Nehirlerin akma hakkı giderek daha fazla tanınıyor

Ganj Nehri

Son yıllarda çeşitli ülkelerde nehirlerin de akma hakkı olduğuna yönelik mahkeme kararları alınmaya başlandı. Su hakkı mücadelelerinin özellikle su etrafında kendine özgü kültürel bir yaşamları da olan yerli halklar tarafından verildiği bölgelerde bu hak öne çıkıyor. Nehirlerin akma hakkı insanı değil doğayı merkeze alan bir düzenleme. Nehirlerin taşıdığı sular hem o bölgenin ekolojik dengesini sağlıyor hem de doğrudan su kullanımı dışında da yerli halkların yaşam biçimini oluşturuyor.

Nehirlerin akma hakkı ilk olarak Andçı Anayasacılık olarak adlandırılan Latin Amerika ülkelerinde ortaya çıktı.  Bu yeni dalga, daha önce Su Hakkı sayfalarında paylaşıldığı üzere, Bolivya’da yaşanan kimlik ve emek mücadeleleri ve 2000’li yıllara gelindiğinde ivme kazanan ekoloji mücadeleleri neticesinde ortaya çıkmıştı. Latin Amerika’daki yerli mücadeleler, devleti bütünüyle dönüştürerek Bolivya ve Ekvador Anayasalarını dönüştürmüştü. Bu Anayasalar, “vivir bien” (iyi yaşam) hakkını güvence altına almış ve doğaya özerk bir konum kazandırmıştı.

Ekvador’da bu anayasal düzenlemeye dayanarak Vicabamba Nehri’nin haklarının korunması için dava açılmış ve kazanılmıştı. Bu yılın Mart ayında ise bir diğer benzer kazanım haberi Yeni Zelanda’dan gelmişti. Yeni Zelanda’da yerli halk Maoriler tarafından kutsal sayılan Whanganui Nehri ‘canlı varlık’ olarak tanınarak hukuki statü verildi.

Son olarak da Hindistan’ın Büyük Ganj ve Yamuna nehirleri mahkeme kararı ile “canlı varlık” olarak kabul edilip hukuki statü kazandı. Özellikle kutsal kabul edilen Ganj Nehri için verilen bu karar Hindu inancına sahip olanlar için büyük bir öneme sahip. Benzer bir şekilde ABD’nin Kuzey Dakota eyaletinde direnen yerli halklar da petrol boru hattı projesinin kutsal kabul ettikleri nehirleri kirleteceğini söyleyerek direniyorlar. Tüm bu kazanımlar birçok ülkede şirketlere ve devletlere karşı mücadele edenler önemli birer örnek oluşturuyor.

Dünya Su Günü: Su kıtlığı 600 milyon çocuğu etkileyecek

UNICEF, Dünya Su Günü’nde, su kıtlığı sebebiyle 2040 yılına kadar 600 milyon çocuğun ölüm ya da hastalık riski bulunacağı uyarısını yaptı. Devamı...

Dünya Su Günü’nde Su hakkı talep ediyoruz

Bugün 22 Mart Dünya Su Günü. Bugün, dünyanın dört bir yanında su varlıklarının nasıl tükendiğine, ne kadar kirli olduğuna, temiz suya ulaşmada zorluk çeken dünya nüfusunun her geçen gün ne kadar arttığına ve önümüzdeki bir on ya da yirmi sene sonra durumun daha da kötü olacağına ilişkin verilerin yer aldığı raporlar yayınlanacak. Devamı...

Dünya Su Günü: BM raporuna göre su krizi büyüyor

Birleşmiş Milletler her 22 Mart Dünya Su Günü’nde olduğu gibi bu yıl da bir Dünya Su Kalkınma Raporu hazırladı. Bu yılın teması olan atıksu başlığı ile yayınlanan rapora göre dünya genelinde kullanılan suların %80’i hatta bazı ülkelerde %95’i arıtılmadan doğaya bırakılıyor. Devamı...

Su Hakkı’nda GAP’ı ele aldık

suhakki-acikradyo-logo-600 Akgün İlhan ve Nuran Yüce’nin hazırlayıp sunduğu Su Hakkı’na konuk olan Leyla Mumin (Mezopotamya Ekoloji Hareketi) Güneydoğu Anadolu Projesi’ni (GAP) ve yereldeki etkilerini anlattı. Devamı...

