakkın evrensel niteliği açısından son derece önemlidir. Uruguay’daki halk inisiyatifi ve içerdiği enternasyonal ruh, diğer Latin Amerika ülkelerindeki kamuoyunu da etkilemiştir[80]. Bu bağlamda 2008 yılında halkoylaması ile kabul edilen yeni Ekvador anayasasında su hakkı düzenlenirken suyun kamusallığına vurgu yapılmıştır. Klasik liberal anayasaların aksine sosyal haklara öncelik veren yeni Ekvator Anayasası’nda, ilk olarak “su ve besin hakkı” (md.12) düzenlenmiştir:

Bir insan hakkı olarak su temel ve öncelikli bir haktır. Yaşam için elden çıkartılamaz, feshedilemez, el konulamaz temel bir değer olan su, kamunun kullanımına yönelik stratejik bir ulusal servettir[81].

Bu düzenlemenin yanı sıra Ekvator Anayasası’nda ayrıca “iyi yaşam kuralları” başlıklı yedinci bölümünün altıncı kısmı “su” konusuna ayrılmıştır. Bu kısımda da, iki ayrı maddede devletin yeterli miktar ve kalitede suyu tedarik edilebilmesi için su kaynaklarının ekosistem ve çevre ile uyumlu olarak korunması, yenileme ve sürdürülebilirliğinin sağlanması ödevinden bahsedilmiş (md.411); ve bunun gerçekleşmesi için devletin çevreci bir yönetim sağlayarak planlama-düzenleme yapma ve kontrol etme sorumluluğu ortaya konulmuştur (md.412).

Anayasal ve kamusal su hakkı mücadelesinin son halkasını ise Bolivya Anayasası oluşturmaktadır[82]. 2008 yılında yapılan referandum sonrası 2009 yılında yürürlüğe giren çiçeği burnunda “Çoğul-milletli Bolivya Devleti Anayasası’nın”[83] 20’inci maddesi şu şekildedir:

“(1) Herkes evrensel nitelikteki içilebilir su (…) hizmetlerine eşit olarak sahiptir. (2) (…) Hizmet koşulları, katılımcılık ve sosyal denetim ile birlikte, evrensellik, hesap-verebilirlik, ulaşılabilirlik, süreklilik, kalite, etkililik, etkinlik, adalet ve güvenceli olma kriterlerini taşımak zorundadır. (3) Su ve temizliğe ulaşma bir insan hakkıdır, imtiyaz veya özelleştirme konusu olamaz ve kanuna göre ruhsat ve kayıt rejimine tâbidir.” (a.b.ç.)

Su hakkına ilişkin yukarıdaki anayasaların isminin anılmış olması, su hakkının sadece bu ülkelerde tanındığı anlamına gelmemelidir. Aşağıda da yineleneceği üzere, su hakkı birçok ülkede çevre, sağlık ve diğer sosyal haklarla birlikte yorumlanmak üzere yaşam hakkının bir parçası olarak içtihatlar yoluyla da tanınmaktadır. Diğer taraftan anayasaların dışında da birçok ülkede yasa düzeyinde su hakkına ilişkin düzenlemelere rastlanmakta, Belçika, İspanya, Finlandiya, İsveç, Rusya Ukrayna gibi ülkelerde su hakkının yasal olarak güvence altına alındığı görülmektedir[84]. Yine Azerbaycan, Meksika ve Yunanistan devletleri, yasama organlarını ve siyasalarını (policy) su kaynaklarının korunmasına yönelik olarak vasıflandırmıştır[85].

Sonuç

İnsan hakları da tıpkı doğa gibi evrensel, bütünsel ve evrimsel nitelik taşımaktadır. Değişen koşullara göre değişen hak talepleri ortaya çıkmakta, çelişkiler keskinleştikçe hak mücadeleleri güç kazanmakta ve bu mücadeleler başarılı oldukça insan hakları daha da gelişmektedir. Unutmamalıyız ki bugün sahip olduğumuz insan hakları güvenceleri, totalitarizm ve özgürlük, ayrımcılık ve eşitlik arasındaki çelişkiler ve bu çelişkilerin bünyesinde süregelmiş mücadelelerin ürünüdür.

Su hakkı mücadelesi de sermayenin iç çelişkileri, buna bağlı olarak da insan ve doğa arasındaki çelişkinin tam ortasında bir yerde durmaktadır. Üstelik bu çelişki, geçmişteki gibi “barbarlık” ve “başka dünya” şeklindeki ikileme değil, dünyanın “var” olması veya “yok” olması şeklinde çok daha radikal bir yol ayrımına denk düşmektedir.

Bu yol ayrımında, gezegenin korunması ve insanların insan olarak kalabilmeleri için su hakkı konusunda bir takım adımlar atılmaya başlanmıştır. Bu adımlar uluslararası düzeyde olduğu gibi, anayasal düzeyde de gerçekleşmektedir. Suyun metalaştırıldığı ve buna bağlı geri dönülemez bir tahribat başladığı bir dönemde su hakkının anayasal güvenceye kavuşması ve buna bağlı olarak su yasasının düzenlenmesi kritik önem taşımaktadır.

Bu nedenle iktidarların gezegenin korunması ve sosyal adaletin gerçekleşmesi için mücadele eden su hakkı aktivistlerinin sözlerine kulak kabartması, dünyadaki gelişmelerden haberdar olması gerekmektedir. Elinizde tuttuğunuz çalışma bu sözlerden biridir.

 

Sonraki sayfa:  Su Kanunu Tasarısı Değerlendirme ve Öneriler – Birinci Bölüm

 

Son notlar

[1] Bu bilgilendirme notunda, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Araştırma Görevlisi Tolga Şirin tarafından Marmara Üniversitesi Hukuk Araştırmaları Dergisi’nde yazılan “Suyun İnsan Hakları Olarak Değeri” çalışmasından yararlanılmıştır.

[2] World Health Organization, Right to Water: Health and human rights publication series; no. 3.,  France: Publications of World Health Organization, 2003, s.7.

[3] Melina Williams, “Privatization and the Human Right to Water: Challenges for the New Century”,Michigan Journal of International Law, Vol. 28, ss.470

[4] Eral Topçu, “Bir İnsan Hakkı Olarak Su Hakkı”, İnsan Hakları Yıllığı, C.26, 2008, ss. 20-21.

[5] Ibid.

[6] Yasemin Özdek, İnsan Hakkı Olarak Çevre Hakkı, Ankara: Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü Yayınları, 1993, s.71. ve oradaki atıflar.

[7] Topçu, op.cit., s.22.

[8] http://www.toodoc.com/su-temini-ebook.html (07.03.2010)

[9] Mae V. Buenaventura, “Women and Water Privatization”,

http://www.citizen.org/cmep/article_redirect.cfm?ID=12035#_ftn8 oradaki atıflar.

[10] Bundan sonra KKHTS olarak anılacaktır. Metin için bkz. “Mevzuat Listesi”,  Osman Doğru (Ed.), Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi İnsan Hakları Projesi, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi İçtihatları, http://ihami.anadolu.edu.tr/ (02.04.2010)

[11] Metin için bkz. Ibid.

[12] Resmi Gazete, 14.10.1985, S.18898.

[13] Resmi Gazete, 27.01.1995, S.22184.

[14] “The United Nations Principles for Older Persons”, http://www.unescap.org/ageing/res/principl.htm

[15] Topçu, op.cit., s.22.

[16] http://www.unep.org/Documents.Multilingual/Default.asp?DocumentID=52&ArticleID=66&l=en

(08.03.2010) Gündem 21 ve sürdürülebilir kalkınmaya ilişkin bir eleştiri için bkz. Shiv Visvanathan, “Mrs Brundtland’s Discenchanted Cosmos”, in Gearóid Ó Tuathail,Simon Dalby, Paul Routledge (eds.), The Geopolitics Reader, London: Roudledge, 1992, ss.230-242.

[17] Bkz. Dublin İlkeleri, ilke 2, op.cit.; Topçu, op.cit., s.23.

[18] http://www.unece.org/env/documents/2000/wat/mp.wat.2000.1.e.pdf(08.03.2010)

[19] http://www.un.org/millennium/declaration/ares552e.htm(08.03.2010)

[20] Kalkınma hakkına ilişkin olarak bkz. http://www.un.org/documents/ga/res/41/a41r128.htm (08.03.2010) Suyun kalkınma hakkı olarak ele alınışı için bkz. Parmar, op.cit.,  ss.55-57.

[21] http://www.worldsummit2002.org/(08.03.2010)

[22] https://wcd.coe.int/ViewDoc.jsp?id=231615&BackColorInternet=DBDCF2&BackColorI(08.03.2010)

Su hakkına ilişkin paragrafta (par.5) İHEB, BM ESHS ve yukarıda anılan Londra Protokolüne atıf yapıldığını kaydedelim.

[23] Ibid.,  par. 19.

[24] http://www.unesco.org/water/wwap/case_studies/senegal_river/senegal_river.pdf(08.03.2010)

[25] Fitzmaurice, op. cit., s.545.

[26] McCaffrey, “The Human Right to Water”, s.101.

[27] “Herkesin kendisinin ve ailesinin sağlık ve refahı için beslenme, giyim, konut ve tıbbi bakım hakkı vardır. Herkes, işsizlik, hastalık, sakatlık, dulluk, yaşlılık ve kendi iradesi dışındaki koşullardan doğan geçim sıkıntısı durumunda güvenlik hakkına sahiptir.”

[28] McCaffrey, “A Human Right to Water: Domestic and International Implications”, s.7.

[29] Gleick, op. cit., s.491.

[30] Ibid., 294-495.; Günlük kullanım biçimleri için bkz. World Health Organization, Right to Water, s.16 vd.

[31] Gleick, op. cit.,  s.491.

[32] Ibid., ss.10-11, Fritzmauce, op. cit., s.591.

[33]http://www.unhchr.ch/tbs/doc.nsf/0/84ab9690ccd81fc7c12563ed0046fae3 (08.02.2010)

Türkçe metin için bkz. Birleşmiş Milletler’de İnsan Hakları Yorumları:  İnsan Hakları Komitesi ve Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Komitesi,1981-2006, Lema Uyar (der. ve çev.), İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2006, s.11, par.5.

[34] Bu konuda bkz. aşa dipnot 190 civarı.

[35] 15 no’lu Genel Yorum, par.3.

[36] 15 no’lu genel yorum için bkz.

http://www.unhchr.ch/tbs/doc.nsf/0/a5458d1d1bbd713fc1256cc400389e94?Opendocument (15.03.2010)

İnsan Hakları Komitesi ile Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Komitesi’nin genel yorumlarının Türkçe metni için bkz. Birleşmiş Milletler’de İnsan Hakları Yorumları:  İnsan Hakları Komitesi ve Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Komitesi,1981-2006, Lema Uyar (der. ve çev.), İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2006. Bu makalede anılan kitap esas alınmıştır. Bununla birlikte İnsan Hakları Ortak Projesi’nin (İHOP) derlemeleri için bkz.  http://www.ihopdusunceozgurlugu.org/ (15.03.2010)

[37] 15 no’lu genel yorumun hazırlanma sürecine ilişkin olarak bkz. Tully, op.cit., ss.36-38.

[38] 15 no’lu Genel Yorum, par. 3.

[39] 15 no’lu Genel Yorum, par. 2.

[40] Bu tanımlama daha sonra 2006 yılında kabul edilen İçme suyu ve sanitasyon hakkının gerçekleştirilmesi için kılavuz taslağında da kullanılmıştır. Vandenhole ve Wielders, op.cit., s.396 ve oradaki atıflar.

[41] 15 no’lu Genel Yorum, par.10.

[42] 15 no’lu Genel Yorum, par.12.

[43] Cahill, op. cit., s.400.

[44] Glecik, op. cit., s.8.; Topçu, op. cit., s.37.

[45] M. Franco, “Statement Day of General Discussion on the Draft General Comment on the Right of Water”, UNCESCR 29th Session, Geneva, Food First Information and Action Network (FIAN), s.??. Aktaran: Eral Topçu, op. cit., s.36.

[46] Howard ve Bertram, op. cit., s.27., Topçu, Ibid.

[47] Suyun nasıl kullanıldığı konusunda bkz. World Health Organization, Right to Water, s.12 vd..; Topçu, Ibid.

[48] 15 no’lu genel yorum, par.12.

[49] Vandenhole ve Wielders, op.cit., s.398.

[50] 15 no’lu Genel Yorum, par.12.

[51] Guy Horward ve Jamie Bartram, Domestic Water Quantity, Service Level and Health, Geneva: WHO., 2003, s.22. http://www.who.int/water_sanitation_health/diseases/WSH03.02.pdf (01.03.2010); Topçu, op. cit., s.36.

[52] Tully, op.cit., s.53 ve oradaki atıflar.

[53]http://suplatformu.net/index.php?option=com_content&task=view&id=149&Itemid=1 (01.03.2010)

[54] Vandenhole ve Wielders, op.cit., s.415-416.

[55] Ibid., s.416-417.

[56] Oscar Olivera ve Tom Lewis, Cochabamba: Water War  in Bolivia, Cambridge: South End Press , 2004, ss.8-10.; Williams, op.cit., s.497.

[57] Bu konuda bkz. Sebastian Galiani, Paul Gertler ve Ernesto Schargrodsky, “Water for Life: The Impact of the Privatization of Water Services on Child Mortality”, Journal of Political Economy, Vol. 113, 2005, ss.83-120.

[58] Özbudun, op.cit., s.132.

[59] Tully, op.cit., s.57.

[60] 15 no’lu Genel Yorum, par. 56.

[61] Bluemel, op.cit, s.974.

[62] 15 no’lu Genel Yorum, par. 27.

[63] 15 no’lu Genel Yorum, par. 35.

[64] Baskın Oran bu durumu tıptaki “once cesarean, always cesarean” (Bir kere sezeryan olan  hep sezeryan olur) ilkesine benzetmektedir. Baskın Oran, Türkiye’de Azınlıklar: Kavramlar, Teori, Lozan, İç Mevzuat, İçtihat, Uygulama, İstanbul: İletişim Yayınları, 2004, s.33.

[65] 15 no’lu Genel Yorum, par. 14.

[66] 15 no’lu Genel Yorum, par. 13.

[67] 15 no’lu Genel Yorum, par. 37.

[68] Ahmet İyimaya, “Bilgi Edinme ve Verilere Ulaşma Özgürlüğü”, Ankara Barosu Dergisi, 2003, S.1, s.43.

[69] Algan, op. cit., s.96.

[70] Bülent Tanör, Anayasa Hukukunda Sosyal Haklar, İstanbul: May Yayınları, 1978, s.359.

[71] Diğer metinlerle beraber, (eksikler bulunmakla birlikte) su hakkına ilişkin anayasal düzenlemelerin bulunduğu bir derleme için bkz. Scanlon, Cassar  ve Nemes, op.cit., ss.35-53.

Ayrıca bkz. http://www.worldwaterday.org/wwday/2001/thematic/hrannex.html (08.03.2010)

Dünyadaki mevcut anayasaların metinlerinin derlendiği çalışmalar için bkz.

http://www.oup.com/online/us/law/oceanalaw/?view=usa#ccwo, http://confinder.richmond.edu/

http://www.servat.unibe.ch/icl/http://pdba.georgetown.edu/Constitutions/constudies.html (08.03.2010)

Anılan anayasaların Almanca, İngilizce ve İspanyolca metinlerinden yararlanılmıştır. İspanyolca metinlerin tercümesinde Nazım Sinan Odabaşı’na yardımları için teşekkür ederim.

[72] Su hakkından çok Devletin suya yaklaşımının düzenlendiği Avustralya Anayasası istisnadır

[73] Metnin ilk halinde bu düzenlemenin bulunmadığını kaydedelim.

http://www.tribunalconstitucional.pt/tc/conteudo/files/constituicaoingles.pdf(08.03.2010)

[74] Ancak 24bis maddesi yeni metinden, devletin suyun korunması ve işletilmesine yönelik olarak “özellikle içme suyu ve yer altı sularının zenginleştirilmesi” vurgusu ile farklılaşmaktadır.

[75] İsviçre’de su hakkının evrimine ilişkin kapsamlı bir inceleme için bkz. Corine Mauch-Emmanuel Reynard, The Evolution of the National Water Regime in Switzerland, Lausanne: Institut de Hautes Études en Administration Publique-European Water Regimes and the Notion of a Sustainable Status Project, 2002. Bkz. http://www.euwareness.nl/results/Swits-cs-kaft.pdf(10.03.2010)

[76] 2008 yılında hazırlanan değişiklik teklifi hakkında bilgi için bkz. Chiara Armeni, The Right to Water in Belgium, Geneva: International Environmental Law Centre-International Environment House, 2008., özellikle s.6 ve oradaki atıflar.

[77] Anılan haklar şunlardır: (1) Çalışma ve serbestçe meslek seçme hakkı (2) Sağlık, sosyal, tıbbi ve hukuki yardım için sosyal güvenlik hakkı (3) Saygın barınma hakkı (4) Sağlıklı bir çevrenin korunması hakkı (5) Kültürel ve sosyal edim hakkı.

[78] Metnin akıbeti ve Belçika hukukunda su hakkına ilişkin yasal düzenlemeler için bkz. Armeni, op.cit.

[79] http://www.foei.org/en/what-we-do/water-privatization/grassroots-highlights/uruguay.html (10.03.2010)

http://upsidedownworld.org/main/colombia-archives-61/1885-colombians-build-support-for-a-constitutional-referendum-for-water- (08.03.2010)

[80] Latin Amerika’da Uruguay ile başlayan su hakkı mücadelesi, Ekvator, Bolivya ve yakın zamanda Kolombiya’da 2 milyondan fazla yurttaşın imzasına dayanan bir kampanya ile devam etmiştir.

http://www.waterjustice.org/uploads/attachments/Colombias-Constitutional-Reform.pdf (10.03.2010)

[81] http://pdba.georgetown.edu/Constitutions/Ecuador/ecuador08.html#mozTocId288188 (10.03.2010)

[82] Bolivya’daki su sorunu ve mücadelesi için bkz. Williams, op.cit, ss.492-504.

[83] Constitution of the Plurinational State of Bolivia (Bolivian Constitution) Francisco Valle V. (çev.), Amazon Digital Services, 2009.

[84] Ancak bu çalışmada insan haklarının ulusal düzeyde çerçeveleyen anayasalara sınırlı kalındığı içini yasal düzenlemelere yer verilmedi. Çeşitli Avrupa ülkelerinde su hakkının ele alındığı ortak bir çalışma için bkz. http://www.euwareness.nl/results/ (08.03.2010) Ayrıca bkz. Ingrid Kissling-Näf ve Stefan Kuks (eds.), The Evolution of National Water Regimes in Europe: Transitions in Water Rights and Water Policies, London:Springer Publication, 2005.

[85] Tully, Stephen Tully, “A Human Right To Access Water? A Critique of General Comment No.15”, Netherlands Quarterly of Human Rights, Vol. 23/1, 2005, s.44.

 

 