Su Hakkı’nda Dünya Su Günü vesilesiyle göstereceğimiz Belo Monte: Selden Sonra adlı belgeseli konuştuk

suhakki-acikradyo-logo-600 Akgün İlhan ve Nuran Yüce’nin hazırlayıp sunduğu Su Hakkı’nda Dünya Su Günü vesilesiyle “Belo Monte: Selden Sonra” adlı belgeselinin Türkiye’deki ilk gösterimi etkinliğinden bahsedildi. Devamı...

18 Mart’ta Film Gösterimi ve Panel: “Belo Monte – Selden Sonra”

Dünya genelinde içilebilir temiz suya erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekmek, içilebilir su varlıklarının korunması konusunda somut adımların atılmasını sağlamak için her yıl 22 Mart “Dünya Su Günü” olarak kutlanıyor. 22 Mart’ın Dünya Su Günü ilan edilmesi üzerinden 23 yıl geçti. Geçen yıllar içinde su sorunu azalmadığı gibi hızla kriz boyutuna doğru ilerledi. Biz, Su Hakkı Kampanyası olarak 22 Mart’ı bir kutlama günü değil, su krizine dikkat çekeceğimiz, insani ve ekolojik kaygılara dayanan çözümlerimizi daha gür bir şekilde dile getireceğimiz bir mücadele günü olarak görüyoruz.
Bu doğrultuda, Dünya Su Günü kapsamında Su Hakkı Kampanyası olarak Belo Monte filminin Türkiye’deki ilk gösterimini organize edeceğiz. Hemen ardından gerçekleştireceğimiz panelde ise “Su Hakkı: Daha fazla baraj değil, suyun verimli kullanımı” üzerine konuşacağız. Etkinlik ücretsizdir.

Tarih: 18 Mart Cumartesi
Saat: 14:00
Yer: Aynalıgeçit Toplantı Salonu
Adres: Meşrutiyet Cad. Avrupa Pasajı Kat 2, Beyoğlu – İstanbul

Panel – Su Hakkı: Daha fazla baraj değil, suyun verimli kullanımı
Saat: 15.00
Konuşmacılar: Nazif Korkmaz (Kandıra Köylüleri)
Akgün İlhan (Su Hakkı Kampanyası)
Kolaylaştırıcı: Nuran Yüce (Su Hakkı Kampanyası)

Facebook etkinlik sayfası için tıklayınız.

Her yıl bir tema etrafında ele alınan Dünya Su Günü’nün bu yılki teması BM tarafından “Su ve Atıksu” olarak belirlendi. Biz de bu temaya uygun bir etkinlik programı oluşturduk. Etkinliğimiz, Türkiye’de ilk defa gösterilecek “Belo Monte/ Selden Sonra” belgeseli ile başlayacak. Belo Monte belgeseli, Amazonlar’daki Xingu Nehri üzerine inşa edilen dünyanın en büyük dördüncü barajını konu alıyor. 11 farklı yerli halkı, yüzlerce yıllık kültürleri, eşi benzeri olmayan bitki ve canlıların yaşam alanlarını yok eden baraja karşı bölgede yaşayanlar yıllardan beri mücadele ediyor ve soruyorlar “Nehirden bu kadar uzakta yaşarken, çocuklarımız balık tutmayı nasıl öğrensinler? Ormandaki Brezilya cevizini, yerli kauçuğu, pelesenk yağını nasıl öğrensinler? Bu kaynaklar olmazsa, bu bölgeye eskisi gibi erişim olmazsa, hepsi yok olup gidecek. Bunların yerini ne tutabilir?”

Bizlerden çok uzaklarda dile getirilen soruların aynıları Türkiye’nin dört bir yanından da yükseliyor. Enerji, içme suyu temini ya da tarımsal sulama için yapıldığı iddia edilen barajlar, HES’ler, havzalararası su aktarım projelerinin ardı arkası kesilmiyor. Ekonomik ve sosyal açıdan tüm yaşamı suya bağlı olanlar, su krizinden ilk elden etkilenenler oluyor. Örneğin Kandıra’da İstanbul’un su ihtiyacını karşılamak adına yapıldığı ileri sürülen Sungurlu barajı ile tüm geçim kaynaklarını, yaşam alanlarını kaybedecek olanlar “İstanbul için huzurumuzu bozamayız” dediklerinde haksız olduklarını kim söyleyebilir? Büyük ölçekli su temin projelerinin tüm maliyetini artan su faturaları ile ödeyen, musluklardan temiz suya ulaşamayan İstanbullular için su krizinden etkilenmiyor diyebilir miyiz? Su krizi kırsal kesim için de şehirlerde yaşayanlar için de tüm canlılar için de büyüyen bir sorun.

Oysa su krizini çözmek mümkün! Suyun tasarrufu ve verimli kullanımını hedefleyen; kâr değil, insan ve doğa diyen kolektif çözümler üretebiliriz ve bunları hayata geçirebiliriz. Etkinliğimizin ikinci kısmında Sungurlu barajına hayır diyen Kandıra Köylüleri adına Nazif Korkmaz, Su Hakkı Kampanyası adına Dr. Akgün İlhan ve kolaylaştırıcımız Nuran Yüce ile birlikte “Su Hakkı: Daha fazla baraj değil, suyun verimli kullanımı” başlıklı panelde bu çözümleri tartışacağız. Tüm canlıların yaşam kaynağı ve ortak kamusal varlığımız olan suyu nasıl koruyacağımızı, suya adil erişimi nasıl sağlayacağımızı gelin birlikte konuşalım.

Dünyada Su: 8 Mart 2017

Her yıl 1,7 milyon çocuk çevre kirliliğinden ölüyor: Dünya Sağlık Örgütü’nün yayınladığı rapora göre her yıl dünyada beş yaşın altında 1,7 milyon çocuk hava ve su kirliliğinden dolayı yaşamını yitiriyor.  Rapor ölümlerin özellikle temiz suya erişim sorunlarından ve fosil yakıt kullanılması kaynaklı hava kirliliğinden gerçekleştiğini belirtiyor. Devamı...

Su Hakkı’nda Ankara’daki asbest faciasını ve suyumuzu kirleten asbesti konuştuk.

suhakki-acikradyo-logo-600 Akgün İlhan ve Nuran Yüce’nin hazırlayıp sunduğu Su Hakkı’nda Ankara’da yaşanmakta olan asbest kirliliği ve ülke genelinde şebeke suyu borularındaki asbest meselesi ele alındı. Devamı...

Dosya: Denizlerde plastik kirliliği

Dünya’nın denizleri ve okyanusları plastik atıklarının istilası altında. Her yıl 500 milyar ila 1 trilyon arasında naylon poşet üretiliyor, bunların üretimi esnasında 200-400 milyon varil petrol kullanılırken dünyanın ve denizlerin temiz kalması mümkün mü? Bu miktar 2,5 milyar arabanın bir yılda kullandığı yakıta eşit. Yaşamın ve varlığımızın kaynağı olan suyun kirleniyor olması bizim de kirleniyor olmamız anlamına geliyor. Deniz canlıları da ekosistemdeki kirlenme ve bozulmayla birlikte tükeniyor. Oysa denizlerden elde edilen canlılar insanlara her yıl 90 milyon ton gıda sağlıyor. Üstelik dünya üzerinde yaklaşık bir milyar insan balıkçılığa bağımlı bir hayat sürdürüyor. Bu balıkçılıktan geçinen bir milyar insanın da bildiği yaşam biçimleri yavaş yavaş yok oluyor.

Tabi denizlerdeki tek kirlilik kaynağı plastik değil. Ancak en önemli kirlilik kaynağı yine de plastikler. Peki, bu plastikler nereden geliyor? Plastik atıkların %80’i kara kaynaklı, geriye kalanı ise yolcu ve balıkçı gemilerinden geliyor. Örneğin balıkçı ağları birbirlerine takılıp karıştığı zaman genelde denizin dibinde kalıyor. Bu birikime neden olduğu kadar yavru balıkların bile ağların içinde mahkûm kalıp ölmesine neden oluyor. Plastikler deniz dibinde biriktikçe bütün ekosistemi bölüp alt üst ettiklerini unutmamak gerek. Plastik bir poşetin doğada çözünmesi 20 yıl sürüyor. Plastik şişelerinse 450 yıl. Misina 600 yıl, çocuk bezi 450 yıl, lastik ayakkabı tabanı 50-80 yıl, naylon kumaş 30-40 yıl çözünmeden denizde kalabiliyor. Kaldı ki bu süreç denizin derinliklerindeki güneş ışığı, oksijen eksikliğinden ve su hareketliliğinin çok az olmasından dolayı daha da uzayabiliyor. Bu sebeple de maddeler çöküyor ve öylece kalıyorlar. Ve bu kirlilik beraberinde bir çaresizliği de getiriyor. Zira deniz tabanına çökmüş olan çöpü oradan toplamak, verilmiş olan zararı daha da artırabilir.