alternatif-su-kanunu-tasarisi-665

Su Kanunu Tasarısı Değerlendirme ve Öneriler – Birinci Bölüm

Maddeler Öneriler Gerekçeler
BİRİNCİ BÖLÜM
Maksat, Kapsam, Tanımlar, Genel Hükümler, İlkeler
Maksat ve Kapsam
MADDE 1 – (1) Bu Kanunun maksadı, su kaynaklarının sürdürülebilir şekilde korunması, kullanılması, iyileştirilmesi, geliştirilmesi, su ile ilgili bilgilerin toplanması, izlenmesi, havza esasında inceleme ve planlamalarının hazırlanması, kullanım önceliklerinin belirlenerek tahsislerinin tek merciden yapılması, su yönetiminde etkinlik ve katılımın geliştirilmesini sağlamaktır. (1) Bu Kanunun maksadı, su kaynaklarının varlıklarının sürdürülebilir şekilde korunması, kullanılması, iyileştirilmesi, geliştirilmesi, su ile ilgili bilgilerin toplanması, izlenmesi, havza esasında inceleme ve planlamalarının hazırlanması, “su hakkı” çerçevesinde kullanım önceliklerinin belirlenerek tahsislerinin tek merciden yapılması, su yönetiminde etkinlik ve demokratik katılımın katılımcılığın geliştirilmesini sağlamaktır. Su kaynakları yerine su varlıkları ifadesi tanımlarda yer almalı ve kullanılmalıdır. Kaynak yerine varlık kullanmak sadece kavramsal değil, bir yaklaşım meselesidir. Kaynak tanımı ekonomi eksenlidir. Dolayısıyla bu tanım güçlü değil “zayıf sürdürülebilirlik” anlayışının bir ürünüdür. Ayrıca su doğada insanın üretmediği bir varlıktır. Bu nedenle geliştirilmesi de söz konusu değildir. “Geliştirme” hem normatif bir ifadedir, hem de su varlıklarını koruma statüsünden çıkarıp, kullanıma açma anlamına gelmektedir. Bütün insanlar ve canlılar, yaşam hakkının ayrılmaz bir parçası olan yeterli kalite ve miktardaki suya, fiziksel ve ekonomik olarak etkili bir şekilde erişim hakkına sahiptir. Su, tüm canlılara ait bir varlıktır. Bu yüzden tüm canlıların temsiliyetine olanak sunacak bir demokratik katılımcılık anlayışı benimsenmelidir.
(2) Bu Kanun, jeotermal sular ve denizler hariç, kıyı suları dâhil olmak üzere yüzeysel, yeraltı su kaynakları ile alakalı bütün hususları ve doğal mineralli suların tahsisi ile tahsise dair denetim hususlarını kapsar. (2) Bu Kanun, jeortermal sular ve denizler hariç, kıyı suları dâhil olmak üzere yüzeysel, yeraltı su kaynakları varlıklarını ve atmosferik su ile alakalı bütün hususları ve doğal mineralli suların tahsisi ile tahsise dair denetim esaslarını kapsar. (2) Jeotermal sular da tatlı su bütününün ayrılmaz bir parçasıdır. Suyu indirgemeci bir anlayışla parça parça tanımlamak onun bütünlüğünü yok saymaktır. Su sürekli olarak maddenin bir halinden diğerine geçen dolaşım durumunda bir varlıktır. Dolayısıyla atmosferik su da bunun bir parçasıdır. Örneğin Bolivya’nın Cochabamba kentinde su hizmetlerinin özelleştirilmesiyle birlikte fiyatı üç kat artan su faturalarını ödemekte zorlanan yoksul halk, yağmur hasadına başlayıp su ihtiyaçlarını biriktirdikleri yağmur suyuyla karşılamaya çalışmıştır. Ancak özel şirket yağmur hasadını yasaklamış, yağmurun bile kendi mülkü olduğunu iddia etmiştir. Bunu yaparken de yasaları arkasına almıştır. Bu tip durumların baştan engellenebilmesi için suyun fiziksel tanımı yapılırken daha bütüncül bir bakış açısına ve bu bütünün korunmasına yönelik kanunların geliştirilmesine ihtiyaç vardır.
Tanımlar
MADDE 2 – a) Alıcı ortam: Atıksuların doğrudan boşaltıldığı veya dolaylı olarak karıştığı göl, akarsu ve kıyı suları ile yeraltı suyu kütlelerini,
b) Alt havza: Havzanın sularını denize boşaltan nehre bağlı yan kollar veya akarsuyu besleyen göller için su toplama alanını,
c) Asgari su akışı: Bir akarsu kesitinde ekolojik ihtiyaçlar ile su kullanımlarının sürdürülebilirliğini sağlamak üzere bulunması gereken ve her su kaynağı için ilmi çalışmalarla belirlenmiş en az su debisini, c) Asgari Zorunlu su akışı: Bir akarsu kesitindeki ekosistemler ekolojik ihtiyaçlar ile su kullanımlarının sürdürülebilirliğini sağlamak üzere bulunması gereken ve her su kaynağı için ilmi çalışmalarla belirlenmiş en az optimum su debisini, Su gibi birincil yaşam kaynakları söz konusu olduğunda minimum kavramından bahsedilemez. Su ekosistemden bağımsız olmayan bir bütündür. Dolayısıyla su varlığıyla ekosistem birlikte ele alınmalıdır. İhtiyaç kavramı zaman içinde değişebilir. Ancak su gibi bir varlık ihtiyaçtan çok, bir varoluş meseledir. Su varlıklarını korumak “ekolojik ihtiyaçlar” gibi muğlak bir kavramla değil ekosistem bütününü sürdürmek ile mümkün olur. Yasa tasarısında yer alan “asgari su debisi” yerine “optimum su debisi”ni kullanmak gerekir. Su varlıkları hızla kirlenip tükenirken, yasalarla asıl korunması gereken bu varlıkların kendilerini yenileme kapasiteleri olmalıdır. Bu bağlamda optimum, hayatın devamını sağlayabilmek için gereken yeterli su miktarı ve kalitesini ifade eder. Bu miktar her su varlığı için farklıdır ve her yıl uzun vadeli gözlemlerden (kuraklık gibi etmenleri de göz önüne alarak) yola çıkılarak yapılacak hesaplamalar sonucunda belirlenir. Su varlıklarının kendini yenileme kapasitesi hiç bir şart altında aşılmamalıdır. Türkiye’deki yasal düzenlemelere göre suyun yatağında bırakılması zorunlu kılınan “asgari su debisi” %10’dur. Bu ise ekosistemlerin hızla yok olmasına neden olmaktadır.
ç) Atıksu: Evsel, sanayi, zirai veya başka bir maksatla kullanımdan dolayı kirlenmiş olan veya özellikleri kısmen ya da tamamen değişmiş olan suyu,
d) Bakanlık: Orman ve Su İşleri Bakanlığını,
e) Çevresel hedef: Bir su kütlesinin kimyasal, fiziko kimyasal, ekolojik, hidromorfolojik ve miktar açısından ulaşabileceği iyi su durumunu, e) Çevresel hedef: Bir su kütlesinin varlığının kimyasal, fiziko kimyasal, ekolojik, biyoçeşitlilik, hidromorfolojik ve miktar açısından ulaşabileceği iyi su durumunu, Uluslararası yükümlülüklerin de bu kanun metnine yansıması gerekmektedir. Bu nedenle AB ve Avrupa Topluluğu biyoçeşitlilik stratejisini kabul etmiş olduğu için, AB Su Çerçevesi Direktifi ile uyumlu bir su kanunun bu stratejiyi içermesi, çevresel hedeflere biyoçeşitliliğin eklenmesi gerekir.
f) Çevresel kalite standardı: Belirli bir kirleticinin veya kirletici grubunun suda, çökeltide ya da su ortamında bulunan bitki ve hayvanlarda, insan sağlığı ve çevreyi korumak için aşmaması gereken konsantrasyonunu,
g) Doğal mineralli su: Yerkabuğunun farklı derinliklerinde, uygun jeolojik şartlarda tabii olarak meydana gelen bir veya daha fazla kaynaktan yeryüzüne çıkan veya çıkartılan, mineral muhtevası ve diğer bileşenleri ile tanımlanan, toplam mineral muhtevası 1000 mg/L ve daha yüksek olan; tedavi, şifa maksatlarıyla da kullanılan içmece suyu, şifalı su ve benzeri adlarla anılan soğuk ve sıcak doğal suları,
ğ) Emniyetli yeraltısuyu işletme rezervi: Yeraltısuyu rezervine zarar vermeden çekilebilecek su miktarını, ğ) Emniyetli yeraltısuyu işletme rezervi: Yeraltısuyu rezervinin kendini yenileme kapasitesini zarar vermeden aşmadan çekilebilecek su miktarını, Yeraltı suları (kullanımı açısından) rahatlıkla kontrol edilebilecek varlıklar değildir. Yeraltı suları her durumda tüm canlılığın varoluş güvencesidir. Bu nedenle yeraltısuyu rezervlerinin muğlak bir ifade ile “zarar vermeden” değil,net bir şekilde korunması gerekir.
h) Geçiş suları: Nehir ağızları civarındaki kıyı sularına yakın olmaları, ancak aynı zamanda tatlı su akımlarından önemli ölçüde etkilenmeleri sebebiyle kısmen tuzlu olma özelliğine sahip yerüstü suyu kütlelerini, h) Geçiş suları: Nehir ağızları civarındaki kıyı sularına yakın olmaları, ancak aynı zamanda tatlı su akımlarından önemli ölçüde etkilenmeleri sebebiyle kısmen tuzlu olma özelliğine sahip yerüstü suyu kütlelerini su varlıklarını,
ı) Havza: Nehir havzalarında su ayrım çizgisinden denize aktığı noktaya, kapalı havzalarda ise suyun toplandığı nihai noktaya göre suyun toplanma alanını, ı) Havza: Nehir havzalarında su ayrım çizgisinden denize aktığı noktaya, kapalı havzalarda ise suyun toplandığı nihai noktaya kadar olan yeraltı, yüzey, atmosferik suları, yaşam alanlarıyla birlikte tüm canlıları ve havzaya bağlı yaşayan insan topluluklarını içeren bütününü, Mevcut tanım havzayı salt fiziksel nesne olarak görmektedir. Oysa havza, içinde bulunan yeraltı, yüzey, atmosferik suları, yaşam alanlarıyla birlikte tüm canlıları ve havzaya bağlı yaşayan insan topluluklarını içeren bütündür.
i) Havza yönetim planı: Bir havzadaki su kaynaklarının ve canlı hayatının korunmasını ve geliştirilmesini sağlamak üzere, su kaynakları için sürdürülebilir bir koruma-kullanma dengesi gözetilerek hazırlanan planı, i) Havza yönetim planı: Bir havzadaki su kaynaklarının su varlıklarının ve canlı hayatının korunması ve geliştirilmesini iyileştirilmesi ve kültürel mirasının sürdürülmesi amacıyla su kaynakları öncelikli olarak su varlıklarının ekolojik ve insani kullanımı için sürdürülebilirliği bir koruma-kullanma dengesi gözetilerek ihtiyatlılık, çoğulculuk ve demokratik katılımcılık ilkeleri temelinde için hazırlanan planı, Yasa tasarısında “iyileştirme” kavramı, yani su varlıklarının rehabilitasyonu da hedeflenmelidir. Su varlıklarının öncelikli kullanımı ekolojik ve insani amaçlıdır. Suyun kullanımı, bu amaçları hiçbir şart altında bertaraf etmemelidir. Zira “koruma-kullanma dengesi” yukarıda belirtilen şartı sağlamadığı sürece, uygulamada koruma değil kullanım söz konusu olacaktır.
j) Havza su tahsis planı: Bir veya birden çok havzadaki su kaynaklarının içme – kullanma, tabi hayatı koruma, zirai sulama, enerji, sanayi, ticaret, turizm, taşıma, ulaşım, rekreasyon, projeye dayalı su ürünleri yetiştiriciliği ve avcılığı, su yapılarını koruma maksatlarına göre dağıtımını, j) Havza su tahsis planı: Bir veya birden çok havzadaki su kaynaklarının varlıklarının içme – kullanma, tabi hayatı koruma, öncelikle insani ihtiyaçları, doğanın su ihtiyaçlarını ve geçimlik tarım suyu ihtiyaçlarını karşılaması kaydıyla; zirai sulama, enerji, sanayi, ticaret, turizm, taşıma, ulaşım, rekreasyon, projeye dayalı su ürünleri yetiştiriciliği ve avcılığı, su yapılarını koruma maksatlarına göre dağıtımını, Yasa tasarısının tümünde su varlıklarının kullanımı için genel bir yaklaşım olması gerekir. Su varlıklarının kullanımında öncelik su hakkı kavramı çerçevesinde ekolojik ve insani amaçlara verilmelidir. Tasarıda tüm kullanım amaçlarının eşitmiş gibi ifade edilmesi, ekonomik amaçlı kullanımın gerek kirletici olması, gerekse sınırsız talepte bulunması dolayısıyla uygulamada her zaman insani ve ekolojik kullanımın önüne geçmesi sonucunu doğurmaktadır. Kullanım önceliklerine ilişkin açıklamamız madde 5(1)‘de verilmiştir.
k) İyi su durumu: Bir su kütlesinin ekolojik, kimyasal veya miktar açısından içilebilir, yüzülebilir ve su canlılarının yaşamasına imkan veren kalite seviyesi ve miktar durumunu, k) İyi su durumu: Bir su kütlesinin ekolojik, kimyasal ve veya miktar açısından içilebilir, yüzülebilir ve su canlılarının yaşamasına imkan veren kalite seviyesi ve miktar durumunu, “Ekolojik, kimyasal veya miktar açısından” ifadesi bu şartların hepsinin değil de, en az birinin karşılanmasının yeterli olacağı gibi yanlış algıya yol açmaktadır. Bu üç açı birbirinden bağımsız değildir. Dolayısıyla “veya” yerine “ve” bağlacı kullanılmalı ve suyun üç bakımdan da nitelik ve niceliğinin yeterli olması gerektiği vurgulanmalıdır.
l) Kaynak suyu: Tabii şartlarda yeryüzüne çıkan suları,
m) Kıyı suları: Kıyı çizgisinden itibaren 1852 metre deniz tarafındaki suyu
n) Koruma bölgesi: Koruma altına alınan su kaynakları ile suya bağlı özel tür veya türleri ile bunların üreme veya yaşama alanlarını, n) Koruma bölgesi: Koruma altına alınan su kaynakları varlıkları ile suya bağlı yaşayan yerel toplulukları ve kültürleri, özel tür veya türleri ile bunların üreme veya yaşama alanlarını, Su varlıklarının korunması sadece insan dışındaki canlıların korunmasıyla gerçekleştirilemez. Su etrafında ortaya çıkmış ve şekillenmiş insan topluluklarının, geleneksel yaşam biçimleriyle birlikte korunması su varlığının bütünlüğünün korunması gereğidir. Türkiye’nin 1982’den bu yana dâhil olduğu Dünya Kültürel ve Doğal Mirasın Korunması Sözleşmesi de bunu gerektirir. Dünyada modern koruma anlayışı da aynı bütünlüklü koruma kavramı üzerinde şekillenmiştir.
o) Münferit su tahsisi: Herhangi bir su kaynağından belirli bir kurum, kuruluş veya şahsa verilen su kullanım iznini, o) Münferit su tahsisi: Ancak su kullanım önceliği garanti altına alındıktan sonra, herhangi bir su kaynağından belirli bir kurum, kuruluş veya şahsa verilen su kullanım iznini, Halihazırda bir kamu hizmeti olan ve kamu tarafından karşılanan su ihtiyacının ayrık kullanımları konusunda ilgili kanunlarda hükümler yer almaktadır. Bu kanun hükümlerine yönelik ciddi eleştiriler bulunmaktayken, bu fıkra ile de su ilkesizce kullanıma açılmaktadır. Oysa ki suyun kullanımında insani kullanım ve ekolojik kullanım garanti altında olmalıdır. Ancak bu ihtiyaçlar karşılandıktan sonra, bir kurum, kuruluş veya şahıs su kaynağı için verilen su kullanım iznini alabilir. Öncelikli su kullanımı MADDE 5- (1) Faydalanma ve kullanmada öncelik sırası bölümünde gerekçelendirilmiştir.
ö) Sınır aşan sular: Birden fazla ülke toprağından akan suyu, ö) Sınır aşan sular: Birden fazla ülke toprağında akan bulunan su varlıklarını,
p) Sınır oluşturan sular: İki veya daha çok ülkeyi birbirinden ayıran suları, p) Sınır oluşturan sular: İki veya daha çok ülkeyi birbirinden ayıran suları su varlıklarını,
r) Su durumu: Bir su kütlesinin ekolojik, kimyasal veya miktar durumuna ilişkin su özelliklerini, r) Su durumu: Bir su kütlesinin sosyal, kültürel, ekolojik, kimyasal veya miktar durumuna ilişkin su özelliklerini, Bu fıkradaki tanım suyun salt fiziksel durumuna ilişkindir. Su fizikselin ötesinde kültürel ve sosyal boyutları da olan bir varlıktır. Örneğin İspanya’da 2005 yılından itibaren tartışılmaya başlanan “Programa AGUA” adlı su programında da, su, sosyal ve kültürel değerleri olan bir varlık olarak tanımlanmaktadır. Ancak böyle bir yaklaşım, su varlıklarının bütünlüklü olarak korunmasına olanak tanır.
s) Su kaynağı: Yeraltı sularını ve yüzeysel suları, s) Su kaynağı varlıkları: Su havzası içinde bulunan yeraltı, yüzey, atmosferik suları, yaşam alanlarıyla birlikte tüm canlıları ve havzaya bağlı yaşayan insan topluluklarını içeren bütünü, Mevcut tanım suyu hem salt fiziksel bir nesne olarak görmekte, hem de onun fiziksel bütünlüğünü yok saymaktadır. Oysa su, havza içinde bulunan yeraltı, yüzey, atmosferik suları, yaşam alanlarıyla birlikte tüm canlıları ve havzaya bağlı yaşayan insan topluluklarını içeren bütündür. Bu bütünlüğü yok saymak, suyu salt ekonomik bir kaynak olarak görmeye yol açar. İspanya, Uruguay ve Bolivya’da suyla ilgili yasal metinlerde su varlıkları bir bütün olarak tanımlanmakta, sosyal ve kültürel boyutlarıyla ele alınmaktadır.
ş) Su kütlesi: Kendi içinde bütünlük arz eden ve yönetime esas alınan su kaynağının tamamını veya bir bölümünü, ş) Su kütlesi: Kendi içinde bütünlük arz eden ve yönetime esas alınan su kaynağının varlığının tamamını veya bir bölümünü,
t) Su tahsis sicili: Herhangi bir su kaynağından belirli kurum, kuruluş veya şahıslara verilen izin kayıtlarını ihtiva eden sicili, t) Su tahsis sicili: Herhangi bir su kaynağından varlığından belirli kurum, kuruluş veya şahıslara verilen izin kayıtlarını ihtiva eden sicili,
u) Su yapıları: Su kaynaklarından faydalanmak ve zararlarını önlemek maksadıyla yapılan her türlü yapı ile bunların tamamlayıcı tesislerini, u) Su yapıları: Su kaynaklarından varlıklarından faydalanmak ve zararlarını önlemek maksadıyla yapılan her türlü yapı ile bunların tamamlayıcı tesislerini, Bu fıkrada geçen “zararlarını önlemek” ifadesinde taşkınlardan bahsedilmekte ve bunlar sanki her zaman olumsuzmuş gibi bir yargı yansıtılmaktadır. Örneğin Avlan Gölü, 1970’lerde bataklık ve devletin bütçesine zarar olarak kabul edilmiş, devlet eliyle kurutulmuş ve tarım arazisine çevrilmiştir. Bunun ardından ekolojik yıkımlar yaşanmış ve gölün tekrar eski haline dönmesi için çalışmalar başlatılmıştır. Bu nedenle “zararlarından” ifadesi kaldırılmalıdır. Taşkınlardan doğan zararları önleme yöntemi, su varlıklarını ıslah etmekle değil, su basma potansiyeli olan bölgelerin imara açılmasına izin vermemekle mümkün olacaktır.
ü) Ulusal su planı: Ulusal su politikasının ana unsurlarını ihtiva eden planı, ü) Ulusal Su planı: Ulusal Türkiye’nin su politikasının ana unsurlarını ihtiva eden planı, Su varlıklarının yönetiminde belirleyici olan yegane unsur doğadır. Dolayısıyla suyun yönetimi ve ölçeği ulus devletten bağımsız, doğanın parçası olan suyun kendisidir. Sınıraşan sular Türkiye’nin su varlıklarının önemli bir kısmını oluşturduğundan, havza yönetiminde tek bir devletin söz sahibi olması düşünülemez. Bu nedenle su planının ülkelerarası işbirliğine olanak sağlayacak esneklikte olması gerekir.
v) Yeraltı suyu: Yeraltında bulunan durgun veya hareket halindeki suları,
y) Yüzeysel su: Kaynak suyu, menba, çay, dere, nehir, ırmak, tabii ve suni göller ile geçiş ve kıyı sularını, y) Yüzeysel su: Kaynak suyu, menba, çay, dere, nehir, ırmak, tabii ve suni göller ile geçiş ve kıyı sularını, atmosferik suyu,
z) Yetkili idare: Kanunlarla kendisine su kaynakları ve kıyı suları ile alakalı görev ve yetki ihdas edilmiş kurum ve kuruluşları, z) Yetkili idare: Kanunlarla kendisine su kaynakları ve kıyı suları su varlıkları ile alakalı görev ve yetki ihdas edilmiş kurum ve kuruluşları,
aa)Yönetim hizmetleri: Kaynakların tespitini, ölçümünü, korunmasını, izlenmesini, projelendirilmesini, iyileştirilmesini, geliştirilmesini, tahsislerin takibini, denetlenmesini,bedellerin toplanmasını ve ilgili kurumlara dağıtımını, ifade eder. aa)Yönetim hizmetleri: Kaynakların tespitini, ölçümünü, korunmasını, izlenmesini, projelendirilmesini, iyileştirilmesini, geliştirilmesini, tahsislerin takibini, denetlenmesini, bedellerin toplanmasını ve ilgili kurumlara dağıtımını, ifade eder.
Eklenmesini önerdiğimiz tanımlar
bb. Afet: Toplumun tamamı veya belli kesimleri için fiziksel, ekonomik ve sosyal kayıplar doğuran, normal hayatı ve insan faaliyetlerini durduran veya kesintiye uğratan doğal, teknolojik veya insan kaynaklı olayları,
cc.Bütünleşik/Entegre Havza Yönetimi: Merkezinde, bir havza içersinde var olan ekolojik ve sosyal varlıkların ve etkenlerin birbiriyle bağlılığı anlayışını taşıyan ve suyu çeşitli amaçlarla kullanan toplum kesimlerinin dahil edildiği demokratik ve özerk bir su yönetimi şeklini,
dd. Su Hakkı: Bütün insanların ve canlıların yaşam hakkının ayrılmaz parçası olarak yeterli miktarda temiz suya erişmesini, Su hakkı 2009 Bolivya Anayasası’nda “içme suyu, kanalizasyon, elektrik, gaz, posta ve telekomünikasyon sistemine evrensel ve hakkaniyetli erişim hakkı” (Madde 20) tanımlanmaktadır. Su hakkı, 2010’da Birleşmiş Milletler kararıyla bir insan hakkı olarak kabul edilmiştir. Bu tasarıda su hakkı kavramının yer alması kanunun önceliğini göstermesi açısından elzemdir.
ee. Sürdürülebilirlik: Doğanın ayrılmaz parçası olan insanın, doğanın maruz kaldığı bütün yıkımlardan doğrudan ve dolaylı olarak etkilenmesi sebebiyle yapılan hiçbir ekonomik faaliyetin biyosferdeki ekosistemlerin bütünlüğünü bozmamasını,
ff. Sürdürülebilir kullanma: Bugünkü ve gelecek kuşakların ihtiyaçlarına uygun şekilde, ekolojik, kültürel ve insani amaçlı başta olmak üzere, su varlıklarının kullanımını,
gg. Su yararı: Su varlıkları ile ilgili alınan kararlarda uygulanacak kamu yararı ilkesinde zorunlu olarak dikkate alınacak ve ekonomik kaygıların sosyal kaygıların önüne geçmemesini sağlayan yararı, Kamu yararı kriterinin uygulamada korunmak istenen hakkın veya varlığın koruma dışı kalmasını sağlayan kullanımları nedeniyle kamu yararının bu hayati meseleye bir ölçütle bağlanması gereklidir.
ğğ. İhtiyatlılık ilkesi: Bir eylem ya da işlemin, su varlıklarının sağlıklı şekilde muhafazası açısından tehdit veya onarılması mümkün olmayan zarara neden olma ihtimali karşısında, zarar gerçekleşmeden önce, bilimsel belirsizlik ve ekonomik zorunluluk gibi nedenlerin, gerekli önlemlerin alınmasını erteleme gerekçesi olarak kullanılmamasını, AB Kanunu’na göre bu ilke bir yasal gerekliliktir. Bu ilkeyle hukukun istediği kesin verilerin bilim tarafından ortaya koyulamadığı hallerde dahi çevrenin korunması amaçlamaktadır.
hh. İnsani amaçlı su kullanımı: İçme, yemek yapma ve temizlik gibi zaruri ihtiyaçlar için kullanılan suyu, İnsani su kullanımının hesaplanmasında çeşitli parametreler belirleyici olsa da kişi başına günlük su tüketimi en az 50 lt olması gerektiği hesaplanmıştır.
ıı. Katılımcılık ilkesi: Vatandaşların, su yönetimi süreçlerine etkin ve somut katılımını, Çevre Kanunu’nun 3. maddesi katılımcılığı düzenlemiştir. Su varlıkları özelinde de bu ilkenin tanımlar içine alınması uygun görülmüştür.
ii. Havza Yönetim Birimi: Havza sınırları içinde yer alan tüm varlıkların ve etkenlerin birbirlerine bağlı olduğundan hareketle, sorunları oluşmadan bertaraf etmek, yerinde tespit etmek ve çözmek için bir araya gelen ve havza içinde bulunan insan gruplarını temsil eden birimi, Su varlıkları hakkındaki karar alma süreçlerine havza içinde bulunan insanların etkin katılımını sağlamak için net olarak tanımlanmış bir yönetim birime ihtiyaç vardır.
jj.Ekolojik ihtiyaç: Su varlıklarının fiziksel ve kültürel bütünlüğünü sürdürebilmesi için zaruri olan su miktarını,
kk.Kurul : Su Koordinasyon Kurulu’nu İlk tasarıda yer alan Su Yönetim Yüksek Kurulu yerine önerilmektedir. Zira ilk taslağa nazaran, katılımcılığın daha etkin şekilde kanunda yer almasını sağlamak amacıyla “Su Yönetim Yüksek Kurulu”nu “Su Koordinasyon Kurulu” olarak değiştirmek gerekmektedir. “Yüksek” ifadesinin yerine “koordinasyon”un kullanımı, merkeziyetçi bir yapıya değil, çok sesliliği ve bunların düzenlenmesine yapılan bir vurgudur. Bu kurul, Havza Yönetim Birimleri, Bakanlık ve ilgili kurum ve kuruluşlardan gelecek temsilcilerden oluşur.
ll.Stratejik Çevresel Değerlendirme (SÇD): Bu kanun kapsamında belirlenen işlem, plan ya da programın onayından önce planlama veya programlama sürecinin başlangıcından itibaren, çevresel değerlerin plan veya programa entegre edilmesini sağlamak, plan ya da programın olası çevresel etkilerini en aza indirmek ve karar vericilere yardımcı olmak üzere katılımcı bir yaklaşımla sürdürülen ve yazılı bir raporu da içeren çevresel değerlendirme çalışmalarını,
mm.Koruma alanı: Ulusal mevzuat ve uluslararası sözleşmeler çerçevesinde belirlenen veya belirlenmesi gereken, sudan yararlanan canlı türlerini ve yerel kültürleri korumak ve yararlanma amaçlarının devamlılığını sağlamak başta olmak üzere su varlıklarının sağlıklı devamlılığı için belirlenen alanları,
nn. Geçimlik Tarım: Yoğun üretime dayalı değil, kendini idame ettirmeye yetecek miktarda yapılan geleneksel tarımı,
Genel hükümler
MADDE 3 – (1) Su kaynakları, ilgili bulunduğu arz’ın malik ve zilyedinden bağımsız olarak Devlet’in hüküm ve tasarrufu altındadır. 1) Su kaynakları varlıkları, ilgili bulunduğu arz’ın malik ve zilyedinden bağımsız olarak kamusal varlıktır ve Devlet’in hüküm ve tasarrufu altındadır. Hüküm ve tasarruf yetkisi kamusal çıkar ve sürdürülebilir kullanım çerçevesinde ele alınır. Tasarruf yetkisi devredilemez ve özelleştirilemez. Eklenen “kamusal varlıktır” ifadesi, suyun devlete değil kamuya ait olduğunu vurgulamaktadır. Su üzerindeki devlet hükmü ve tasarruf yetkisi sınırsız ve keyfi değil, bilakis “kamu yararı”nın sağlanması şartına bağlıdır. Suyun gerçekten korunması ve varlığının sürdürülmesi, bu yetkinin kâr amacı güden kurumlara devredilmemesi ve suyun sürdürülebilir bir şekilde kullanılması anlamına gelir.
(2) Su kaynakları, arazinin bütünleyici parçası değildir. Bir taşınmaza malik ve/veya zilyed olmak, taşınmazın altında, üstünde veya civarındaki su kaynakları üzerinde ayni bir hak tesis etmez. Ancak, su kaynaklarının bulunduğu arazinin malik veya zilyedinin, su kaynakları üzerinde; bu taşınmaz için ihtiyacı kadar sudan öncelikle faydalanma hakkı vardır. (2) Su kaynakları varlıkları, arazinin bütünleyici parçası değildir. Bir taşınmaza malik ve/veya zilyed olmak, taşınmazın altında, üstünde veya civarındaki su kaynakları varlıkları üzerinde ayni bir hak tesis etmez. Ancak, su kaynaklarının varlıklarının bulunduğu arazinin malik veya zilyedinin, su kaynakları varlıkları üzerinde; bu taşınmaz için ihtiyacı kadar sudan öncelikle faydalanma hakkı vardır. Ticari kullanım, öncelikli faydalanma hakkı kapsamında değerlendirilemez. Madde 5(1)’de gerekçe açıklanmıştır.
İlkeler
MADDE 4 – (1) Su kaynaklarının havza esasında sürdürülebilir bir şekilde korunması, iyileştirilmesi, geliştirilmesi ve kullanılmasının sağlanmasında; (1) Su kaynaklarının varlıklarının havza esasında sürdürülebilir bir şekilde korunması, iyileştirilmesi, geliştirilmesi ve kullanılmasının sağlanmasında;
a) Bir havzanın su potansiyelinin öncelikle havzası içerisinde değerlendirilmesi, a) Bir havzanın su potansiyelinin, öncelikle havzası içerisinde değerlendirilmesi esastır. İstisna olarak afet hallerinde sadece insani kullanımı için havzadan başka bir havzaya su aktarımı yapılabilir. Havza parçalanamaz bir bütündür. Havzalar arası su transferi ise bu bütünlüğü tehlikeye atacak dışsal bir faaliyettir. Bu, sadece afet durumunda salt insani kullanım şartına bağlanmalıdır.
b) Su kaynaklarının kamu yararına en uygun şekilde değerlendirilmesi, esastır. b) Su kaynaklarının varlıklarının, su ekosistemlerine ve kamu yararına en uygun şekilde değerlendirilmesi esastır. Kamu yararı kriterinin uygulanmasında ekonomik öncelikler, sosyal ve ekolojik önceliklerin önüne geçemez. Su ekosistemlerinin bu fıkraya eklenmesinin nedeni sadece insanın değil ekosistemlerin de esas alınması gerektiğidir. Eklenen ikinci cümle ise Uruguay Anayasası’nda da olduğu gibi, alınan kararlarda ekonominin baskınlığını dizginlemek amacını gütmektedir.
c) Su kalitesini ve miktarını olumsuz yönde değiştirecek etkenlerin kaynağında bertarafı veya azaltılması, c) Su kalitesini ve miktarını olumsuz yönde değiştirecek etkenlerin kaynağında bertarafı veya azaltılması, Su ve toprak kirlendikten sonra temizlenmesi çoğu durumda ya imkânsız, ya da çok masraflı olmaktadır. Bu nedenle amaç kirlenmenin daha oluşmadan önlenmesi olmalıdır.
ç) Su kaynaklarının ekonomik ve ekolojik ihtiyaçlara en uygun şekilde kullanımının sağlanması, kirlenmeye karşı korunması ve kirlenmiş olan su kaynaklarının kalitesinin iyileştirilerek çevresel hedeflere ulaşılmaya çalışılması, ç) Su kaynaklarının varlıklarının ekonomik ekolojik ve insani ihtiyaçlara en uygun şekilde kullanımının sağlanması, kirlenmeye karşı korunması ve kirlenmiş olan su kaynaklarının varlıklarının kalitesinin iyileştirilerek çevresel hedeflere ulaşıldıktan sonra ekonomik taleplerin karşılanmaya çalışılması, Sağlıklı bir çevrede yaşamak temel kamusal yarardır ve uygulamada tüm koruyucu hükümlerin, kamusal yararı korumak üzere düzenlenmesi gerekir. Bu nedenle öncelikle ekolojik ve insani su kullanımının garanti altına alınması gerekir. Ekonomik kullanım söz konusu olduğu zaman diğer kullanımlar (ekolojik ve insani) gasp edilmektedir. Çünkü ekonomik kullanım gerek kirletici olması, gerekse sınırsız talep nedeniyle diğer kullanım haklarını ortadan kaldırmaktadır.
d) Yüzey ve yeraltı sularının iyi su durumuna ulaştırılması ve bu durumun korunması, d) Yüzey ve yeraltı sularının Su varlıklarının iyi su durumuna ulaştırılması ve bu durumun korunması,
e) Suyun yönetim hizmetleri karşılığında ücretlendirilmesi, e) İnsani kullanım için yeterli miktar ve kalitede suyun ücretsiz verilmesi, bunun dışındaki suyun kamu yönetim hizmetleri karşılığında ücretlendirilmesi, Temiz suya erişim temel bir insan hakkıdır. Anayasa’nın eşitlik ilkesinden yola çıkarak, suyun ücretlendirilmesi bu temel hakka erişimi kısıtlayacaktır. Bu nedenle, temel ihtiyaçlara yetecek kısım ücretsiz olmalıdır.
f) Su temin maliyetlerinin kullanan, kirlilik önleme maliyetlerinin kirleten tarafından ödenmesi, esastır. (f) Su hakkı olarak belirlenen miktarı aşmayan kullanım söz konusu olduğunda temin ve kirlilik önleme maliyetlerinden muaf olunur. Tasarıdaki (f) bendi iki ayrı ve önemli husus ihtiva etmesi nedeniyle alternatif tasarımızda (f) ve (g) bendi olarak düzenlenmiştir. Bu fıkrada bahsi geçen durum temel bir yaşam hakkı olan suya erişimi tehdit etmektedir. İnsani kullanım için yeterli miktar ve kalitede su, devlet tarafından ücretsiz ve öncelikli olarak tedarik edilir. Asgari insani ihtiyacı aşan miktardaki su kullanımı ile ticari, tarımsal ve endüstriyel su kullanımında ücretlendirme uygulanabilir.
g) Su hakkı olarak belirlenen miktarı aşan kullanım söz konusu olduğunda temin ve kirlilik önleme maliyetlerinin kullanan tarafından ödenmesi esastır.
(2) Su kaynaklarının korunması, iyileştirilmesi, geliştirilmesi ve kullanılmasını ilgilendiren her türlü iş ve işlemlerde ulusal su planı ve havza yönetim planları dikkate alınır. (2) Su kaynaklarının varlıklarının korunması, iyileştirilmesi, geliştirilmesi ve kullanılmasını ilgilendiren her türlü iş ve işlemlerde havza yönetim planları doğrultusunca hazırlanan ulusal su planı ve havza yönetim planları dikkate alınır. Su varlıklarının korunması için havza bazında planlama yapılmalıdır. Yereldeki su aktörlerinin karar alma ve uygulama süreçlerine doğrudan katılımını sağlamak, sorunların yerinden tespiti ve en etkin çözümü için gereklidir. Su varlıklarının enerji ve sanayi amaçlı projelerdeki kullanımının tek tek değil, kümülatif etkilerinin anlaşılabilmesi için de havza ölçeğinde değerlendirilmesine ihtiyaç vardır. Ülke ölçekli bir su planı gereklidir ama bunun tüm havza yönetim birimlerinin katılımıyla oluşturulması gerekir.
(3) Su kaynaklarının korunması, geliştirilmesi, iyileştirilmesi ve kullanımı için gerekli tedbirler Bakanlığın nezaretinde ilgili kurum ve kuruluşlarca alınır. (3) Su kaynaklarının varlıklarının korunması, geliştirilmesi, iyileştirilmesi ve kullanımı için gerekli tedbirler Bakanlığın nezaretinde ilgili kurum ve kuruluşlarca alınır.
(4) Bu kanunun uygulanmasında 2872 sy. Çevre Kanunu’nda 3 ve 9. maddesinde belirtilen ilkeler dikkate alınır.
Faydalanma ve kullanmada öncelik sırası
MADDE 5– (1) Suyun miktarı, kalitesi, mahallinin özelliği, zaruri ihtiyaçlar ve şartları başka türlü bir çözüm yolu gerektirmedikçe su kaynaklarından faydalanma ve kullanma hakkının tesisinde aşağıdaki öncelik sırası uygulanır:a) İçme ve kullanma maksatlı su ihtiyaçları,b) Tabii hayat için gerekli su ihtiyaçları,c) Zirai sulama suyu ihtiyaçları,

ç) Enerji ve sanayi suyu ihtiyaçları,

d) Ticaret, turizm, rekreasyon, projeye dayalı su ürünleri yetiştiriciliği ve avcılığı, taşıma, ulaşım ile sair su ihtiyaçları.

(1) Su varlıklarından faydalanma ve kullanma hakkının tesisinde içme ve kullanma maksatlı su ihtiyaçları, ekosistem için gerekli su ihtiyaçları ve geçimlik tarım suyu ihtiyaçları öncelikli olarak karşılanır. Ancak bu ihtiyaçlar karşılandıktan sonra şunlar, aşağıdaki öncelik sırasıyla karşılanır: (a)Zirai sulama suyu ihtiyaçları, talepleri. (b) Enerji ve sanayi suyu ihtiyaçları talepleri. (c) Ticaret, turizm, rekreasyon, projeye dayalı su ürünleri yetiştiriciliği ve avcılığı, taşıma, ulaşım ile ilgili su ihtiyaçları talepleri. Mevcut maddede c, ç ve d fıkralarındaki su kullanımları ekonomik kullanımdır. Bunlar ihtiyaç değil taleptir. Ekonomik kullanım söz konusu olduğunda diğer kullanımlar (ekolojik ve insani) ikinci plana atılmaktadır. Çünkü ekonomik kullanım gerek kirletici olması gerekse sınırsız talep dolayısıyla diğer kullanım haklarını ortadan kaldırır. Bu nedenle yasaların, ekolojik ve insani kullanımı garanti altına alması gerekir.
(2) Öncelik sırasına göre birden fazla maksadın gerçekleşeceğinin mümkün görülmesi halinde, kaynağın birden fazla maksatla kullanılmasına izin verilebilir.

 

Sonraki sayfa: Su Kanunu Tasarısı Değerlendirme ve Öneriler – İkinci Bölüm

Su Kanunu Tasarısı Değerlendirme ve Öneriler – İkinci Bölüm

Maddeler Öneriler Gerekçeler
İKİNCİ BÖLÜM
Su Kaynaklarının Varlıklarının Planlanması ve Geliştirilmesi, Korunması, İzleme ve Denetim, Su Yönetimi Yüksek Koordinasyon Kurulu, Havza Yönetim Birimi
Ulusal su planı Ulusal Su planı
MADDE 6 – (1) Bakanlıkça, su kaynaklarının miktar ve kalite açısından mevcut ve gelecekteki durumu dikkate alınarak; sosyal, ekonomik ve ekolojik ihtiyaçları karşılayacak bir Ulusal Su Planı hazırlanır. Bu plan, Yüksek Planlama Kurulu kararı ile yürürlüğe girer ve ihtiyaç olması durumunda güncellenir. (1) Bakanlıkça, Su Koordinasyon Kurulu’nca miktar ve kalite açısından mevcut ve gelecekteki durumu dikkate alınarak; sosyal, ekonomik ve ekolojik ihtiyaçları öncelikli olarak karşılayacak, daha sonra ekonomik taleplere cevap verecek bir Ulusal Su Planı hazırlanır. Bu plan, Yüksek Planlama Kurulu Su Koordinasyon Kurulu kararı ile yürürlüğe girer ve ihtiyaç olması durumunda yine ilgili birimce güncellenir. Türkiye’nin her havzasından, Bakanlık’tan ve ilgili yerel kurumlardan gelecek temsilcilerin oluşturduğu bir Su Koordinasyon Kurulu oluşturulmalıdır. Ancak su planlamasının esas olarak havzalar ölçeğinde yapılması gerekir. Tüm bu planların ortaklıklarının yer aldığı kısımlar ise Su Planı’nın çerçevesi içinde yer alır.
Havza yönetim planı
MADDE 7 – (1) Ulusal su planı ile uyumlu olacak şekilde, katılımcı bir yaklaşımla her havza için, suyun akılcı kullanımını ve çevresel hedefleri, bu hedeflere ulaşmak için kurak dönemlerde su yönetimini de dikkate alan tedbirler programını ihtiva eden havza yönetim planı bakanlık koordinasyonunda hazırlanır veya hazırlatılır. Havza yönetim planları bakanlık tarafından onaylanır. Ulusal su planı ve havza yönetim planlarının hazırlanmasında ve uygulanmasında uyulacak usûl ve esaslar yönetmelikle belirlenir. (1) Havza yönetim planı, demokratik katılımcı bir yaklaşımla hazırlanır.(a) Havza planı, her havza için, su varlıklarının ve canlı hayatının korunmasını, iyileştirilmesini, su varlıklarının ekolojik ve insani kullanım amaçlı sürdürülebilirliğini sağlamak üzere çevresel hedefleri içerir.(b) Çevresel hedeflere ulaşmak için kurak dönemlerde su yönetimini de dikkate alan tedbirler programını ihtiva eden havza yönetim planı, havza yönetim birimlerince hazırlanır.

(c) Havza yönetim planları, Su Koordinasyon Kurulu tarafından onaylanır. Su planı ve havza yönetim planlarının hazırlanmasında ve uygulanmasında uyulacak usûl ve esaslar yönetmelikle belirlenir.

11. ve 13. maddelerdeki anlayışın bir yansıması olarak karar verici organın yapısı/bileşenleri değiştirilmelidir.
(2) Havza yönetim planlarında belirtilen tedbirler alınmasına rağmen tanımlanan hedeflere ulaşmanın, teknik, ekonomik sebepler veya tabii afetler sebebiyle imkânsız olduğu durumlarda, gerekçeler dikkate alınarak plan hedefleri değiştirilebilir.
Taşkın kontrolü, taşkın yönetim planı
MADDE 8 – (1) Taşkın sulara ilişkin olarak aşağıdaki hususlar dikkate alınır: 11 ve 13. maddelerdeki anlayışın bir yansıması olarak karar verici organın yapısı/bileşenleri değiştirilmelidir.
a) Her havza veya alt havza için muhtemel taşkınların oluşturacağı risk ve zararların belirlenmesi, önlenmesi ve planlanmasına yönelik taşkın yönetim planı Bakanlık tarafından hazırlanır veya hazırlatılır. a) Her havza veya alt havza için öncelikle taşkın bölgelerinin imara açılmaması kaydıyla muhtemel taşkınların oluşturacağı risk ve zararların belirlenmesi, önlenmesi ve planlanmasına yönelik taşkın yönetim planı Bakanlığın tarafından koordinasyonunda havza yönetim birimlerince hazırlanır veya hazırlatılır. Yönetim birimlerini devletin merkezi yapıları değil, havzanın doğal sınırları içindeki yerel yönetimler belirlemelidir. Bakanlık sadece havzalar arasındaki iletişim, işbirliği ve bilgi paylaşımı gibi koordinasyon başlığı altından toplanabilecek faaliyetlerden sorumludur. Bakanlık bu hazırlıkları kontrol eder ve denetler.
b) Kadastro çalışmaları sırasında taşınmazların tahdit, tespit ve tescilinde, taşkın kriterlerine uygun olarak dere yatak genişliği esas alınır. Tabii akışa imkan verecek şekilde dere yatakları tescil dışı bırakılır.
c) Yerleşim yerlerinin imar planlarının hazırlanması esnasında taşkın yönetim planlarına uyulması mecburidir.
ç) Akar ve kuru dere yataklarında mevcut ve yeni yapılacak olan tabii akışı değiştirecek veya taşkın akış kesitini etkileyebilecek bütün yapılar için Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü’nün izni alınır. (ç) Akar ve kuru dere yataklarında mevcut ve yeni yapılacak olan tabii akışı değiştirecek veya taşkın akış kesitini etkileyebilecek bütün yapılar yapı inşasına izin verilmez için Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü’nün izni alınır. Amik Gölü havzasına inşa edilen havalimanı bunun en somut örneklerindendir. Havzanın doğasına aykırı şekilde inşa edilen bu yapı her sene sular altında kalmakta ve her açıdan kamuyu zarara uğratmaktadır. Zarar sadece mala mülke değil, bazen cana da gelmektedir. 2012 Temmuzunda Samsun Canik’te 70 metrelik dere yatağı, zamanla 20 metreye indirilip bölge imara açılınca şiddetli yağışla taşan nehir TOKİ’nin yaptığı evleri yutmuş, 6’sı çocuk 9 kişi hayatını kaybetmiştir.
Su Kaynaklarının Korunması Su Kaynaklarının Varlıklarının Korunması
MADDE 9 – (1) Korunması gereken alanların belirlenerek koruma statüsü verilmesi ve bu alanlara özel çevresel hedeflerin belirlenmesi öncelikli olarak yapılır. (1) Korunması gereken alanların belirlenerek alanlara koruma statüsü verilmesi ve bu alanlar için özel çevresel hedeflerin belirlenmesi uluslararası anlaşmalar da dikkate alınarak öncelikli olarak yapılır.
(2) Su kütlelerinde iyi su durumunun korunması için asgari su akışı sağlanır. (2) Su kütlelerinde varlıklarında iyi su durumunun korunması için asgari optimum su akışı sağlanır. İyi su durumunun şartı olan canlı hayatın devamı söz konusu olduğunda “asgari” diye bir belirleme olamaz. Tasarıda belirtilen “asgari su akışı” en iyi ihtimalle orta ya da uzun vadede ekosisteme zarar verecektir. Bu nedenle en uygun miktar olan “optimum”un hedeflenmesi gerekir.
(3) Su yapılarının planlanmasında tabii hayatın devamlılığını sağlayıcı tedbirler alınır. (3) Su yapılarının planlanmasında tabii hayatın devamlılığını sağlayıcı tedbirler alınır sağlamak esastır. “Tedbir almak” hem muğlak, hem de zayıf bir tanımlamadır. Planlamanın tabii hayatın devamlılığını mutlak şekilde sağlayacak biçimde yapılması şarttır.
(4) İçme ve kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan su kaynaklarında uygulanabilir en iyi su arıtma teknolojisi kullanılarak insan sağlığı açısından içilebilir su elde edilmesine imkân sağlayacak su kalitesi sağlanır. (4) İçme ve kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan su kaynaklarında varlıklarında uygulanabilir en iyi su arıtma teknolojisi teknikleri ve teknolojileri kullanılarak insan sağlığı açısından içilebilir su elde edilmesine imkân sağlayacak su kalitesi sağlanır. En iyi tekniği ve teknolojiyi kullanmak diye bir durum mevzu bahis olamaz. Zira suyun arıtılması yerelden yerele farklılık gösteren, standartlaştırılamayacak kadar farklı yöntemlerle yürütülmesi gereken bir iştir. En iyi olduğu iddia edilen teknolojinin ekonomik, ekolojik ve sosyal maliyetleri vardır. Değerlendirmede bunların üçü de hesaba katılmalıdır. Bazen geleneksel yöntemlerin ekonomik, ekolojik ve sosyal maliyeti daha düşük olabilir. Bu durumda “en iyi teknoloji”yi kullanmakta diretmek, teknoloji müsrifliği anlamına gelecektir. Bu tip ifadelerle en iyi teknolojiyi kullanmak adı altında çeşitli ihale yolsuzluklarına da kapı açılmaktadır.
(5) İçme ve kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan su kaynaklarının korunması ve sürdürülebilir kullanımının sağlanması için, su kaynağının beslenme havzasında arazi kullanımı, izin verilemeyecek faaliyetler ve kirletici kaynaklarda alınacak tedbirlerin belirlenmesi için bakanlıkça gerekli çalışmalar yapılır. (5)İçme ve kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan su kaynaklarının korunması ve sürdürülebilir kullanımının sağlanması için, su kaynağının beslenme havzasında arazi kullanımına izin verilemeyecek faaliyetler ve kirletici kaynaklarda alınacak tedbirlerin belirlenmesi için bakanlıkça gerekli çalışmalar yapılır verilmez.
(6) Su kaynaklarının sürdürülebilir kullanımını sağlamak maksadıyla çevresel hedefler ve çevresel kalite standartları bakanlıkça belirlenir. (6) Su kaynaklarının varlıklarının sürdürülebilir kullanımını sağlamak maksadıyla, evrensel kriterler esas alınarak çevresel hedefler ve çevresel kalite standartları bakanlıkça belirlenir.
(7) Atık suların alıcı ortam deşarj standartları ile ilgili düzenlemeler çevresel kalite standartları dikkate alınarak Bakanlıkça yapılır.
(8) Jeotermal suların alıcı ortama deşarjında standartlarını sağlaması esas olup, bunun gerçekleştirilememesi durumunda ise DSİ tarafından uygun görülecek derinliğe reenjeksiyon yapılır. (8) Jeotermal suların alıcı ortama deşarjında standartlarının sağlaması esastır. olup, bunun gerçekleştirilememesi durumunda ise DSİ tarafından uygun görülecek derinliğe reenjeksiyon yapılır.
(9) Su yataklarında yapılacak her türlü fiziki düzenlemede tabii akış mecrasının ve canlı hayatın korunması için uygun tedbirler alınır. (9) Su yataklarında yapılacak her türlü fiziki düzenlemede tabii akış mecrasının ve canlı hayatının korunması için uygun tedbirler alınır esastır. Burada “uygun tedbirler” gibi muğlak ifadeler yerine, “korunması esastır” gibi net bir anlatım olmalıdır.
(10) Göller, rezervuarlar ve yeraltı su kütlelerinden su çekilmesinde su kütle dengesinin bozulmaması sağlanır. (10) Göller, rezervuarlar ve yeraltı su kütlelerinden varlıklarından çekilecek su miktar çekilmesinde su kütle dengesinin bozulmaması sağlanır su varlıklarının kendilerini yenileme kapasitesini aşamaz. “Su kütle dengesi” ifadesi yerine, “kendini yenileme kapasitesi” ifadesi daha anlaşılır olacaktır. Su varlıkların aşırı kullanımının engellenmesi için bu ifade gereklidir.
(11) Su kaynaklarının ve kıyı sularının kirlenmesine yol açan kirleticileri üretenler, kirlenmenin önlenmesi için gerekli tedbirleri almak, yetkili idareler ise gerekli tedbirlerin alınmasını sağlamakla mükelleftirler.
(12) Termal ve jeotermal su kaynaklarının miktar ve kalite olarak korunması ve sürdürülebilir kullanımının sağlanması için gerekli tedbirler ilgili idarece alınır veya aldırılır. (12) Termal ve jeotermal su kaynaklarının miktar ve kalite olarak korunması ve sürdürülebilir kullanımının sağlanması için gerekli tedbirler ilgili idarece alınır veya aldırılır ve bu tedbirlere uyulması ilgili idarece denetlenir. Bu fıkranın son iki kelimesi sakıncalı bir duruma kapı aralamaktadır. Su varlıklarının korunmasında alınacak tedbirler sadece ilgili idare tarafından alınır. Bu sorumluluk bir başka kuruma devredilemez. Örneğin bu iş özel şirketlere bırakılırsa şirketler arasında çıkar ilişkileri olabileceği için çeşitli usulsüzlükler ortaya çıkabilir.
(13) Mücbir sebepler ve beklenmeyen hallerde su kaynağının korunması için gerekli olan her türlü müdahale gecikmeksizin yetkili idare tarafından yapılır veya yaptırılır. (13) Mücbir sebepler ve beklenmeyen hallerde su kaynağının korunması için gerekli olan her türlü müdahale gecikmeksizin yetkili idare tarafından yapılır. veya yaptırılır. 12. fıkra için söz konusu olan sakınca bu fıkra için de geçerlidir.
(14) İhtiyaç olması ve potansiyelin de yeterli olması halinde havzalar arası su aktarımı yapılabilir. (14) İhtiyaç olması ve potansiyelin de yeterli olması halinde havzalar arası su aktarımı yapılabilir. Bir havzanın su potansiyelinin havzası içerisinde değerlendirilmesi esastır. Afet durumunda sadece insani kullanım için bir havzadan başka bir havzaya su aktarımı yapılabilir.
İzleme, denetim, bilgi verme ve bildirim yükümlülüğü
MADDE 10 – (1) Su kaynaklarının ve doğal mineralli suların kullanım maksadına, çevre ve insan sağlığına uygun olarak yönetimi açısından deşarjlarda ve alıcı ortamda izleme ve denetim faaliyetleri, bakanlık tarafından yapılır veya yaptırılır. (1) Su kaynaklarının varlıklarının ve doğal mineralli suların kullanım maksadına, çevre ve insan sağlığına uygun olarak yönetimi açısından deşarjlarda ve alıcı ortamda izleme ve denetim faaliyetleri, bakanlık ve havza yönetim birimleri tarafından yapılır veya yaptırılır. Bu maddenin ilk fıkrasında izleme, denetim, bilgi verme ve bildirim yükümlülüğü konularında tek merci bakanlıktır. Bu da yönetimde merkeziyetçiliği sağlamlaştıran bir durumdur. Merkeziyetçilikten uzaklaşmanın yolu, havza yönetim birimlerini de işe dâhil etmektir. Böylece sorunlar yerinde saptanacak, denetlenecek ve konu hakkında bilgi kaynağından verilecektir.
(2) Su kaynaklarının ve doğal mineralli suların tahsis maksatlarına ve şartlarına uygun olarak kullanılmasının temini için gerekli denetimler, DSİ tarafından yapılır veya yaptırılır; gereken yaptırımlar DSİ tarafından uygulanır. (2) Su kaynaklarının varlıklarının ve doğal mineralli suların tahsis maksatlarına ve şartlarına uygun olarak kullanılmasının temini için gerekli denetimler, DSİ Bakanlık tarafından yapılır veya yaptırılır; gereken yaptırımlar DSİ Bakanlık tarafından uygulanır. Birinci fıkradaki açıklamalara ek olarak, DSİ değil, bakanlık yaptırımların uygulanmasından sorumludur.
(3) Su kaynaklarının, doğal mineralli suların, nitelik ve nicelik bakımından korunmasına yönelik denetimler bakanlıkça, jeotermal suların korunmasına yönelik denetimler ilgili idarelerce yapılır ve gerekli yaptırımlar uygulanır. (3) Su kaynaklarının varlıklarının ve doğal mineralli suların, nitelik ve nicelik bakımından korunmasına yönelik denetimler Bakanlık ve havza yönetim birimleri bakanlıkça, jeotermal suların korunmasına yönelik denetimler ilgili idarelerce tarafından yapılır. Gerekli yaptırımlar Kurul tarafından uygulanır. İlk fıkradaki açıklama geçerlidir.
(4) İnsani maksatlarla tüketilen suların kalitesinin insan sağlığına uygunluğu, yetkili idarece belirlenen kriterler çerçevesinde ilgili idare tarafından denetlenir ve gerekli yaptırımlar uygulanır. (4) İnsani maksatlarla tüketilen suların kalitesinin insan sağlığına uygunluğu, yetkili idarece Çevresel Kalite Standartlarınca belirlenen kriterler çerçevesinde bakanlık ve havza yönetim birimleri tarafından denetlenir ve gerekli yaptırımlar bakanlıkça uygulanır. Çevresel Kalite Standartları tüm dünyada geçerliliği olan ve yoruma mahal bırakmayacak kriterlerdir. Bunların belirlenmesinde değil, uygulanmasında yerel yönetimler de devreye girer. Denetleme sonucu gereken yaptırımların uygulayıcısı ise Bakanlık’tır.
(5) Bakanlıkça yapılacak denetimlere ait usûl ve esaslar yönetmelikle belirlenir, gerektiğinde denetleme yetkisi, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğüne, il özel idarelerine, büyükşehir belediye başkanlıklarına devredilebilir. 5) Bakanlıkça yapılacak denetimlere ait usûl ve esaslar yönetmelikle belirlenir, gerektiğinde denetleme yetkisi, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğüne, il özel idarelerine, büyükşehir belediye başkanlıklarına havza yönetim birimlerine devredilebilir. Denetim yerinden yapılmalı, dolayısıyla Bakanlık ve havza yönetim birimleri bu işi üstlenmelidir. Denetim yetkisi ve görevinin harici kurumlara devredilmesi söz konusu olamaz.
(6) İlgililer, bakanlığın veya denetimle yetkili diğer mercilerin isteyecekleri bilgi ve belgeleri vermek, yetkililerin yaptıracakları analiz ve ölçümlerin giderlerini karşılamak, denetim esnasında her türlü kolaylığı göstermek zorundadırlar.
(7) İlgililer, su kaynaklarının kirliliğine sebep olabilecek faaliyetleri ile ilgili olarak, bilgi ve belgeleri talep edilmesi halinde bakanlığa veya yetkili denetim birimine vermek zorundadırlar.
Su yönetimi yüksek kurulunun kuruluşu, görev ve yetkileri Su yönetimi yüksek kurulunun Su Koordinasyon Kurulu kuruluşu, görev ve yetkileri
MADDE 11 – (1) Suyun bütüncül havza yönetimi anlayışı çerçevesinde etkili yönetimi için üst düzeyde koordinasyonu ve işbirliğini sağlamak üzere su yönetimi yüksek kurulu kurulmuştur. (1) Suyun bütüncül havza yönetimi anlayışı çerçevesinde etkili yönetimi için üst düzeyde koordinasyonu ve işbirliğini sağlamak üzere su yönetimi yüksek kurulu Su Koordinasyon Kurulu kurulmuştur. Su yönetimi ile ilgili ulusal ve yerel düzeyde oluşturulan kurul ve kuruluşların temel sorunu yönetim anlayışıdır.Alternatif tasarımıza temel teşkil eden ilkelerden biri, su varlıkları hakkında, hangi düzeyde olursa olsun, karar alma süreçlerinde mutlaka su varlıklarından doğrudan yararlanan ve etkilenen yerel halkın katılımının şart olduğudur.Hâlihazırda ülkemiz idare sisteminin merkezi idare prensibiyle yürütülmesi bu tasarıda ve başka tasarılarda yer alan karar alıcı organların kabul edilebilirliğini etkilemektedir.

Yerinden yönetim ilkesinin etkinleştirilmesi çağımızda zorunluluk haline gelmiştir.

Bunun yansıması olarak su varlıklarıyla ilgili karar süreçlerinde ilgili ve uzman kurumların temsilcilerinin bulunması kadar, yerel halkın katılımı da esas olmalıdır. Su Yönetim Yüksek Kurulu yerine, kararların yerelden alındığı ve ortak bir su planı çerçevesinde uygulanmasını sağlayacak olacak kurum, Su Koordinasyon Kurulu’dur.

(2) Kurulun başkanı, Orman ve Su İşleri Bakanıdır. Kurul; Bilim Sanayi ve Teknoloji, Çevre ve Şehircilik, Dışişleri, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Gıda Tarım ve Hayvancılık, İçişleri, Kalkınma ve Sağlık Bakanlarından oluşur. (2) Kurulun başkanı, Orman ve Su İşleri Bakanıdır. Kurul; Bilim Sanayi ve Teknoloji, Çevre ve Şehircilik, Dışişleri, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Gıda Tarım ve Hayvancılık, İçişleri, Kalkınma ve Sağlık Bakanlarından ve Havza Yönetim Birimi Başkanlarından oluşur. Önerdiğimiz Su Koordinasyon Kurulu’nda ilgili bakanlıklar yer alacaktır. Ancak su yönetimi havza bazlı olması gerektiğine göre, her bir havzanın temsilcisinin bu kurulda yer alması gereklidir. Bu kurulun oluşabilmesi için ilk atılması gereken adım, yerel yönetimlerin özerkliğinin düzenlenmesidir.
(3) Su yönetimi yüksek kurulu toplantılarına konuyla ilgili bakanlar ve kamu görevlileri ile özel sektör, sivil toplum kuruluşları ve üniversitelerin temsilcileri de davet edilebilir. (3) Su yönetimi yüksek Koordinasyon Kurulu toplantılarına konuyla ilgili Havza Yönetim Birimi başkanları, bakanlar ve kamu görevlileri ile özel sektör, sivil toplum kuruluşları ve üniversitelerin temsilcileri de davet edilebilir.
(4) Su yönetimi yüksek kurulunun görev ve yetkileri şunlardır; (4) Su yönetimi yüksek kurulunun Su Koordinasyon Kurulu’nun görev ve yetkileri şunlardır;
a) Sürdürülebilir su yönetimi için ulusal politikaları belirlemek ve kurumlar arasıişbirliğini sağlamak,
b) Su yönetimine ilişkin olarak, kamu kurum ve kuruluşlarınca yapılan uygulamaları değerlendirerek uygulamada tespit edilen aksaklıkların giderilmesi için gerekli kararları almak ve ilgili kurum ve kuruluşlara bildirilmesini sağlamak,
c) Kurul kararlarının uygulama süreçlerini izlemek, değerlendirmek,
ç) Havzalar arasında su aktarımı konusunda karar almak, ç) Afet durumunda sadece insani kullanım amacıyla havzalar arasında su aktarımı konusunda karar almak, Bir havzanın su potansiyelinin havza içerisinde değerlendirilmesi esasının korunması gereklidir. Havzalar arası su tahsisi, afet durumunda sadece insani kullanımla sınırlandırılmalıdır.
(5) Kurulun çalışma usül ve esasları yönetmelikle belirlenir.
Havza Yönetim Biriminin kuruluşu, görev ve yetkileri
MADDE 12 – (1) Havza sınırları içinde yer alan tüm varlıkların ve etkenlerin birbirine bağlı olduğundan hareketle sorunları oluşmadan bertaraf etmek, yerinde tespit etmek ve çözmek için bir araya gelen ve havza içinde bulunan insan gruplarını temsil etmek için bu birim kurulmuştur.
(2) Havza içinde yer alan; belediyelerin başkanları, Orman ve Su İşleri Bölge Müdürü, DSİ Bölge Müdürü, Su ve Kanalizasyon İdaresi Başkanları, İl Sağlık Müdürleri, Kent Konseyi Başkanları, ilgili sendika ve meslek odası temsilcileri Havza Yönetim Birimi’ni oluşturur. Havza Yönetim Birimi’nin başkanlığını her yıl havzadaki belediye başkanlarından biri dönüşümlü olarak yapar. Önerdiğimiz Su Koordinasyon Kurulu’nda ilgili bakanlıklar yer alacaktır. Ancak su yönetimi havza bazlı olması gerektiğine göre, her bir havzanın temsilcisinin bu kurulda yer alması gereklidir. Bu kurulun oluşabilmesi için ilk atılması gereken adım yerel yönetimlerin özerkliğinin düzenlenmesidir.
(3) Havza Yönetim Biriminin toplantılarına konuyla ilgili bakanlar ve kamu görevlileri ile özel sektör, sivil toplum kuruluşları ve üniversitelerin temsilcileri de davet edilebilir. Havza yönetim birimlerinde demokratik katılımcılığın yerleştirilmesi ve işler hale getirilmesiyle, bu fıkrayı doğuran ihtiyaç ortadan kalkacaktır. Esas olan üst düzey kurumların katılımı düzenlemek değil, yerel ölçekte katılımın gerçekleşmesini sağlamaktır.
(4) Havza Yönetim Biriminin görev ve yetkileri şunlardır;
a) 11. ve 13. maddeler doğrultusunda havza bazında su yönetim planı oluşturmak ve oluşturulan planı Kurul’a sunmak,
b) Su yönetimine ilişkin olarak, kamu kurum ve kuruluşlarınca yapılan uygulamaları değerlendirerek uygulamada tespit edilen aksaklıkların giderilmesi için gerekli kararları almak ve ilgili kurum ve kuruluşlara bildirilmesini sağlamak,
c) Kurulca belirlenen Su Planı’nı uygulamak.
(5) Kurulun çalışma usul ve esasları yönetmelikle belirlenir.

 

Sonraki sayfa: Su Kanunu Tasarısı Değerlendirme ve Öneriler – Üçüncü Bölüm

Su Kanunu Tasarısı Değerlendirme ve Öneriler – Üçüncü Bölüm

Maddeler Öneriler Gerekçeler
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Su Kaynaklarının Varlıklarının Tahsisi, Su Tahsis Sicili, Belgeler, Havza Su Tahsis Heyeti ve Su Bilgi Sistemi
Havza su tahsis planları
MADDE 13 – (1) Havza su tahsis planları; yerüstü ve yeraltı suları müştereken değerlendirilmek, su kullanım öncelikleri ve bütün ihtiyaçlar dikkate alınmak suretiyle havza veya alt havza ölçeğinde bakanlıkça yapılır veya yaptırılır. (1) Havza su tahsis planları; yerüstü ve yeraltı suları müştereken değerlendirilmekmesi amacıyla, su kullanım öncelikleri doğrultusunda ve bütün ihtiyaçlar dikkate alınmak suretiyle havza veya alt havza ölçeğinde bakanlıkça havza yönetim birimlerince yapılır veya yaptırılır. Bu bentte su kullanım önceliklerini vurgulamak elzemdir. Zira insani ve ekolojik kullanım önceliği merkeze alınmazsa, ekonomik kullanım diğer tüm kullanımları bastıracaktır. Ayrıca demokratik katılımcılık gereği, yerel yönetim birimleri su tahsisinde en yetkili merci olmalıdır.
(2) Hazırlanan havza su tahsis planı, havza su tahsis heyeti tarafından karara bağlanır. Havza su tahsis planı bakan tarafından onaylandıktan sonra yürürlüğe girer. (2) Hazırlanan havza su tahsis planı, havza su tahsis heyeti tarafından karara bağlanır. Havza su tahsis planı bakan Kurul tarafından onaylandıktan sonra yürürlüğe girer. Yasa tasarısı havza yönetimini önermekle birlikte yine yukarıdan aşağıya işleyen merkeziyetçi bir model sunmaktadır. Oysa havza bazlı yönetim, bir havza içindeki yerel yönetim birimlerinin temsilcilerinin ve suyu kullananların su yönetimine en geniş ve etkin katılımını esas alır. Bu bağlamda oluşan bir havza yönetim birimi olmadığı sürece demokratik bir su yönetiminden bahsedilemez. Ayrıca etkin, demokratik, katılımcı havza yönetim birimlerinin dâhil olduğu su planının onay makamı bakan değil, Kurul’dur.
(3) Havza su tahsis planlarında, ihtiyaç duyulan değişiklikler, havza su tahsis heyetinin teklifi ile Bakanlıkça yapılır. (3) Havza su tahsis planlarında, ihtiyaç duyulan değişiklikler, havza su tahsis heyetinin teklifi ile Bakanlıkça Kurulca yapılır.
Su kaynaklarının tahsisi
MADDE 14 – (1) Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına göre kurulmuş tüzel kişiler ve Türk vatandaşlarına yapılacak olan su tahsisleri, havza su tahsis planları esas alınarak Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından yapılır. (1) Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına göre kurulmuş tüzel kişiler ve Türk vatandaşlarına yapılacak olan su tahsisleri, havza su tahsis planları esas alınarak Havza Su Tahsis Heyetleri Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından yapılır. Genel Gerekçe: 11. maddede belirttiğimiz temel sorun, bu maddede de yer almaktadır. Temel yönetim anlayışının değiştirilmesi ile bu maddede düzenlenen karar süreçleri de değiştirilebilecektir.Madde 13’teki ilgili fıkralarda temel olarak getirdiğimiz ilkeler şöyledir:1. Su kamuya aittir. Su tahsisinde ekonomik öncelikler, sosyal-ekolojik önceliklerden sonra gelir.2. İnsani ihtiyaçlar ve geçimlik tarım amaçlı su kullanımı ücrete tabi tutulamaz.3. Su varlıklarının kullanımında öncelikler (insani ve ekolojik ihtiyaçlar ve geçimlik tarım ihtiyaçları) karşılandıktan sonra arta kalan su, endüstriyel tarım ve sanayi faaliyetleri için talep edilen miktarlarda ücret karşılığı verilir.

4. Talepler yıl bazında değerlendirilmelidir. 49 yıl gibi uzun zaman dilimleri hiç bir şart altında kabul edilemez.

5. Tahsislerin amacına uygun kullanımı ve diğer kullanım koşulları belirlenmelidir.

6. Termal ve jeotermal suların yetkili idare tarafından yapılacak tahsis miktarları, alınacak Stratejik ÇED raporu ile belirlenmelidir.

7. Doğal mineralli sular, termal ve jeotermal sular dışında yeraltı suyu varlıklarından tahsis yapılamaz.

8. Koruma alanları içerisindeki su varlıkları tahsis konusu edilemez.

9. Su temin hizmetleri tahsis konusu edilemez.

(2) Tahsis edilen su kaynakları ve doğal mineralli sular için su tahsis belgesi verilir, bu belge ücrete tabidir. Suyun tahsis belgesine uygun kullanımı esastır. Doğal mineralli sular dışında kalan münferit su tahsisi en fazla kırk dokuz yıla kadar yapılabilir. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usûl ve esaslar yönetmelikle belirlenir. (2) Tahsis edilen su kaynakları ve doğal mineralli sular için su tahsis belgesi verilir, bu belge ücrete tabidir. Suyun tahsis belgesine uygun kullanımı esastır. Doğal mineralli sular dışında kalan münferit su tahsisi en fazla kırk dokuz yıla kadar yıl bazlı yapılabilir. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usûl ve esaslar yönetmelikle belirlenir.
(3) Doğal mineralli sular dışında verilen su tahsis belgeleri hiçbir şekilde devredilemez. Ancak, mirasa ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla su tahsis belgesi yenilenebilir.
(4) Bakanlık tarafından belirlenen emniyetli yeraltı suyu işletme rezervinden daha fazla su tahsisi yapılamaz. (4) Bakanlık Kurul tarafından belirlenen emniyetli yeraltı suyu işletme rezervinden daha fazla su tahsisi yapılamaz.
(5) Termal ve jeotermal suların yetkili idare tarafından yapılacak tahsis miktarları ile ilgili olarak bakanlıktan görüş alınır. (5) Termal ve jeotermal suların yetkili idare tarafından yapılacak tahsis miktarlarını ile ilgili olarak bakanlıktan Kurul belirler görüş alınır.
(6) Tahsise konu su kaynağının ve doğal mineralli suların, tamamının veya bir kısmının korunan alanlar içerisinde kalması halinde koruma ile görevli idari birimlerin uygun görüşü alınır. (6) Tahsise konu su kaynağının varlığının ve doğal mineralli suların, tamamının veya bir kısmının korunan alanlar içerisinde kalması halinde koruma ile görevli idari birimlerin uygun görüşü alınır tahsise izin verilmez.
(7) Su kaynaklarının ve doğal mineralli suların tahsis maksat ve şartları dışında kullanılması veya hiç kullanılmaması halinde verilen su tahsis belgesi iptal edilir. Münferit tahsislerin maksat ve şartlarında değişiklik yapmaya ve gerektiğinde, tahsis edilen su miktarını azaltıp çoğaltmaya veya su tahsisini kaldırmaya Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü yetkilidir. Tahsisin azaltılmasından veya tamamen kaldırılmasından dolayı tazminat talebinde bulunulamaz. Suyun nitelik, nicelik ve tahsis maksadı yönünden özelliğini olumsuz şekilde etkilemeyecek ilave kullanımlara izin verilebilir. (7) Su kaynaklarının ve doğal mineralli suların tahsis maksat ve şartları dışında kullanılması veya hiç kullanılmaması halinde verilen su tahsis belgesi iptal edilir. Münferit tahsislerin maksat ve şartlarında değişiklik yapmaya ve gerektiğinde, tahsis edilen su miktarını azaltıp çoğaltmaya veya su tahsisini kaldırmaya Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü havza yönetim birimleri yetkilidir. Tahsisin azaltılmasından veya tamamen kaldırılmasından dolayı tazminat talebinde bulunulamaz. Suyun nitelik, nicelik ve tahsis maksadı yönünden özelliğini olumsuz şekilde etkilemeyecek ilave kullanımlara izin verilebilir.
Havza su tahsis heyetinin kurulması, görev ve yetkileri
MADDE 15 – (1) Havza su tahsis heyetinin, tahsis ile ilgili kurum ve kuruluşların karar verme yetkisine sahip temsilcilerinden oluşur. Havza su tahsis heyetinin kuruluş ve çalışma usul ve esasları bakanlıkça çıkarılacak bir yönetmelikle belirlenir. (1) Havza Yönetim Birimi içindeki havza su tahsis heyeti, tahsis ile ilgili kurum ve kuruluşların karar verme yetkisine sahip temsilcilerinden oluşur. Havza su tahsis heyetinin kuruluş ve çalışma usul ve esasları bakanlıkça çıkarılacak bir yönetmelikle belirlenir. Genel Gerekçe: Bu tasarıda havza bazında sosyal-ekolojik koruma, içme suyu temini ve tahsis gibi faaliyetleri yürütecek bir kurum yoktur ama olması gerekir. Su Kanunu’nda su tahsis heyetini değil, öncelikle havza yönetim birimini tanımlamak gerekir. Türkiye’de bulunan 26 havzanın her biri için birer havza yönetim birimi olmalıdır. Katılımcılık ilkesinden yola çıkılarak kurulacak bu birlik içinde belediye başkanları, kooperatifler, STK’lar, su ve su yönetimi alanına giren çeşitli alanların uzmanları, yerel topluluklar, kent konseyleri vb. öğelerin bulunması şarttır. Su tahsisi heyeti ise havza yönetim biriminin bir organıdır.
(2) Havza su tahsis heyetinin görev ve yetkileri şunlardır;
a) Su kaynaklarının havza veya havzalar ölçeğinde havza su tahsis planını göz önünde bulundurarak karar almak ve alınan kararları bakanın onayına sunmak. a) Su kaynaklarının varlıklarının havza veya havzalar ölçeğinde Havza Yönetim Birimi tarafından hazırlanan havza su tahsis planını göz önünde bulundurarak karar almak ve alınan kararları bakanın Kurul’un onayına sunmak.
b) Su kullanım öncelikleri konusunda gelen değişiklik tekliflerini değerlendirerek karara bağlamak ve bu kararı bakanın onayına sunmak. b) Su kullanım öncelikleri konusunda gelen değişiklik tekliflerini değerlendirerek karara bağlamak ve bu kararı bakanın Kurul’un onayına sunmak.
c) Kurak dönemlerde uygulanacak havza su paylaşım usulünü belirlemek.
ç) Gerektiğinde alt heyetler oluşturmak.
(3) Heyetlerin sekretarya hizmetleri bakanlık tarafından yürütülür. (3) Heyetlerin sekretarya hizmetleri bakanlık Havza Yönetim Birimi tarafından yürütülür.
Su tahsis sicili
MADDE 16 – (1) Su tahsis sicili, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından tutulur. (1) Su tahsis sicili, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü Kurul tarafından tutulur. Suyun tarihsel olarak nasıl kullanıldığını belgeleyen kayıtlar ilerde oluşacak problemlerin önlenmesi için elzemdir. Bu, hesap verebilirlik ve şeffaflık ilkesi gereği de ihtiyaç duyulan bir mekanizmadır.
(2) Su tahsis sicili alenidir ve kayıtların bilinmediği iddia edilemez. Su kaynaklarıyla ilgili idari karar ve işlemlerden doğan ihtilafların çözümlenmesinde bu sicildeki kayıt ve bilgiler esas alınır. (2) Su tahsis sicili alenidir ve kayıtların bilinmediği iddia edilemez. Su kaynaklarıyla varlıklarıyla ilgili idari karar ve işlemlerden doğan ihtilafların çözümlenmesinde bu sicildeki kayıt ve bilgiler esas alınır.
Su bilgi sistemi
MADDE 17 – (1) Su kaynakları ve doğal mineralli sular ile ilgili her türlü bilginin toplanması ve izlenmesine yönelik olarak Bakanlıkça ulusal su bilgi sistemi oluşturulur ve güncellenir. Bu Kanunun yürürlüğe girmesinden önce su ile ilgili oluşturulmuş sistemlerin su bilgi sistemine aktarımı sağlanır. (1) Su kaynakları varlıkları ve doğal mineralli sular ile ilgili her türlü bilginin toplanması ve izlenmesine yönelik olarak Bakanlıkça Kurulca ulusal su bilgi sistemi oluşturulur ve güncellenir. Bu Kanunun yürürlüğe girmesinden önce su ile ilgili oluşturulmuş sistemlerin su bilgi sistemine aktarımı sağlanır.
(2) Kamu kurum ve kuruluşlarında bulunan suya ait bilgiler, talebi halinde bakanlığa bedelsiz olarak verilir. (2) Kamu kurum ve kuruluşlarında bulunan suya ait bilgiler, talebi halinde bakanlığa ve vatandaşlara bedelsiz olarak 4982 sayılı Bilgi Edinme Kanunu gereğince verilir.
(3) Bakanlıkça temin edilen bilgilerden stratejik önemi haiz olanların dışındakiler talep edilmesi halinde kamu kurum kuruluşlarına bedelsiz; diğer gerçek ve tüzel kişilere ise bakanlıkça her yıl belirlenecek bedeli karşılığında verilebilir. Bu bedel, bakanlık döner sermayesine gelir kaydedilir. (3) Bakanlıkça temin edilen bilgilerden stratejik önemi haiz olanların dışındakiler talep edilmesi halinde kamu kurum kuruluşlarına bedelsiz; ve diğer gerçek ve tüzel kişilere ise bakanlıkça her yıl belirlenecek bedeli karşılığında bedelsiz verilebilir verilir. Bu bedel, bakanlık döner sermayesine gelir kaydedilir. Bilgiye erişim bir haktır. Parayla alınıp satılamaz. Eğer böyle olursa yoksullar aleyhine bir ekolojik adaletsizlik durumu ortaya çıkar.
İrtifak ve kamulaştırma
MADDE 18 – (1) Tahsis sahibinin, tahsis yapılan alanda, özel mülkiyete konu taşınmazın sahibi ile anlaşamaması halinde, idareye müracaat ederek kamulaştırma veya irtifak hakkı talebinde bulunabilir. Talep, idarece incelenip değerlendirildikten sonra uygun bulunması halinde kamu yararı kararı alınır, bedeli talep sahibince ödenmek üzere kamulaştırılarak idare adına tescil edilir. Tahsis sahibi ile özel mülkiyet sahibinin anlaşması halinde ise, tahsis sahibi tarafından bedeli ödenmek suretiyle taşınmaz idare adına tescil edilir. (1) Tahsis sahibinin, tahsis yapılan alanda, özel mülkiyete konu taşınmazın sahibi ile anlaşamaması halinde, idareye müracaat ederek kamulaştırma veya irtifak hakkı talebinde bulunabilir. Talep, idarece incelenip değerlendirildikten sonra irtifak hakkı tesisi, malikin kullanımını imkansız hale getirmesi ya da önemli ölçüde kullanımını veya gelir elde etmesini engellemesi halinde irtifak tesis edilemez. Bu halin gerçekleşmemesi ve arazi malikinin de kabulü halinde belirlenecek bedel karşılığında irtifak hakkı tesis edilir. Bu şartların gerçekleşmemesi ve uygun bulunması halinde kamu yararı kararı alınır, bedeli talep sahibince ödenmek üzere kamulaştırılarak idare adına tescil edilir. uygun bulunması halinde kamu yararı kararı alınır, bedeli talep sahibince ödenmek üzere kamulaştırılarak idare adına tescil edilir. Tahsis sahibi ile özel mülkiyet sahibinin anlaşması halinde ise, tahsis sahibi tarafından bedeli ödenmek suretiyle taşınmaz idare adına tescil edilir. (1) Özel şirket adına su varlıklarında kamulaştırma yapılamaz. Kamu yararı adına yapılan kamulaştırmada ise tazminat en az mağduriyete yol açacak şekilde olmalıdır. Bu tür uygulamalar dünyada mevcuttur. Örneğin Almanya’da barajların içme suyunun güvence altına alındığı, bunlardan faydalanan insanların barajları, su tedariki için uygun bir araç olarak kabul ettiği Thüringen gibi bölgeler vardır. Bu barajlar neredeyse sadece yüksek ve orta yükseklikteki dağlık bölgelerde inşa edildiğinden oldukça az sayıda insan (genellikle en fazla iki köy) taşınmak zorunda kalmış ve devasa alanlar sularla kaplanmamıştır.
(2) İrtifak ve kamulaştırma işlemleri, 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu hükümlerine göre yürütülür. Kamulaştırma ve irtifak hakkı tesisi için gerekli bilgi belge temini, plan yapımı ve diğer giderler tahsis sahibince ödenir.
(3) Faaliyetler devam ettiği sürece, su tahsis belgesi sahibi adına kamulaştırılan taşınmaz tahsis edilir.
(4) Kamulaştırılan taşınmazın, faaliyetler için lüzum kalmadığının idarece tespiti halinde İdarece belirlenecek rayiç bedel üzerinden Kamulaştırma Kanununa göre işlem yapılır. (4) Kamulaştırılan taşınmazın, faaliyetler için lüzum kalmadığının idarece tespiti halinde İdarece belirlenecek rayiç bedel üzerinden öncelikle var ise bir önceki malikine, yok ise veya talep edilmiyorsa Kamulaştırma Kanununa göre işlem yapılır. Bu ekin nedeni tahsis neticesinde malları elinden alınan ve bedeli ödenen kişilere mallarını öncelikli olarak geri alabilme imkânı vermektir.
(5) Tahsisler ile ilgili tapu siciline konulan şerhler idarenin müracaatı üzerine ayrıca mahkeme kararına gerek kalmadan silinir.
(6) Hazinenin özel mülkiyetinde veya Devletin hüküm ve tasarrufunda olan yerlerde yapılan faaliyetler için bu Kanunun yürürlük tarihinden sonra bu kanun hükümleri uygulanır. Bu yerlerin, faaliyet süresince Maliye Bakanlığı tarafından su tahsis belgesi sahibine tahsisi yapılır.
(7) Mera veya orman arazisi olması durumunda bu yerler için, ilgili mevzuatı gereği ödenmesi gereken tüm masraflar tahsis sahibi tarafından ödenir.
Rehin, haciz ve ihtiyati tedbir
MADDE 19 – Tahsise konu su kaynağı hiçbir şekilde haczedilemez, rehnedilemez ve üzerine tedbir konulamaz.

 

Sonraki sayfa: Su Kanunu Tasarısı Değerlendirme ve Öneriler – Dördüncü Bölüm

Su Kanunu Tasarısı Değerlendirme ve Öneriler – Dördüncü Bölüm

Maddeler Öneriler Gerekçeler
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Koordinasyon, Sorumluluk, Ücretlendirme, Yasak Fiiller, Cezalar ve Diğer Hükümler
Koordinasyon
MADDE 20 – (1) Su kaynakları ve doğal mineralli suların yönetimi ile ilgili olarak; kamu kurum ve kuruluşlarının faaliyetleri arasındaki koordinasyon merkezde ve havzalarda bakanlık tarafından sağlanır. (1) Su kaynakları ve doğal mineralli varlıklarının suların yönetimi ile ilgili olarak; kamu kurum ve kuruluşlarının faaliyetleri arasındaki koordinasyon merkezde ve havzalarda bakanlık Kurul tarafından sağlanır. 11 ve 13. maddede belirttiğimiz eleştiriler çerçevesinde bu maddenin de düzenlenmesi gereklidir.
Sınır oluşturan sular veya ülkeler arasındaki müşterek projeler
MADDE 21 – (1) Sınır oluşturan su kaynakları ile ilgili veya ülkeler arasındaki müşterek projelerde; su kalitesi, hidrolojik, hidrometrik, hidrojeolojik, jeolojik, sondaj, harita alma, veri toplama niteliğinde her türlü inceleme, teknik görüşme ve anlaşmalar için, izin ve karar verilmesine Dışişleri Bakanlığının uygun görüşüyle bakanlık yetkilidir. (1) Sınır oluşturan su kaynakları varlıkları ile ilgili veya ülkeler arasındaki müşterek projelerde; su kalitesi, hidrolojik, hidrometrik, hidrojeolojik, jeolojik, sondaj, harita alma, veri toplama niteliğinde her türlü inceleme, teknik görüşme ve anlaşmalar için, izin ve karar verilmesine Kurul bakanlık yetkilidir. Karar öncesinde Dışişleri Bakanlığı’nın görüşü alınır. Suyun yönetim birimi havzadır. Bazı havzalarda birden fazla ülkenin söz hakkı vardır. Türkiye’nin su potansiyelinin %40’ından fazlası sınıraşan su havzalarındadır. Su havzalarında taşkın, kirlenme ve azalma gibi sorunların çözülmesi için kıyıdaş ülkelerle koordinasyon zorunludur.
Sorumluluk Sorumluluk
MADDE 22 – (1) Kanunla su kaynakları ve doğal mineralli sular ile ilgili herhangi bir konuda yetkili kılınmış bulunan merkezi ve mahalli idareler, kuruluş kanunlarının belirttiği konu ve sınırlar içerisindeki görev ve yetkileri bakımından, bu Kanunda açık hüküm bulunmayan hallerde yetkili idare sayılır. (1) Kanunla su kaynakları ve doğal mineralli sular su varlıkları ile ilgili herhangi bir konuda yetkili kılınmış bulunan merkezi ve mahalli idareler, kuruluş kanunlarının belirttiği konu ve sınırlar içerisindeki görev ve yetkileri bakımından, bu Kanunda açık hüküm bulunmayan hallerde yetkili idare sayılır. Su yönetiminde önerdiğimiz alternatif yapılanma yerelden merkeze doğrudur. 26 havzanın her biri için demokratik katılımcılık temelinde “havza yönetim birimi” oluşturulur. Bu birimlerin ve diğer ilgili kurum ve kuruluşların da yer aldığı Su Koordinasyon Kurulu olmalıdır. Su varlıkları ile ilgili herhangi bir konuda bu organlar sorumlu ve yetkili kılınmalıdır.
(2) Yetkili idarelerin su kaynakları ve doğal mineralli sular üzerindeki inceleme, planlama, inşaat ve işletme faaliyetlerinden kaynaklanan taşkın, heyelan ve benzeri durumlar sebebiyle doğacak her türlü zarardan bu işlerin her safhasındaki görevlerine bağlı olarak, bu idareler ayrı ayrı sorumludurlar. (2) Yetkili idarelerin su kaynakları ve doğal mineralli sular su varlıkları üzerindeki inceleme, planlama, inşaat ve işletme faaliyetlerinden kaynaklanan taşkın, heyelan ve benzeri durumlar sebebiyle doğacak her türlü zarardan, bu işlerin her safhasındaki görevlerine bağlı olarak, bu idareler ayrı ayrı sorumludurlar.
Ücretlendirme
MADDE 23 – (1) Bu Kanunun 13 üncü maddesi gereğince, kendisine DSİ tarafından su tahsis belgesi düzenlenmek suretiyle su tahsis edilenlerden, aşağıda belirtilen esaslar çerçevesinde ve tahsis edilen suyun metreküpü üzerinden yönetim hizmetleri ücreti alınır. (1) Bu Kanunun 13 üncü maddesi gereğince, kendisine DSİ havza su tahsis heyeti tarafından su tahsis belgesi düzenlenmek suretiyle su tahsis edilenlerden, aşağıda belirtilen esaslar çerçevesinde ve tahsis edilen suyun metreküpü üzerinden yönetim hizmetleri ücreti alınır. Su tahsisinin ücretlendirilmesine ilişkin değişiklik önerilerimiz 13. maddede daha önceden de belirtilmiştir.
(2) Tahsis edilen sulardan, su tahsis belgesinde belirtilen miktar su esas alınarak yıllık ücret alınır. Yönetim hizmetleri ücreti, Orman ve Su İşleri Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca kararlaştırılarak en geç o yılın Ekim ayı içinde ilan olunur. Kararlaştırılan su ücreti, izleyen yılın başından itibaren yürürlüğe girer. (2) Tahsis edilen sulardan, su tahsis belgesinde belirtilen miktar su esas alınarak yıllık ücret alınır. Havza bazında kararlaştırılan su ücreti, Kurulca belirlenerek en geç o yılın Ekim ayı içinde ilan edilip, izleyen yılın başından itibaren yürürlüğe girer. Orman ve Su İşleri Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca
(3) Suları; kullanma maksadı, ekonomik, sosyal ve mahalli şartlar göz önüne alınarak farklı ücretlendirmeye Bakanlar Kurulu yetkilidir. (3) Suları; kullanma maksadını, ekonomik, sosyal ve mahalli şartlar göz önüne alarak farklı ücretlendirmeye Bakanlar Kurulu havza yönetim birimleri yetkilidir. Alınan kararlar Kurulca onaylanır.
(4) Mer’i mevzuata istinaden ilgili idareler tarafından bedelleri alınan kaynak, menba, şişeleme suyu, doğal mineralli sular haricindeki ticari maksatla kullanılan sulardan metreküp başına tahsil edilen bedel, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü merkez muhasebe müdürlüğü bünyesinde açılacak özel hesaba öz gelir olarak kaydedilir. Kaydedilen tutarlara ilişkin ilgili yılın Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün (B) işaretli cetvelinde öz gelir öngörülür ve gelir gerçekleşmesine bağlı olarak öz gelir olarak kaydedilir. (4) Mer’i mevzuata istinaden ilgili idareler tarafından bedelleri alınan kaynak, menba, şişeleme suyu, doğal mineralli sular haricindeki ticari maksatla kullanılan sulardan metreküp başına tahsil edilen bedel, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü merkez havza yönetim biriminin muhasebe müdürlüğü bünyesinde açılacak özel hesaba öz gelir olarak kaydedilir. Kaydedilen tutarlara ilişkin ilgili yılın Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün (B) işaretli cetvelinde öz gelir öngörülür ve gelir gerçekleşmesine bağlı olarak öz gelir olarak kaydedilir. Havza yönetim birimlerinin tek işlevi su tahsislerini gerçekleştirmek değildir. Havzadaki su varlıklarının korunması, iyileştirilmesi ve su temini gibi faaliyetlerden de sorumludur. Bu faaliyetlerin yerine getirilmesi için her havzanın kendi bütçesinin bulunması gerekir.
(5) Su ücretleri, DSİ tarafından genel hükümlere göre takip ve tahsil edilir. (5) Su ücretleri, DSİ tarafından genel Havza Yönetim Birimlerince, İcra İflas Kanunu hükümlere göre takip ve tahsil edilir.
(6) Su kaynaklarının verimli kullanımı ve korunması için yapılan hizmet, yatırım ve diğer masrafların bedeli, kullanıcı veya faydalanıcıdan, tam maliyet prensibi esas alınarak, hizmet ve yatırımı yapan idarelerce tahsil edilir. (6) Su kaynaklarının varlıklarının verimli kullanımı, iyileştirilmesi ve korunması için yapılan hizmet, yatırım ve diğer masrafların bedeli, kullanıcı veya faydalanıcıdan, tam maliyet prensibi esas alınarak, hizmet ve yatırımı yapan idarelerce tahsil edilir. İnsani kullanım ve geçimlik tarım kapsamındaki tahsislerde ancak verilen tahsis limitinin aşılması halinde, aşılan miktar üzerinden hesaplanarak tahsil edilir. İnsani ihtiyaç ve geçimlik tarım için su kullanımı söz konusu olduğunda, tam maliyet prensibi geçerli olamaz. Çünkü bu bir insan hakkı ihlali olacaktır.
(7) Su kütlelerine, deşarj standartlarına uygun olarak arıtılmış atık su deşarj ederek kirlilik yükü ilave edenlerden kirlilik yükü oranında ilgili idarelerce ücret alınır. Kirletme ücretleri ile ilgili usul ve esaslar bakanlıkça çıkarılacak yönetmelik ile düzenlenir.
(8) Büyükşehir belediyeleri su ve kanalizasyon idarelerince tahsil edilen su ve kullanılmış suları uzaklaştırma bedelinin yüzde biri, katkı payı olarak tahsil edilir. Tahsil edilen bu tutarlar, ilgililerce en geç ertesi ayın onbeşine kadar Bakanlığın ilgili mal saymanlıkları hesaplarına aktarılır ve bütçeye su koruma çalışmalarında kullanılmak üzere ilave gelir kaydedilir. (8) Büyükşehir belediyeleri su ve kanalizasyon idarelerince günlük kullanım limitini aşan insani amaçlı su kullanıcılarından tahsil edilen su ve kullanılmış suları uzaklaştırma bedelinin yüzde biri, katkı payı olarak tahsil edilir. Tahsil edilen bu tutarlar, ilgililerce en geç ertesi ayın onbeşine kadar Bakanlığın ilgili mal saymanlıkları havza yönetim biriminin hesaplarına aktarılır ve bütçeye su koruma çalışmalarında kullanılmak üzere ilave gelir kaydedilir. Bu madde insani kullanıma yetecek miktarda suyun üzerinde yapılan kullanımdan tahsis edilen bedelle ilgilidir. Tıpkı su kullanımında olduğu gibi belirli limitlerin aşılması durumunda su bedeli tahsil etmenin yanı sıra atık su bedelinin de tahsil edileceği düzenlenmektedir. Bu istisna sadece insani amaçlı su kullanıcılarına getirilmektedir. Böylece insani amaçlı su kullanıcıları belli bir limiti aşmadığı zaman su bedeli ödemeyecekleri gibi, doğal olarak atık su bedeli de ödemeyeceklerdir. Bu kanunun genel bir kanun olması nedeniyle, bu düzenlemeye uygun değişikliklerin özel kanun niteliğindeki belediyelere ilişkin kanun ve diğer düzenlemelerde de yapılması gerekmektedir.
(9) 3096 ve 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu kapsamındaki su kullanımları Su Kullanım Anlaşması Yönetmeliği’nde belirtilenler ücretler dışında ayrıca ücrete tabi tutulmaz.
Yasak Fiiller
MADDE 24 – (1) Aşağıdaki fiillerin yapılması yasaktır:
a) Su yapılarına zarar vermek,
b) Nehir yatakları ve taşkın sahalarından, göl ve kıyı suyu tabanlarından izinsiz kum, çakıl malzemesi çıkarmak,
c) Dere yataklarında veya taşkın sahalarında imar düzenlemesi yapmak, yapı izni vermek ve yapı yapmak,
ç) Mevsimlik akışlı olsa dahi, dere yataklarını ve taşkın sahalarını izinsiz kapatmak, üzerine yapı yapmak veya tarla haline dönüştürmek, ç) Mevsimlik akışlı olsa dahi, dere yataklarını ve taşkın sahalarını izinsiz kapatmak, üzerine yapı yapmak veya tarla haline dönüştürmek yapısını değiştirmek, Eklediğimiz “yapısını değiştirmek” ifadesi tarla açmak gibi spesifik ve kısıtlı bir tanımı genişletmek amacıyla kullanılmıştır. Zira bir derenin akış yönünü değiştirmek yapısını değiştirmek anlamına gelir.
d) Su ekosistemlerine zarar vermek,
e) Su kaynakları ve doğal mineralli sular ile ilgili her türlü inceleme, proje, sondaj ve inşaata ilişkin çalışmaları izinsiz yapmak, e) Su varlıkları kaynakları ve doğal mineralli sular ile ilgili her türlü inceleme, proje, sondaj ve inşaata ilişkin çalışmaları izinsiz yapmak,
f) Yeraltı sularına izinsiz olarak doğrudan veya dolaylı besleme yapmak,
g) Su tahsis belgesi olmadan veya tahsis edilen miktarın üstünde veya yeraltı suyu kütlesinin dengesini olumsuz etkileyecek şekilde su kullanmak yahut kullanılmasına yol açmak,
ğ) Su kaynaklarını ve doğal mineralli suları, su tahsis belgesine aykırı şekilde kullanmak, ğ) Su kaynaklarını ve doğal mineralli suları varlıklarını su tahsis belgesine aykırı şekilde kullanmak,
h) Su kaynaklarına ve doğal mineralli sulara izinsiz olarak veya deşarj standartlarının üzerinde atık su deşarj etmek, her türlü kirletici madde atmak veya boşaltmak, h) Su kaynaklarına ve doğal mineralli sulara varlıklarını izinsiz olarak veya deşarj standartlarının üzerinde atık su deşarj etmek, her türlü kirletici madde atmak veya boşaltmak,
ı) Alıcı ortamın çevresel hedeflerini bozacak şekilde her türlü atık ve artığı boşaltmak, boşaltılmasına yol açmak,
i) Su kaynağına ilişkin olarak Bakanlıkça belirlenen şartlarda kontrolsüz zirai mücadele ilaçları ve gübre kullanmak, i) Su kaynağına varlığına ilişkin olarak Bakanlıkça belirlenen şartlarda kontrolsüz zirai mücadele ilaçları ve gübre kullanmak,
j) Su kaynaklarına Bakanlığın izni olmadan balıklandırma ve bitki ekimi yapmak, j) Su kaynaklarına varlıklarına Bakanlığın izni olmadan balıklandırma ve bitki ekimi yapmak,
k) Projeleri, tahsis belgesine uygun yürütmemek,
l) DSİ’nin izni olmadan drenaj kanallarına arıtılmış dahi olsa su deşarj etmek,
m) Bakanlıkça istenen su ile alakalı bilgi ve belgeleri vermemek, yasaktır.
Ceza hükümleri
MADDE 25 – (1) Su tahsis belgesi olmadığı halde su kaynaklarından ve doğal mineralli sulardan ticari maksatla su kullananlar, 50.000 TL idari para cezası ile cezalandırılırlar ve su kullanımından men edilirler. 16/12/1960 tarihli ve 167 sayılı Yeraltı Suları Hakkında Kanun hükümleri saklıdır. (1) Su tahsis belgesi olmadığı halde su kaynaklarından ve doğal mineralli sulardan ticari maksatla su kullananlar, 50.000 TL idari para cezası ile cezalandırılırlar ve su kullanımından men edilirler. 16/12/1960 tarihli ve 167 sayılı Yeraltı Suları Hakkında Kanun hükümleri saklıdır. Genel olarak su varlıklarının korunması için caydırıcılığı sağlamak amacıyla cezaların miktarlarında artırıma gidilmiştir. Aynı gerekçe ile su varlıklarının (yeraltı ya da yerüstü olmaksızın) korunması esas olduğundan, Yeraltı Suları Kanunu’nun 18 ve devamında yer alan cezaların düşüklüğü de dikkate alınarak, yer altı suları hakkında da bu kanun hükümlerinin uygulanması gereklidir. İstisna getirilmemelidir.
(2) Su tahsis belgesinde belirtilen tahsis miktarından daha fazla su kullananlar metreküp başına 5 TL idari para cezası ile cezalandırılırlar. Bu fiilin hassas veya korunan alanlarda gerçekleşmesi durumunda ceza metreküp başına 10 TL olarak uygulanır.
(3) Tahsis sahibinin, tahsis maksadı dışındaki konularda faaliyette bulunulduğu tespit edilirse, su tahsis belgesi iptal edilir.
(4) Tahsis ölçüm sistemini bozanlar 10.000 TL idari para cezası ile cezalandırılırlar. Ayrıca ölçüm sistemine vermiş olduğu zarar tazmin ettirilir. Suyu izinsiz kullandığının tespit edilmesi halinde geçmişte kullandığı en yüksek aylık su bedeli dikkate alınarak kullandığı suyun bedeli tahsil edilir.
(5) Su kaynağının ve kıyı sularının kalitesini olumsuz yönde değişmesine faaliyetleriyle sebep olan gerçek kişilere 5.000 Türk Lirası; özel hukuk ve kamu hukuku tüzel kişilerine 90.000 Türk Lirası idari para cezası uygulanır. Anılan fiilin korunan alanlarda gerçekleşmesi halinde anılan ceza iki katı oranında artırılarak uygulanır. (5) Su kaynağının varlığını ve kıyı sularının kalitesini olumsuz yönde değişmesine faaliyetleriyle sebep olan gerçek kişilere 5.000 15.000 Türk Lirası; özel hukuk ve kamu hukuku tüzel kişilerine 90.000 Türk Lirası idari para cezası uygulanır. Anılan fiilin korunan alanlarda gerçekleşmesi halinde anılan ceza iki katı oranında artırılarak uygulanır.
(6) Bu Kanunun 10’uncu maddesinde öngörülen bildirim ve bilgi verme yükümlülüğünü yerine getirmeyenlere 6.000 Türk Lirası idarî para cezası uygulanır.
(7) Akar ve kuru dere yataklarında su yapılarına zarar verenlere, izinsiz malzeme alanlara ve bu alanlara yapı yapan gerçek kişilere 1.500 Türk Lirası, özel hukuk ve kamu hukuku tüzel kişilerine 25.000 Türk Lirası idarî para cezası uygulanır. Ayrıca izinsiz yapılan müdahaleler bedeli yapan tarafından ödenmek üzere kaldırılır. (7) Akar ve kuru dere yataklarında su yapılarına zarar verenlere, izinsiz malzeme alanlara ve bu alanlara yapı yapan gerçek kişilere 1.500 15.000 Türk Lirası, özel hukuk ve kamu hukuku tüzel kişilerine 25.000 50.000 Türk Lirası idarî para cezası uygulanır. Ayrıca izinsiz yapılan müdahaleler bedeli yapan tarafından ödenmek üzere kaldırılır.
(8) Kaynak suları, ve doğal mineralli suların nitelik ve nicelik bakımından bozulmasına sebep olan gerçek kişilere 5.000 Türk Lirası, tüzel kişilere 50.000 Türk Lirası idari para cezası uygulanır. Anılan fiilin korunan alanlarda gerçekleşmesi halinde anılan ceza iki katı oranında artırılarak uygulanır. (8) Kaynak suları, ve doğal mineralli suların nitelik ve nicelik bakımından bozulmasına sebep olan gerçek kişilere 5.000 15.000 Türk Lirası, tüzel kişilere 50.000 Türk Lirası idari para cezası uygulanır. Anılan fiilin korunan alanlarda gerçekleşmesi halinde anılan ceza iki katı oranında artırılarak uygulanır.
(9) Verilen idari para cezalarına ilişkin kararlar ilgili kurum tarafından 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edilir. Bu cezalara karşı başvuru, idarece verilen cezanın yerine getirilmesini durdurmaz. Bu Kanuna göre verilen idari para cezaları genel hükümlere göre tahsil olunur.
(10) Bu Kanunda belirtilen idarî para cezaları, bu cezaların verilmesini gerektiren fiillerin işlenmesinden itibaren üç yıl içinde birinci tekrarında bir kat, ikinci ve müteakip tekrarında iki kat artırılarak verilir. (10) Bu Kanunda belirtilen idarî para cezaları, bu cezaların verilmesini gerektiren fiillerin işlenmesinden itibaren üç yıl içinde birinci tekrarında bir kat, ikinci ve müteakip tekrarında iki kat artırılarak verilir. Üçüncü tekrarında verilen izinler ve tahsis hakkı iptal edilir.
İdari para cezalarında yetki
MADDE 26 – (1) Bu Kanunda öngörülen idarî para cezalarını verme yetkisi bakanlığa aittir. Bu yetki 10 uncu maddenin beşinci fıkrası uyarınca denetim yetkisinin devredildiği kurum ve merciiler tarafından da kullanılır.
(2) Bu Kanun uyarınca denetim yetkisini kullanan kurum, kuruluş ve merciler tarafından verilen idarî para cezalarının yüzde ellisi, bu Kanun uyarınca yapılacak denetimlerle ilgili harcamaları karşılamak ve su yönetimi hizmetlerinde kullanılmak üzere bu kurumların bütçesine gelir kaydedilir, yüzde ellisi ise genel bütçeye gelir kaydedilir. (2) Bu Kanun uyarınca denetim yetkisini kullanan kurum, kuruluş ve merciler tarafından verilen idarî para cezalarının yüzde ellisi, bu Kanun uyarınca yapılacak denetimlerle ilgili harcamaları karşılamak ve su yönetimi hizmetlerinde kullanılmak üzere bu kurumların bütçesine gelir kaydedilir, yüzde ellisi ise genel bütçeye gelir kaydedilir.
(3) Bu Kanun uyarınca yapılacak denetimlerle ilgili harcamaları karşılamak ve su kaynakları yönetimi hizmetlerinde kullanılmak üzere, bakanlık bütçesine, genel bütçeye ilave gelir kaydedilecek idarî para cezaları karşılığı gerekli ödenek konur. (3) Bu Kanun uyarınca yapılacak denetimlerle ilgili harcamaları karşılamak ve su kaynakları varlıkları yönetimi hizmetlerinde kullanılmak üzere, bakanlık bütçesine, genel bütçeye ilave gelir kaydedilecek idarî para cezaları karşılığı gerekli ödenek konur. Kanunun 2.maddesi (aa) bendinde yer alan kapsamda kullanılacağı için ayrıca düzenlemeye gerek görülmemiştir.
Diğer kanunlarda yazılı cezalar
MADDE 27 – (1) Bu Kanunda yazılı fiiller hakkında verilecek idari nitelikteki para cezaları, bu fiiller için diğer kanunlarda yazılı idari para cezası haricindeki cezaların uygulanmasına engel olmaz.
(2) Bu Kanunda bulunan ve idari para cezası verilmesini gerektiren fiiller hakkında diğer kanunlarda da idari para cezasına hükmedilmişse bu cezalardan daha ağır olanı uygulanır.
Adlî nitelikteki cezalar
MADDE 28 – (1) Bu Kanunun 10’uncu maddesinde öngörülen bildirim ve bilgi verme yükümlülüğüne aykırı olarak yanlış ve yanıltıcı bilgi verenler, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

 

Sonraki sayfa: Su Kanunu Tasarısı Değerlendirme ve Öneriler – Beşinci Bölüm

Su Kanunu Tasarısı Değerlendirme ve Öneriler – Beşinci Bölüm

Maddeler Öneriler Gerekçeler
BEŞİNCİ BÖLÜM
Çeşitli ve Son Hükümler
Yönetmelikler
MADDE 29 – (1) Bu Kanun uyarınca hazırlanacak yönetmelikler yetkili idare tarafından en fazla iki yıl içerisinde hazırlanarak yürürlüğe konulur.
Kaldırılan ve değiştirilen hükümler
MADDE 30 – (1) 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 718 inci maddesinin ikinci fıkrasındaki “ve kaynaklar da” ibaresi madde metninden çıkarılmış; aynı Kanunun 756 ncı maddesinin başlığı “Yeraltısuları” olarak değiştirilerek birinci ve ikinci fıkraları yürürlükten kaldırılmıştır.
(2) 9/5/1985 tarihli ve 3202 sayılı Köye Yönelik Hizmetler Hakkında Kanunun 40 ıncı maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir: “MADDE 40- Köy ve bağlı yerleşme birimleri ile askeri garnizonlara içme ve kullanma suyu temini maksadıyla açılacak kuyular için DSİ’den belge alınır.” (2) 9/5/1985 tarihli ve 3202 sayılı Köye Yönelik Hizmetler Hakkında Kanunun 40 ıncı maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir:
“MADDE 40- Köy ve bağlı yerleşme birimleri ile askeri garnizonlara içme ve kullanma suyu insani amaçlı su temini amacıyla açılacak sondajlar için yerel Havza Yönetim Birimi’nden belge alınır. Tahditli bölgelerde açılacak olanlar dışında, 167 sayılı Yeraltı Suları Kanunu hükümlerine tabi değildir.
11 ve 13. maddelerdeki anlayışın bir yansıması olarak tek karar verici organın DSİ olmaması gerekir. Bunun yanı sıra sondajlarda tahditli bölgeler ayrımı yapılmalıdır. Tahditli bölgelerde Yeraltı Suları Kanunu hükümleri uygulanmalıdır. Tasarının getirdiği 3202 sayılı kanun değişikliğinin bu şekilde uygulanması yerinde değildir. Bu kullanımdaki serbestinin sadece “içme suyu” için getirilmesi ve tahditli bölge ayrımının muhafaza edilmesi gereklidir.
(3) 04/07/2011 tarihli ve 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin su ve atıksu yönetimi ile kıyı suları dahil olmak üzere yüzeysel ve yeraltı su kaynakları hakkındaki hükümleri yürürlükten kaldırılmıştır.
(4) 11/8/1983 tarihli ve 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının (h) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı kanunun 18 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi yürürlükten kaldırılmıştır.
“h) Ülkenin denizlerinin kirlenmeye karşı korunması esastır. Su yönetimi ile kıyı suları dahil olmak üzere yüzeysel ve yeraltı su kaynakları ile ilgili politikaların oluşturulması planların yapılması ve koordinasyonunun sağlanması Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın sorumluluğundadır. Denizlerde yapılacak balık çiftlikleri, hassas alan niteliğindeki kapalı koy ve körfezler ile doğal ve arkeolojik sit alanlarında kurulamaz. Alıcı su ortamlarına atıksu deşarjlarına ilişkin usûl ve esaslar Orman ve Su İşleri Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.”
(4) 11/8/1983 tarihli ve 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının (h) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı kanunun 18 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi yürürlükten kaldırılmıştır.
“h) Ülkenin denizlerinin kirlenmeye karşı korunması esastır. Su yönetimi ile kıyı suları dahil olmak üzere yüzeysel ve yeraltı su kaynakları ile ilgili politikaların oluşturulması planların yapılması ve koordinasyonunun sağlanması Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın Su Koordinasyon Kurulu’nun sorumluluğundadır. Denizlerde yapılacak balık çiftlikleri, hassas alan niteliğindeki kapalı koy ve körfezler ile doğal ve arkeolojik sit alanlarında kurulamaz. Alıcı su ortamlarına atıksu deşarjlarına ilişkin usûl ve esaslar Orman ve Su İşleri Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.”
11 ve 13. maddelerdeki anlayışın bir yansıması olarak karar verici organın yapısı/bileşenleri değiştirilmelidir.
(5) Çevre Kanunu’na aşağıdaki madde eklenmiştir. “Ek Madde 10- Su ve atıksu yönetimi ve kıyı suları dahil olmak üzere yüzeysel ve yeraltı su kaynakları hakkındaki hükümleri ile ölçüm, izleme, denetime ve yaptırıma ilişkin hükümleri Orman ve Su İşleri Bakanlığınca yürütülür.”
Diğer kanunların uygulanması
MADDE 31 – (1) Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren diğer kanunların bu kanuna aykırı olan hükümleri uygulanmaz.
GEÇİCİ MADDE 1 – (1) Bu Kanunun yürürlüğe girmesinden önce yapılmış olan su tahsislerine ve verilmiş olan su kullanım izinlerine bu Kanun hükümleri uygulanır. Bu Kanunun yürürlüğe girmesinden önce yapılmış su tahsislerinde ve verilmiş olan su kullanım izinlerinde tahsis ve izin süresinin hesabında tahsisin yapıldığı tarih esas alınır.
GEÇİCİ MADDE 2 – (1) Bu Kanunun yayımlandığı tarihten önce yapılmış olan tahsise ve izne ilişkin tüm bilgi ve belgeler kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içerisinde Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğüne aktarılır. 1) Bu Kanunun yayımlandığı tarihten önce yapılmış olan tahsise ve izne ilişkin tüm bilgi ve belgeler kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içerisinde Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğüne Su Koordinasyon Kurulu’na aktarılır. 11 ve 13. maddelerdeki anlayışın bir yansıması olarak karar verici organın yapısı/bileşenleri değiştirilmelidir.
GEÇİCİ MADDE 3 – (1) Bu kanunun yürürlüğe girmesinden önce hangi adla olursa olsun su kaynağına, ilişkin olarak verilmiş olan su kullanım izni ile su tahsisi ve benzerleri, tahsis şartları ve tahsis maksadına dair esaslar dışında kazanılmış hak oluşturmaz. Ancak doğal mineralli sulara ilişkin olarak verilmiş olan arama ve işletme ruhsatları hakkında 3/6/2007 tarihli 5686 sayılı Jeotermal Kaynaklar ve Doğal Mineralli Sular Kanunu uygulanmaya devam olunur.
Yürürlük
MADDE 32 – (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Yürütme
MADDE 33 – (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

 

Sonraki sayfa: Su Hakkı Kampanyası’nın önerdiği “Alternatif Su Kanunu Tasarısı”

Su Hakkı Kampanyası’nın önerdiği “Alternatif Su Kanunu Tasarısı”

“Su Kanunu Tasarısı” Eleştirisi ve Alternatif Su Kanunu Tasarısı

İçindekiler:

Giriş

Su hakkı ve su varlığının korunması için hukuki dayanaklar – Tolga Şirin

• Su Kanunu Tasarısı Değerlendirme ve Öneriler

Birinci Bölüm

İkinci Bölüm

Üçüncü Bölüm

Dördüncü Bölüm

Beşinci Bölüm

• Su Hakkı Kampanyası’nın önerdiği “Alternatif Su Kanunu Tasarısı” (buradasınız)

alternatif-su-kanunu-tasarisi-300BİRİNCİ BÖLÜM

Maksat, Kapsam, Tanımlar, Genel Hükümler, İlkeler

 

Maksat ve Kapsam

MADDE 1 – ( 1) Bu Kanunun maksadı, su varlıklarınınsürdürülebilir şekilde korunması, kullanılması, iyileştirilmesi, su ile ilgili bilgilerin toplanması, izlenmesi, havza esasında inceleme ve planlamalarının hazırlanması, “su hakkı” çerçevesinde kullanım önceliklerinin belirlenerek tahsislerinin yapılması, su yönetiminde demokratik katılımcılığıngeliştirilmesini sağlamaktır.

(2) Bu Kanun, denizler hariç, kıyı suları dâhil olmak üzere yüzeysel, yeraltı su varlıkları ve atmosferik su ile alakalı bütün hususları ve doğal mineralli suların tahsisi ile tahsise dair denetim esaslarını kapsar.

 

Tanımlar

MADDE 2 – (1) Bu Kanunun uygulanmasında;

a) Alıcı ortam: Atıksuların doğrudan boşaltıldığı veya dolaylı olarak karıştığı göl, akarsu ve kıyı suları ile yeraltı suyu kütlelerini,

b) Alt havza: Havzanın sularını denize boşaltan nehre bağlı yan kollar veya akarsuyu besleyen göller için su toplama alanını,

(c) Zorunlu su akışı: Bir akarsu kesitindeki ekosistemler ile su kullanımlarının sürdürülebilirliğini sağlamak üzere bulunması gereken ve her su kaynağı için ilmi çalışmalarla belirlenmiş optimum su debisini,

ç) Atıksu: Evsel, sanayi, zirai veya başka bir maksatla kullanımdan dolayı kirlenmiş olan veya özellikleri kısmen ya da tamamen değişmiş olan suyu,

d) Bakanlık: Orman ve Su İşleri Bakanlığını,

e) Çevresel hedef: Bir su varlığınınkimyasal, fiziko kimyasal, ekolojik, biyoçeşitlilik,  hidromorfolojik ve miktar açısından ulaşabileceği iyi su durumunu,

f) Çevresel kalite standardı: Belirli bir kirleticinin veya kirletici grubunun suda, çökeltide ya da su ortamında bulunan bitki ve hayvanlarda, insan sağlığı ve çevreyi korumak için aşmaması gereken konsantrasyonunu,

g) Doğal mineralli su: Yerkabuğunun farklı derinliklerinde, uygun jeolojik şartlarda tabii olarak meydana gelen bir veya daha fazla kaynaktan yeryüzüne çıkan veya çıkartılan, mineral muhtevası ve diğer bileşenleri ile tanımlanan, toplam mineral muhtevası 1000 mg/L ve daha yüksek olan; tedavi, şifa maksatlarıyla da kullanılan içmece suyu, şifalı su ve benzeri adlarla anılan soğuk ve sıcak doğal suları,

ğ) Emniyetli yeraltısuyu işletme rezervi: Yeraltısuyu rezervinin kendini yenileme kapasitesini aşmadan çekilebilecek su miktarını,

h) Geçiş suları: Nehir ağızları civarındaki kıyı sularına yakın olmaları, ancak aynı zamanda tatlı su akımlarından önemli ölçüde etkilenmeleri sebebiyle kısmen tuzlu olma özelliğine sahip yerüstü su varlıklarını,

ı) Havza: Nehir havzalarında su ayrım çizgisinden denize aktığı noktaya, kapalı havzalarda ise suyun toplandığı nihai noktaya kadar olan yeraltı, yüzey, atmosferik suları, yaşam alanlarıyla birlikte tüm canlıları ve havzaya bağlı yaşayan insan topluluklarını içeren bütününü,

i) Havza yönetim planı: Bir havzadaki su varlıklarının ve canlı hayatının korunması, iyileştirilmesi ve kültürel mirasının sürdürülmesi amacıyla öncelikli olarak su varlıklarının ekolojik ve insani kullanımı için ihtiyatlılık, çoğulculuk ve demokratik katılımcılık ilkeleri temelinde hazırlanan planı,

j) Havza su tahsis planı: Havzadaki su varlıklarının, öncelikle insani ihtiyaçları, doğanın su ihtiyaçlarını ve geçimlik tarım suyu ihtiyaçlarını karşılaması kaydıyla; zirai sulama, enerji, sanayi, ticaret, turizm, taşıma, ulaşım, rekreasyon, projeye dayalı su ürünleri yetiştiriciliği ve avcılığı, su yapılarını koruma maksatlarına göre dağıtımını,

k) İyi su durumu: Bir su kütlesinin ekolojik, kimyasal ve miktar açısından içilebilir, yüzülebilir ve su canlılarının yaşamasına imkan veren kalite seviyesi ve miktar durumunu,

l) Kaynak suyu: Tabii şartlarda yeryüzüne çıkan suları,

m) Kıyı suları: Kıyı çizgisinden itibaren 1852 metre deniz tarafındaki suyu,

n) Koruma bölgesi: Koruma altına alınan su varlıkları ile suya bağlı yaşayan yerel toplulukları ve kültürleri, özel tür veya türleri ile bunların üreme veya yaşama alanlarını,

o) Münferit su tahsisi: Ancak su kullanım önceliği garanti altına alındıktan sonra, herhangi bir su kaynağından belirli bir kurum, kuruluş veya şahsa verilen su kullanım iznini,

ö) Sınır aşan sular: Birden fazla ülke toprağında bulunan su varlıklarını,

p) Sınır oluşturan sular: İki veya daha çok ülkeyi birbirinden ayıran su varlıklarını,

r) Su durumu: Bir su kütlesinin sosyal, kültürel, ekolojik, kimyasal veya miktar durumuna ilişkin su özelliklerini,

s) Su varlıkları: Su havzası içinde bulunan yeraltı, yüzey, atmosferik suları, yaşam alanlarıyla birlikte tüm canlıları ve havzaya bağlı yaşayan insan topluluklarını içeren bütünü,

ş) Su kütlesi: Kendi içinde bütünlük arz eden ve yönetime esas alınan su varlığının tamamını veya bir bölümünü,

t) Su tahsis sicili: Herhangi bir su varlığındanbelirli kurum, kuruluş veya şahıslara verilen izin kayıtlarını ihtiva eden sicili,

u) Su yapıları: Su varlıklarındanfaydalanmak maksadıyla yapılan her türlü yapı ile bunların tamamlayıcı tesislerini,

ü) Su planı: Türkiye’nin su politikasının ana unsurlarını ihtiva eden planı,

v) Yeraltı suyu: Yeraltında bulunan durgun veya hareket halindeki suları,

y) Yüzeysel su: Kaynak suyu, menba, çay, dere, nehir, ırmak, tabii ve suni göller ile geçiş ve kıyı sularını, atmosferik suyu,

z) Yetkili idare: Kanunlarla kendisine su varlıkları ile alakalı görev ve yetki ihdas edilmiş kurum ve kuruluşları,

aa) Yönetim hizmetleri: Kaynakların tespitini, ölçümünü, korunmasını, izlenmesini, projelendirilmesini, iyileştirilmesini, tahsislerin takibini, denetlenmesini, bedellerin toplanmasını ve ilgili kurumlara dağıtımını,

bb) Afet: Toplumun tamamı veya belli kesimleri için fiziksel, ekonomik ve sosyal kayıplar doğuran, normal hayatı ve insan faaliyetlerini durduran veya kesintiye uğratan doğal, teknolojik veya insan kaynaklı olayları,

cc) Bütünleşik/Entegre Havza Yönetimi: Merkezinde, bir havza içersinde var olan ekolojik ve sosyal varlıkların ve etkenlerin birbiriyle bağlılığı anlayışını taşıyan ve suyu çeşitli amaçlarla kullanan toplum kesimlerinin dahil edildiği demokratik ve özerk bir su yönetimi şeklini,

dd) Su Hakkı: Bütün insanların ve canlıların yaşam hakkının ayrılmaz parçası olarak yeterli miktarda temiz suya erişmesini,

ee) Sürdürülebilirlik: Doğanın ayrılmaz parçası olan insanın,  doğanın maruz kaldığı bütün yıkımlardan doğrudan ve dolaylı olarak etkilenmesi sebebiyle yapılan hiçbir ekonomik faaliyetin biyosferdeki ekosistemlerin bütünlüğünü bozmamasını,

ff) Sürdürülebilir kullanma: Bugünkü ve gelecek kuşakların ihtiyaçlarına uygun şekilde, ekolojik, kültürel ve insani amaçlı başta olmak üzere,  su varlıklarının kullanımını,

gg) Su yararı: Su varlıkları ile ilgili alınan kararlarda uygulanacak kamu yararı ilkesinde zorunlu olarak dikkate alınacak ve ekonomik kaygıların sosyal kaygıların önüne geçmemesini sağlayan yararı,

ğğ) İhtiyatlılık ilkesi: Bir eylem ya da işlemin, su varlıklarının sağlıklı şekilde muhafazası açısından tehdit veya onarılması mümkün olmayan zarara neden olma ihtimali karşısında, zarar gerçekleşmeden önce, bilimsel belirsizlik ve ekonomik zorunluluk gibi nedenlerin, gerekli önlemlerin alınmasını erteleme gerekçesi olarak kullanılmamasını,

hh) İnsani amaçlı su kullanımı:İçme, yemek yapma ve temizlik gibi zaruri ihtiyaçlar için kullanılan suyu,

ıı) Katılımcılık ilkesi: Vatandaşların, su yönetimi süreçlerine etkin ve somut katılımını,

ii) Havza Yönetim Birimi: Havza sınırları içinde yer alan tüm varlıkların ve etkenlerin birbirlerine bağlı olduğundan hareketle, sorunları oluşmadan bertaraf etmek, yerinde tespit etmek ve çözmek için bir araya gelen ve havza içinde bulunan insan gruplarını temsil eden birimi,

jj) Ekolojik ihtiyaç: Su varlıklarının fiziksel ve kültürel bütünlüğünü sürdürebilmesi için zaruri olan su miktarını,

kk) Kurul: Su Koordinasyon Kurulu’nu

ll) Stratejik Çevresel Değerlendirme (SÇD): Bu kanun kapsamında belirlenen işlem, plan ya da programın onayından önce planlama veya programlama sürecinin başlangıcından itibaren, çevresel değerlerin plan veya programa entegre edilmesini sağlamak, plan ya da programın olası çevresel etkilerini en aza indirmek ve karar vericilere yardımcı olmak üzere katılımcı bir yaklaşımla sürdürülen ve yazılı bir raporu da içeren çevresel değerlendirme çalışmalarını,

mm) Koruma alanı: Ulusal mevzuat ve uluslararası sözleşmeler çerçevesinde belirlenen veya belirlenmesi gereken, sudan yararlanan canlı türlerini ve yerel kültürleri korumak ve yararlanma amaçlarının devamlılığını sağlamak başta olmak üzere su varlıklarının sağlıklı devamlılığı için belirlenen alanları,

nn) Geçimlik tarım: Yoğun üretime dayalı değil, kendini idame ettirmeye yetecek miktarda yapılan geleneksel tarımı ifade eder.

 

Genel hükümler

MADDE 3 – (1) Su varlıkları, ilgili bulunduğu arz’ın malik ve zilyedinden bağımsız olarak kamusal varlıktır ve Devlet’in hüküm ve tasarrufu altındadır. Hüküm ve tasarruf yetkisi kamusal çıkar çerçevesinde kullanılır. Tasarruf yetkisi devredilemez ve özelleştirilemez.

(2) Su varlıkları, arazinin bütünleyici parçası değildir. Bir taşınmaza malik ve/veya zilyed olmak, taşınmazın altında, üstünde veya civarındaki su varlıkları üzerinde ayni bir hak tesis etmez. Ancak, su varlıklarının bulunduğu arazinin malik veya zilyedinin, su varlıkları üzerinde; bu taşınmaz için ihtiyacı kadar sudan öncelikle faydalanma hakkı vardır. Ticari kullanım, öncelikli faydalanma hakkı kapsamında değerlendirilemez.

 

İlkeler

MADDE 4 – (1) Su varlıklarınınhavza esasında sürdürülebilir bir şekilde korunması, iyileştirilmesi ve kullanılmasının sağlanmasında;

a)Bir havzanın su potansiyelinin, havzası içerisinde değerlendirilmesi esastır. İstisna olarak afet hallerinde sadece insani kullanımı için havzadan başka bir havzaya su aktarımı yapılabilir.

b) Su varlıklarının, su ekosistemlerine ve kamuyararına en uygun şekilde değerlendirilmesi esastır. Kamu yararı kriterinin uygulanmasında ekonomik öncelikler, sosyal ve ekolojik önceliklerin önüne geçemez.

c) Su kalitesini ve miktarını olumsuz yönde değiştirecek etkenlerin kaynağında bertarafı,

ç) Su varlıklarının ekolojik ve insaniihtiyaçlara en uygun şekilde kullanımının sağlanması, kirlenmeye karşı korunması ve kirlenmiş olan su varlıklarının kalitesinin iyileştirilerek çevresel hedeflere ulaşıldıktansonra ekonomik taleplerin karşılanmaya çalışılması,

d) Su varlıklarının iyi su durumuna ulaştırılması ve bu durumun korunması,

e) İnsani kullanım ve geçimlik tarım için yeterli miktar ve kalitede suyun ücretsiz verilmesi, bunun dışındaki suyun kamu yönetim hizmetleri karşılığında ücretlendirilmesi,

f) Su hakkı olarak belirlenen miktarı aşmayan kullanım söz konusu olduğunda temin ve kirlilik önleme maliyetlerinden muaf olunması,

g) Su hakkı olarak belirlenen miktarı aşan kullanım söz konusu olduğunda temin ve kirlilik önleme maliyetlerinin kullanan tarafından ödenmesi esastır.

(2) Su varlıklarının korunması, iyileştirilmesi ve kullanılmasını ilgilendiren her türlü iş ve işlemlerde havza yönetim planları doğrultusunca hazırlanansu planı dikkate alınır.

(3) Su varlıklarının korunması, iyileştirilmesi ve kullanımı için gerekli tedbirler Bakanlığın nezaretinde ilgili kurum ve kuruluşlarca alınır.

(4) Bu kanunun uygulanmasında 2872 sy.  Çevre Kanunu’nda 3 ve 9. maddesinde belirtilen ilkeler dikkate alınır.

 

Faydalanma ve kullanmada öncelik sırası

MADDE 5 – (1) Su varlıklarından faydalanma ve kullanma hakkının tesisinde içme ve kullanma maksatlı su ihtiyaçları, ekosistem için gerekli su ihtiyaçları ve geçimlik tarım suyu ihtiyaçları öncelikli olarak karşılanır. Ancak bu ihtiyaçlar karşılandıktan sonra şunlar, aşağıdaki öncelik sırasıyla karşılanır:

a) Zirai sulama suyu talepleri,

b) Enerji ve sanayi suyu talepleri,

c) Ticaret, turizm, rekreasyon, projeye dayalı su ürünleri yetiştiriciliği ve avcılığı, taşıma, ulaşım ile ilgili su talepleri.

(2) Öncelik sırasına göre birden fazla maksadın gerçekleşeceğinin mümkün görülmesi halinde, kaynağın birden fazla maksatla kullanılmasına izin verilebilir.

 

İKİNCİ BÖLÜM

Su Varlıklarının Planlanması ve Korunması, İzleme ve Denetim, Su Yönetimi Koordinasyon Kurulu, Havza Yönetim Birimi

 

Su planı

MADDE 6 – (1) Su Yönetim Koordinasyon Kurulu’nca miktar ve kalite açısından mevcut ve gelecekteki durumu dikkate alınarak; sosyal ve ekolojik ihtiyaçları öncelikli olarak karşılayacak, daha sonra ekonomik taleplere cevap verecek bir Su Planı hazırlanır. Bu plan, Su Koordinasyon Kurulu kararı ile yürürlüğe girer ve ihtiyaç olması durumunda yine ilgili birimce güncellenir.

 

Havza yönetim planı

MADDE 7 – (1) Havza Yönetim planı, demokratik katılımcı bir yaklaşımla hazırlanır.

a) Havza planı, her havza için, su varlıklarının ve canlı hayatının korunmasını, iyileştirilmesini,  su varlıklarının ekolojik ve insani kullanım amaçlı sürdürülebilirliğini sağlamak üzere çevresel hedefleri içerir.

b) Çevresel hedeflere ulaşmak için kurak dönemlerde su yönetimini de dikkate alan tedbirler programını ihtiva eden havza yönetim planı, havza yönetim birimlerince hazırlanır.

c) Havza yönetim planları, Su Koordinasyon Kurulu tarafından onaylanır.  Su planı ve havza yönetim planlarının hazırlanmasında ve uygulanmasında uyulacak usûl ve esaslar yönetmelikle belirlenir.

(2) Havza yönetim planlarında belirtilen tedbirler alınmasına rağmen tanımlanan hedeflere ulaşmanın teknik, ekonomik sebepler veya tabii afetler sebebiyle imkânsız olduğu durumlarda, gerekçeler dikkate alınarak plan hedefleri değiştirilebilir.

 

Taşkın kontrolü, taşkın yönetim planı

MADDE 8 – (1)Taşkın sulara ilişkin olarak aşağıdaki hususlar dikkate alınır:

a) Her havza veya alt havza için öncelikle taşkın bölgelerinin imara açılmaması kaydıyla muhtemel taşkınların oluşturacağı risk ve zararların belirlenmesi, önlenmesi ve planlanmasına yönelik taşkın yönetim planı Bakanlığın koordinasyonunda havza yönetim birimlerince hazırlanır veya hazırlatılır.

b) Kadastro çalışmaları sırasında taşınmazların tahdit, tespit ve tescilinde, taşkın kriterlerine uygun olarak dere yatak genişliği esas alınır. Tabii akışa imkan verecek şekilde dere yatakları tescil dışı bırakılır.

c) Yerleşim yerlerinin imar planlarının hazırlanması esnasında taşkın yönetim planlarına uyulması mecburidir.

ç) Akar ve kuru dere yataklarında mevcut ve yeni yapılacak olan tabii akışı değiştirecek veya taşkın akış kesitini etkileyebilecek yapı inşasına izin verilmez.

 

Su Varlıklarının Korunması

MADDE 9 – (1) Korunması gereken alanlara koruma statüsü verilmesi ve bu alanlar için özel çevresel hedeflerin belirlenmesi uluslararası anlaşmalar da dikkate alınarak öncelikli olarak yapılır.

(2) Su varlıklarında iyi su durumunun korunması için optimum su akışı sağlanır.

(3) Su yapılarının planlanmasında tabii hayatındevamlılığını sağlamak esastır.

(4) İçme ve kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan su kaynaklarında su arıtmateknikleri ve teknolojileri kullanılarak insan sağlığı açısından içilebilir su elde edilmesine imkân sağlayacak su kalitesi sağlanır.

(5) İçme ve kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan su kaynaklarının korunması ve sürdürülebilir kullanımının sağlanması için, su kaynağının beslenme havzasında arazi kullanımına izin verilmez.

(6) Su varlıklarının sürdürülebilir kullanımını sağlamak maksadıyla, evrensel kriterler esas alınarak çevresel hedefler ve çevresel kalite standartları bakanlıkça belirlenir.

(7) Atık suların alıcı ortam deşarj standartları ile ilgili düzenlemeler çevresel kalite standartları dikkate alınarak Bakanlıkça yapılır.

(8) Jeotermal suların alıcı ortama deşarjında standartlarının sağlanması esastır.

(9) Su yataklarında yapılacak her türlü fiziki düzenlemede tabii akış mecrasının ve canlı hayatının korunması esastır.

(10) Göller, rezervuarlar ve yeraltı su varlıklarından çekilecek miktar su varlıklarının kendilerini yenileme kapasitesini aşamaz.

(11) Su kaynaklarının ve kıyı sularının kirlenmesine yol açan kirleticileri üretenler, kirlenmenin önlenmesi için gerekli tedbirleri almak, yetkili idareler ise gerekli tedbirlerin alınmasını sağlamakla mükelleftirler.

(12) Termal ve jeotermal su kaynaklarının miktar ve kalite olarak korunması ve sürdürülebilir kullanımının sağlanması için gerekli tedbirler ilgili idarece alınır ve bu tedbirlere uyulması ilgili idarece denetlenir.

(13) Mücbir sebepler ve beklenmeyen hallerde su kaynağının korunması için gerekli olan her türlü müdahale gecikmeksizin yetkili idare tarafından yapılır.

(14) Bir havzanın su potansiyelinin havzası içerisinde değerlendirilmesi esastır. Afet durumunda sadece insani kullanım için bir havzadan başka birhavzaya su aktarımı yapılabilir.

 

İzleme, denetim, bilgi verme ve bildirim yükümlülüğü

MADDE 10 – (1) Su varlıklarının kullanım maksadına, çevre ve insan sağlığına uygun olarak yönetimi açısından deşarjlarda ve alıcı ortamda izleme ve denetim faaliyetleri, bakanlık ve havza yönetim birimleri tarafından yapılır.

(2) Su varlıklarınıntahsis maksatlarına ve şartlarına uygun olarak kullanılmasının temini için gerekli denetimler, Bakanlıktarafından yapılır; gereken yaptırımlar Bakanlık tarafından uygulanır.

(3) Su varlıklarının, nitelik ve nicelik bakımından korunmasına yönelik denetimler Bakanlıkve havza yönetim birimleri tarafındanyapılır. Gerekli yaptırımlar Kurultarafından uygulanır.

(4) İnsani maksatlarla tüketilen suların kalitesinin insan sağlığına uygunluğu, Çevresel Kalite Standartlarınca belirlenen kriterler çerçevesinde Bakanlık ve havza yönetim birimleri tarafından denetlenir ve gerekli yaptırımlar bakanlıkçauygulanır.

5) Bakanlıkça yapılacak denetimlere ait usûl ve esaslar yönetmelikle belirlenir,  gerektiğinde denetleme yetkisi, havza yönetim birimlerinedevredilebilir.

(6) İlgililer, bakanlığın veya denetimle yetkili diğer mercilerin isteyecekleri bilgi ve belgeleri vermek, yetkililerin yaptıracakları analiz ve ölçümlerin giderlerini karşılamak, denetim esnasında her türlü kolaylığı göstermek zorundadırlar.

(7) İlgililer, su kaynaklarının kirliliğine sebep olabilecek faaliyetleri ile ilgili olarak, bilgi ve belgeleri talep edilmesi halinde Su Koordinasyon Kurulu’na veya havza yönetim birimlerine vermek zorundadırlar.

 

Su Koordinasyon Kurulu kuruluşu, görev ve yetkileri

MADDE 11 – (1) Suyun bütüncül havza yönetimi anlayışı çerçevesinde etkili yönetimi için üst düzeyde koordinasyonu ve işbirliğini sağlamak üzere Su Koordinasyon Kurulu kurulmuştur.

(2) Kurulun başkanı, Orman ve Su İşleri Bakanıdır. Kurul; Bilim Sanayi ve Teknoloji, Çevre ve Şehircilik, Dışişleri, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Gıda Tarım ve Hayvancılık, İçişleri, Kalkınma ve Sağlık Bakanlarından ve Havza Yönetim Birimi Başkanlarından oluşur.

(3) Su Koordinasyon Kurulu toplantılarına konuyla ilgili Havza Yönetim Birimi Başkanları, bakanlar ve kamu görevlileri ile özel sektör, sivil toplum kuruluşları ve üniversitelerin temsilcileri de davet edilebilir.

(4) Su Koordinasyon Kurulu’nun görev ve yetkileri şunlardır;

a) Sürdürülebilir su yönetimi için ulusal politikaları belirlemek ve kurumlar arası işbirliğini sağlamak,

b) Su yönetimine ilişkin olarak, kamu kurum ve kuruluşlarınca yapılan uygulamaları değerlendirerek uygulamada tespit edilen aksaklıkların giderilmesi için gerekli kararları almak ve ilgili kurum ve kuruluşlara bildirilmesini sağlamak,

c) Kurul kararlarının uygulama süreçlerini izlemek, değerlendirmek,

ç) Afet durumunda sadece insani kullanım amacıyla havzalar arasında su aktarımı konusunda karar almak,

(5) Kurulun çalışma usul ve esasları yönetmelikle belirlenir.

 

Havza Yönetim Biriminin kuruluşu, görev ve yetkileri

MADDE 12 – (1) Havza sınırları içinde yer alan tüm varlıkların ve etkenlerin birbirine bağlı olduğundan hareketle sorunları oluşmadan bertaraf etmek, yerinde tespit etmek ve çözmek için bir araya gelen ve havza içinde bulunan insan gruplarını temsil etmek için bu birim kurulmuştur.

(2) Havza içinde yer alan; belediyelerin başkanları, Orman ve Su İşleri Bölge Müdürü, DSİ Bölge Müdürü, Su ve Kanalizasyon İdaresi Başkanları, İl Sağlık Müdürleri, Kent Konseyi Başkanları, ilgili sendika ve meslek odası temsilcileri Havza Yönetim Birimi’ni oluşturur. Havza Yönetim Birimi’nin başkanlığını her yıl havzadaki belediye başkanlarından biri dönüşümlü olarak yapar.

(3) Havza Yönetim Biriminin toplantılarına konuyla ilgili bakanlar ve kamu görevlileri ile özel sektör, sivil toplum kuruluşları ve üniversitelerin temsilcileri de davet edilebilir.

(4) Havza Yönetim Biriminin görev ve yetkileri şunlardır;

a) 11. ve 13. maddeler doğrultusunda havza bazında su yönetim planı oluşturmak ve oluşturulan planı Kurul’a sunmak,

b) Su yönetimine ilişkin olarak, kamu kurum ve kuruluşlarınca yapılan uygulamaları değerlendirerek uygulamada tespit edilen aksaklıkların giderilmesi için gerekli kararları almak ve ilgili kurum ve kuruluşlara bildirilmesini sağlamak,

c) Kurulca belirlenen Su Planı’nı uygulamak.

(5) Kurulun çalışma usül ve esasları yönetmelikle belirlenir.

 

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Su Varlıklarının Tahsisi, Su Tahsis Sicili, Belgeler, Havza Su Tahsis Heyeti ve Su Bilgi Sistemi

 

Havza su tahsis planları

MADDE 13 – (1)  Havza su tahsis planları; yerüstü ve yeraltı suları müştereken değerlendirilmesi amacıyla, su kullanım öncelikleri doğrultusundave bütün ihtiyaçlar dikkate alınmak suretiyle havza veya alt havza ölçeğinde havza yönetim birimlerinceyapılır.

(2) Hazırlanan havza su tahsis planı, havza su tahsis heyeti tarafından karara bağlanır. Havza su tahsis planı Kurultarafından onaylandıktan sonra yürürlüğe girer.

(3) Havza su tahsis planlarında, ihtiyaç duyulan değişiklikler, havza su tahsis heyetinin teklifi ileKurulcayapılır.

 

Su kaynaklarının tahsisi

MADDE 14 – (1) Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına göre kurulmuş tüzel kişiler ve Türk vatandaşlarına yapılacak olan su tahsisleri, havza su tahsis planları esas alınarak Havza Su Tahsis Heyetleri tarafından yapılır.

(2) Tahsis edilen su kaynakları ve doğal mineralli sular için su tahsis belgesi verilir, bu belge ücrete tabidir. Suyun tahsis belgesine uygun kullanımı esastır. Doğal mineralli sular dışında kalan münferit su tahsisi yıl bazlı yapılabilir. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usûl ve esaslar yönetmelikle belirlenir.

(3) Doğal mineralli sular dışında verilen su tahsis belgeleri hiçbir şekilde devredilemez. Ancak, mirasa ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla su tahsis belgesi yenilenebilir.

(4) Kurul tarafından belirlenen emniyetli yeraltı suyu işletme rezervinden daha fazla su tahsisi yapılamaz.

(5) Termal ve jeotermal suların yetkili idare tarafından yapılacak tahsis miktarlarınıKurul belirler.

(6) Tahsise konu su varlığınınve doğal mineralli suların, tamamının veya bir kısmının korunan alanlar içerisinde kalması halinde tahsise izin verilmez.

(7) Su kaynaklarının ve doğal mineralli suların tahsis maksat ve şartları dışında kullanılması veya hiç kullanılmaması halinde verilen su tahsis belgesi iptal edilir. Münferit tahsislerin maksat ve şartlarında değişiklik yapmaya ve gerektiğinde, tahsis edilen su miktarını azaltıp çoğaltmaya veya su tahsisini kaldırmaya Havza Yönetim Birimleri yetkilidir. Tahsisin azaltılmasından veya tamamen kaldırılmasından dolayı tazminat talebinde bulunulamaz.

 

Havza su tahsis heyetinin kurulması, görev ve yetkileri

MADDE 15 – (1) Havza Yönetim Birimi içindeki havza su tahsis heyetinin, tahsis ile ilgili kurum ve kuruluşların karar verme yetkisine sahip temsilcilerinden oluşur. Havza su tahsis heyetinin kuruluş ve çalışma usul ve esasları bakanlıkça çıkarılacak bir yönetmelikle belirlenir.

(2) Havza su tahsis heyetinin görev ve yetkileri şunlardır;

a) Su varlıklarının havza ölçeğinde Havza Yönetim Birimi tarafından hazırlanan havza su tahsis planını göz önünde bulundurarak karar almak ve alınan kararları Kurul’unonayına sunmak.

b) Su kullanım öncelikleri konusunda gelen değişiklik tekliflerini değerlendirerek karara bağlamak ve bu kararı Kurul’unonayına sunmak.

c) Kurak dönemlerde uygulanacak havza su paylaşım usulünü belirlemek.

ç) Gerektiğinde alt heyetler oluşturmak.

(3) Heyetlerin sekretarya hizmetleriHavza Yönetim Birimi tarafından yürütülür.

 

Su tahsis sicili

MADDE 16 – (1) Su tahsis sicili, Kurul tarafından tutulur.

(2) Su tahsis sicili alenidir ve kayıtların bilinmediği iddia edilemez. Su varlıklarıyla ilgili idari karar ve işlemlerden doğan ihtilafların çözümlenmesinde bu sicildeki kayıt ve bilgiler esas alınır.

 

Su bilgi sistemi

MADDE 17 – (1) Su varlıklarıile ilgili her türlü bilginin toplanması ve izlenmesine yönelik olarak Kurulca ulusal su bilgi sistemi oluşturulur ve güncellenir. Bu Kanunun yürürlüğe girmesinden önce su ile ilgili oluşturulmuş sistemlerin su bilgi sistemine aktarımı sağlanır.

(2) Kamu kurum ve kuruluşlarında bulunan suya ait bilgiler, talebi halinde bakanlığa ve vatandaşlara bedelsiz olarak 4982 sayılı Bilgi Edinme Kanunu gereğince verilir.

(3) Bakanlıkça temin edilen bilgiler talep edilmesi halinde kamu kurum kuruluşlarına ve diğer gerçek ve tüzel kişilere bakanlıkça bedelsiz verilir.

 

İrtifak ve kamulaştırma

MADDE 18 – (1) Tahsis sahibi, tahsis yapılan alanda, özel mülkiyete konu taşınmazın sahibi ile anlaşamaması halinde, idareye müracaat ederek kamulaştırma veya irtifak hakkı talebinde bulunabilir. Talep, idarece incelenip değerlendirildikten sonra  irtifak hakkı tesisi, malikin kullanımını imkansız hale getirmesi ya da önemli ölçüde kullanımını, gelir elde etmesini engellemesi halinde irtifak tesis edilemez. Bu halin gerçeklememesi ve arazi malikinin de kabulü halinde belirlenecek bedel karşılığında irtifak hakkı tesis edilir. Bu şartların gerçekleşmemesi ve uygun bulunması halinde kamu yararı kararı alınır, bedeli talep sahibince ödenmek üzere kamulaştırılarak idare adına tescil edilir. Tahsis sahibi ile özel mülkiyet sahibinin anlaşması halinde ise, tahsis sahibi tarafından bedeli ödenmek suretiyle taşınmaz idare adına tescil edilir.

(2) İrtifak ve kamulaştırma işlemleri, 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu hükümlerine göre yürütülür. Kamulaştırma ve irtifak hakkı tesisi için gerekli bilgi belge temini, plan yapımı ve diğer giderler tahsis sahibince ödenir.

(3) Faaliyetler devam ettiği sürece, su tahsis belgesi sahibi adına kamulaştırılan taşınmaz tahsis edilir.

(4) Kamulaştırılan taşınmazın, faaliyetler için lüzum kalmadığının idarece tespiti halinde idarece belirlenecek rayiç bedel üzerinden öncelikle var ise bir önceki malikine, yok ise veya talep edilmiyorsa Kamulaştırma Kanunu’na göre işlem yapılır.

(5) Tahsisler ile ilgili tapu siciline konulan şerhler idarenin müracaatı üzerine ayrıca mahkeme kararına gerek kalmadan silinir.

(6) Hazinenin özel mülkiyetinde veya Devletin hüküm ve tasarrufunda olan yerlerde yapılan faaliyetler için bu Kanunun yürürlük tarihinden sonra bu kanun hükümleri uygulanır. Bu yerlerin, faaliyet süresince Maliye Bakanlığı tarafından su tahsis belgesi sahibine tahsisi yapılır.

(7) Mera veya orman arazisi olması durumunda bu yerler için, ilgili mevzuat gereği ödenmesi gereken tüm masraflar tahsis sahibi tarafından ödenir.

 

Rehin, haciz ve ihtiyati tedbir

MADDE 19 – Tahsise konu su kaynağı hiçbir şekilde haczedilemez, rehnedilemez ve üzerine tedbir konulamaz.

 

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Koordinasyon, Sorumluluk, Ücretlendirme, Yasak Fiiller, Cezalar ve Diğer Hükümler

 

Koordinasyon

MADDE 20 – (1) Suvarlıklarınınyönetimi ile ilgili olarak; kamu kurum ve kuruluşlarının faaliyetleri arasındaki koordinasyon,Kurul tarafından sağlanır.

 

Sınır oluşturan sular veya ülkeler arasındaki müşterek projeler

MADDE 21 – (1) Sınır oluşturan su varlıkları ile ilgili veya ülkeler arasındaki müşterek projelerde; su kalitesi, hidrolojik, hidrometrik, hidrojeolojik, jeolojik, sondaj, harita alma, veri toplama niteliğinde her türlü inceleme, teknik görüşme ve anlaşmalar için, izin ve karar verilmesineKurulyetkilidir.Karar öncesinde Dışişleri Bakanlığı’nın görüşü alınır.

 

Sorumluluk

MADDE 22 – (1) Kanunla su varlıkları ile ilgili herhangi bir konuda yetkili kılınmış bulunan merkezi ve mahalli idareler, kuruluş kanunlarının belirttiği konu ve sınırlar içerisindeki görev ve yetkileri bakımından, bu Kanunda açık hüküm bulunmayan hallerde yetkili idare sayılır.

(2) Yetkili idarelerin su varlıkları üzerindeki inceleme, planlama, inşaat ve işletme faaliyetlerinden kaynaklanan taşkın, heyelan ve benzeri durumlar sebebiyle doğacak her türlü zarardan, bu işlerin her safhasındaki görevlerine bağlı olarak, bu idareler ayrı ayrı sorumludurlar.

 

Ücretlendirme

MADDE 23 – (1) Bu Kanunun 13 üncü maddesi gereğince, kendisine havza su tahsis heyeti tarafından su tahsis belgesi düzenlenmek suretiyle su tahsis edilenlerden, aşağıda belirtilen esaslar çerçevesinde ve tahsis edilen suyun metreküpü üzerinden yönetim hizmetleri ücreti alınır.

(2) Tahsis edilen sulardan, su tahsis belgesinde belirtilen miktar su esas alınarak yıllık ücret alınır.Havza bazında kararlaştırılan su ücreti, Kurulca belirlenerek en geç o yılın Ekim ayı içinde ilan edilip,  izleyen yılın başından itibaren yürürlüğe girer.

(3) Suları; kullanma maksadını, ekonomik, sosyal ve mahalli şartları göz önüne alarak ücretlendirmeye havza yönetim birimleri yetkilidir. Alınan kararlar Kurulca onaylanır.

(4) Mer’i mevzuata istinaden ilgili idareler tarafından bedelleri alınan kaynak, menba, şişeleme suyu, doğal mineralli sular haricindeki ticari maksatla kullanılan sulardan metreküp başına tahsil edilen bedel, havza yönetim birimininmuhasebe müdürlüğü bünyesinde açılacak öz gelir olarak kaydedilir.

(5) Su ücretleri,Havza Yönetim Birimlerince, İcra İflas Kanunu hükümlere göre takip ve tahsil edilir.

(6) Su varlıklarınınverimli kullanımı, iyileştirilmesi ve korunması için yapılan hizmet, yatırım ve diğer masrafların bedeli, kullanıcı veya faydalanıcıdan, tam maliyet prensibi esas alınarak, hizmet ve yatırımı yapan idarelerce tahsil edilir. İnsani kullanım ve geçimlik tarım kapsamındaki tahsislerde ancak verilen tahsis limitinin aşılması halinde, aşılan miktar üzerinden hesaplanarak tahsil edilir.

(7) Su kütlelerine, deşarj standartlarına uygun olarak arıtılmış atık su deşarj ederek kirlilik yükü ilave edenlerden kirlilik yükü oranında ilgili idarelerce ücret alınır. Kirletme ücretleri ile ilgili usul ve esaslar bakanlıkça çıkarılacak yönetmelik ile düzenlenir.

(8) Büyükşehir belediyeleri su ve kanalizasyon idarelerince günlük kullanım limitini aşan insani amaçlı su kullanıcılarındantahsil edilen su ve kullanılmış suları uzaklaştırma bedelinin yüzde biri, katkı payı olarak tahsil edilir. Tahsil edilen bu tutarlar, ilgililerce havza yönetim biriminin hesaplarına aktarılır ve bütçeye su koruma çalışmalarında kullanılmak üzere ilave gelir kaydedilir.

(9) 3096 ve 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu kapsamındaki su kullanımları Su Kullanım Anlaşması Yönetmeliği’nde belirtilenler ücretler dışında ayrıca ücrete tabi tutulmaz.

 

Yasak fiiller

MADDE 24 – (1) Aşağıdaki fiillerin yapılması yasaktır:

a) Su yapılarına zarar vermek,

b) Nehir yatakları ve taşkın sahalarından, göl ve kıyı suyu tabanlarından izinsiz kum, çakıl malzemesi çıkarmak,

c) Dere yataklarında veya taşkın sahalarında imar düzenlemesi yapmak, yapı izni vermek ve yapı yapmak,

ç) Mevsimlik akışlı olsa dahi, dere yataklarını ve taşkın sahalarını kapatmak, üzerine yapı yapmak veya yapısını değiştirmek,

d) Su ekosistemlerine zarar vermek,

e) Su varlıkları ile ilgili her türlü inceleme, proje, sondaj ve inşaata ilişkin çalışmaları izinsiz yapmak,

f) Yeraltı sularına izinsiz olarak doğrudan veya dolaylı besleme yapmak,

g) Su tahsis belgesi olmadan veya tahsis edilen miktarın üstünde veya yeraltı suyu kütlesinin dengesini olumsuz etkileyecek şekilde su kullanmak yahut kullanılmasına yol açmak,

ğ) Su varlıklarınısu tahsis belgesine aykırı şekilde kullanmak,

h) Su varlıklarınıizinsiz olarak veya deşarj standartlarının üzerinde atık su deşarj etmek, her türlü kirletici madde atmak veya boşaltmak,

ı) Alıcı ortamın çevresel hedeflerini bozacak şekilde her türlü atık ve artığı boşaltmak, boşaltılmasına yol açmak,

i) Su varlığına ilişkin olarak Bakanlıkça belirlenen şartlarda kontrolsüz zirai mücadele ilaçları ve gübre kullanmak,

j) Su varlıklarına Bakanlığın izni olmadan balıklandırma ve bitki ekimi yapmak,

k) Projeleri, tahsis belgesine uygun yürütmemek,

l) DSİ’nin izni olmadan drenaj kanallarına arıtılmış dahi olsa su deşarj etmek,

m) Bakanlıkça istenen su ile alakalı bilgi ve belgeleri vermemek, yasaktır.

 

Ceza hükümleri

MADDE 25 – (1) Su tahsis belgesi olmadığı halde su kaynaklarından ve doğal mineralli sulardan ticari maksatla su kullananlar, 50.000 TL idari para cezası ile cezalandırılırlar ve su kullanımından men edilirler.

(2)Su tahsis belgesinde belirtilen tahsis miktarından daha fazla su kullananlar metreküp başına 5 TL idari para cezası ile cezalandırılırlar. Bu fiilin hassas veya korunan alanlarda gerçekleşmesi durumunda ceza metreküp başına 10 TL olarak uygulanır.

(3) Tahsis sahibinin, tahsis maksadı dışındaki konularda faaliyette bulunulduğu tespit edilirse, su tahsis belgesi iptal edilir.

(4) Tahsis ölçüm sistemini bozanlar 10.000 TL idari para cezası ile cezalandırılırlar. Ayrıca ölçüm sistemine vermiş olduğu zarar tazmin ettirilir. Suyu izinsiz kullandığının tespit edilmesi halinde geçmişte kullandığı en yüksek aylık su bedeli dikkate alınarak kullandığı suyun bedeli tahsil edilir.

(5) Su varlığını ve kıyı sularının kalitesini olumsuz yönde değişmesine faaliyetleriyle sebep olan gerçek kişilere 15.000Türk Lirası; özel hukuk ve kamu hukuku tüzel kişilerine 90.000 Türk Lirası idari para cezası uygulanır. Anılan fiilin korunan alanlarda gerçekleşmesi halinde anılan ceza iki katı oranında artırılarak uygulanır.

(6) Bu Kanunun 10 uncu maddesinde öngörülen  bildirim ve bilgi verme yükümlülüğünü yerine getirmeyenlere 6.000 Türk Lirası idarî para cezası uygulanır.

(7) Akar ve kuru dere yataklarında su yapılarına zarar verenlere, izinsiz malzeme alanlara ve bu alanlara yapı yapan gerçek kişilere 15.000 Türk Lirası, özel hukuk ve kamu hukuku tüzel kişilerine 50.000 Türk Lirası idarî para cezası uygulanır. Ayrıca izinsiz yapılan müdahaleler bedeli yapan tarafından ödenmek üzere kaldırılır.

(8) Kaynak suları ve doğal mineralli suların nitelik ve nicelik bakımından bozulmasına sebep olan gerçek kişilere 15.000 Türk Lirası, tüzel kişilere 50.000 Türk Lirası idari para cezası uygulanır. Anılan fiilin korunan alanlarda gerçekleşmesi halinde anılan ceza iki katı oranında artırılarak uygulanır.

(9) Verilen idari para cezalarına ilişkin kararlar ilgili kurum tarafından 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edilir. Bu cezalara karşı başvuru, idarece verilen cezanın yerine getirilmesini durdurmaz. Bu Kanuna göre verilen idari para cezaları genel hükümlere göre tahsil olunur.

(10) Bu Kanunda belirtilen idarî para cezaları, bu cezaların verilmesini gerektiren fiillerin işlenmesinden itibaren üç yıl içinde birinci tekrarında bir kat, ikinci tekrarında iki kat artırılarak verilir. Üçüncü tekrarında verilen izinler ve tahsis hakkı iptal edilir.

 

İdari para cezalarında yetki

MADDE 26 – (1)Bu Kanunda öngörülen idarî para cezalarını verme yetkisi Bakanlığa aittir. Bu yetki 10 uncu maddenin beşinci fıkrası uyarınca denetim yetkisinin devredildiği kurum ve merciiler tarafından da kullanılır.

(2) Bu Kanun uyarınca denetim yetkisini kullanan kurum, kuruluş ve merciler tarafından verilen idarî para cezaları, bu Kanun uyarınca yapılacak denetimlerle ilgili harcamaları karşılamak ve su yönetimi hizmetlerinde kullanılmak üzere bu kurumların bütçesine gelir kaydedilir.

(3) Bu Kanun uyarınca yapılacak denetimlerle ilgili harcamaları karşılamak ve su varlıklarıyönetimi hizmetlerinde kullanılmak üzere, bakanlık bütçesine, genel bütçeye ilave gelir kaydedilecek idarî para cezaları karşılığı gerekli ödenek konur.

 

Diğer kanunlarda yazılı cezalar

MADDE 27 – (1)Bu Kanunda yazılı fiiller hakkında verilecek idari nitelikteki para cezaları, bu fiiller için diğer kanunlarda yazılı idari para cezası haricindeki cezaların uygulanmasına engel olmaz.

(2) Bu Kanunda bulunan ve idari para cezası verilmesini gerektiren fiiller hakkında diğer kanunlarda da idari para cezasına hükmedilmişse bu cezalardan daha ağır olanı uygulanır.

 

Adlî nitelikteki cezalar

MADDE 28 – (1)Bu Kanunun 10’uncu maddesinde öngörülen bildirim ve bilgi verme yükümlülüğüne aykırı olarak yanlış ve yanıltıcı bilgi verenler, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Bu Kanunun uygulanmasında yanlış ve yanıltıcı belge düzenleyenler ve kullananlar hakkında 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun ilgili hükümleri uygulanır.

 

BEŞİNCİ BÖLÜM

Çeşitli ve Son Hükümler

 

Yönetmelikler

MADDE 29 – (1)Bu Kanun uyarınca hazırlanacak yönetmelikler yetkili idare tarafından en fazla iki yıl içerisinde hazırlanarak yürürlüğe konulur.

 

Kaldırılan ve değiştirilen hükümler

MADDE 30 – (1)22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 718 inci maddesinin ikinci fıkrasındaki “ve kaynaklar da” ibaresi madde metninden çıkarılmış; aynı Kanunun 756 ncı maddesinin başlığı “Yeraltısuları” olarak değiştirilerek birinci ve ikinci fıkraları yürürlükten kaldırılmıştır.

(2) 9/5/1985 tarihli ve 3202 sayılı Köye Yönelik Hizmetler Hakkında Kanunun 40 ıncı maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir:

“MADDE 40- Köy ve bağlı yerleşme birimleri ile askeri garnizonlara insani amaçlı su temini amacıyla açılacak sondajlar için yerel Havza Yönetim Birimi’nden belge alınır. Tahditli bölgelerde açılacak olanlar dışında, 167 sayılı Yeraltı Suları Kanunu hükümlerine tabi değildir.”

(3) 04/07/2011 tarihli ve 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin su ve atıksu yönetimi ile kıyı suları dahil olmak üzere yüzeysel ve yeraltı su kaynakları hakkındaki hükümleri yürürlükten kaldırılmıştır.

(4) 11/8/1983 tarihli ve 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının (h) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı kanunun 18 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi yürürlükten kaldırılmıştır.

“h) Ülkenin denizlerinin kirlenmeye karşı korunması esastır. Su yönetimi ile kıyı suları dahil olmak üzere yüzeysel ve yeraltı su kaynakları ile ilgili politikaların oluşturulması planların yapılması ve koordinasyonunun sağlanması Su Koordinasyon Kurulu’nunsorumluluğundadır.

Denizlerde yapılacak balık çiftlikleri, hassas alan niteliğindeki kapalı koy ve körfezler ile doğal ve arkeolojik sit alanlarında kurulamaz.

Alıcı su ortamlarına atıksu deşarjlarına ilişkin usûl ve esaslar Orman ve Su İşleri Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.”

(5) Çevre Kanunu’na aşağıdaki madde eklenmiştir.

“Ek Madde 10- Su ve atıksu yönetimi ve kıyı suları dahil olmak üzere yüzeysel ve yeraltı su kaynakları hakkındaki hükümleri ile ölçüm, izleme, denetime ve yaptırıma ilişkin hükümleri Orman ve Su İşleri Bakanlığınca yürütülür.”

 

Diğer kanunların uygulanması

MADDE 31 – (1) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren diğer kanunların bu kanuna aykırı olan hükümleri uygulanmaz.

GEÇİCİ MADDE 1 – (1) Bu Kanunun yürürlüğe girmesinden önce yapılmış olan su tahsislerine ve verilmiş olan su kullanım izinlerine bu Kanun hükümleri uygulanır. Bu Kanunun yürürlüğe girmesinden önce yapılmış su tahsislerinde ve verilmiş olan su kullanım izinlerinde tahsis ve izin süresinin hesabında tahsisin yapıldığı tarih esas alınır.

GEÇİCİ MADDE 2 – (1) Bu Kanunun yayımlandığı tarihten önce yapılmış olan tahsise ve izne ilişkin tüm bilgi ve belgeler kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içerisinde Su Koordinasyon Kurulu’na aktarılır.

GEÇİCİ MADDE 3 – (1) Bu kanunun yürürlüğe girmesinden önce hangi adla olursa olsun su kaynağına, ilişkin olarak verilmiş olan su kullanım izni ile su tahsisi ve benzerleri, tahsis şartları ve tahsis maksadına dair esaslar dışında kazanılmış hak oluşturmaz. Ancak doğal mineralli sulara ilişkin olarak verilmiş olan arama ve işletme ruhsatları hakkında 3/6/2007 tarihli 5686 sayılı Jeotermal Kaynaklar ve Doğal Mineralli Sular Kanunu uygulanmaya devam olunur.

 

Yürürlük

MADDE 32 – (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 33 – (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

 

alternatif-su-kanunu-tasarisi-665