Bu ve başka nedenlerle dünya sularındaki balıkların %75’i tükenmiş durumda. Üstelik plastik kirliliğinden doğrudan etkilenen canlılar sadece balıklar da değil. Örneğin kuşlar plastik atıkları sadece yuva yapımında kullanıyor. Bu maddeleri yutan kuşların sindirim sistemi tıkanıyor ve ölüyor. 2010 yılında okyanuslara atılan plastik atık miktarı 8,8 milyon tona ulaşmıştı. 5 Gyres Institute tarafından yapılan bir araştırma ise şu an okyanuslarda 5,2 trilyon plastik parçacığı olduğunu gösteriyor. Yapılan araştırmalar her yıl bir milyon su kuşu ve 100.000 deniz canlısının plastik sindirimi nedeniyle öldüğünü ortaya koyuyor. NOAA tarafından yürütülen bir araştırma 200 farklı deniz canlısı türünün bu tehditle karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Plastiğe sıkışmak ve plastik sindirmenin dışında bir başka tehdit de plastik maddelerden suya karışan zehirli maddelerin balıklar üzerindeki etkisi. Plastik ürünlerin neredeyse tümünde bulunan Bisphenol A ve BPA gibi zehirli kimyasallar balıkların üreme sistemlerine etki ederek endokrin üretimini engelliyor ve üremelerine engel oluyor. BPA aynı zamanda bazı tatlı su balıklarının hemcinslerini tanıma yetisini de yok ediyor ve kendi türü dışındaki türlerle çiftleşen balıklar üreyemiyor.[1]

Plastik denilince aklımıza sadece pet şişeler veya kutu tutucular gelmemeli. Çok küçük oldukları için insan gözüne görünmeyen mikro plastikler de çok ciddi bir kirlilik yaratmakta. Boyutları nedeniyle zararsız görünebilirler ancak diş macunu gibi ürünleri bir defa kullandığımızda bile 100 bin mikro plastik lavabodan geçerek, denizlere ve besin zincirine etki ediyor. Düşünün ki tek bir tüp yüz temizleyicide 360 bin kadar mikro plastik tanecik olabiliyor. Bu da yüzümüzü temizlemeyi veya dişlerimizi fırçalamayı bitirdiğimizde, binlerce mikro plastikle istemeden de olsa çevreyi kirlettiğimiz anlamına geliyor. Son yapılan bir bilimsel çalışma kuşların %90’ının midesinde plastik izine rastlandığını gösteriyor.

Üstelik plastik birikintileri denizdeki zehirli kimyasalları da emme özelliğine sahip. Böylece bir yerden aldığı kirliliği rüzgâr ve akıntılarla başka yerlere de taşımış oluyor. Aynı zamanda bu plastikleri yiyen hayvanları da zehirlemiş oluyor. Plastiğin sadece daha küçük parçacıklara ayrıldığını ama doğada asla yok olmadığını da hesaba kattığımızda denizlerdeki plastik yükünün gün be gün arttığını da kabul etmemiz lazım.  Arttıkça da daha çok toksik maddeyi kendi bünyesine katıp daha büyük zararlar vereceğini de unutmamamız gerek.

Üstelik mikro plastikler diş macunu kullanımıyla ve mikro plastikleri besin sanarak yiyen deniz ürünlerinin tüketimiyle insanlara da zarar veriyor. Yapılan araştırmalar Avrupa’da kabuklu deniz canlılarını (midye ve istiridye) tüketenlerin yılda 1.800 ila 11.000 mikro plastik parçacık tüketiyor olabileceğini gösteriyor. Ayrıca Avrupa’da kozmetik sektöründe kullanılan mikro tanecikler denizlere her yıl 8.627 ton plastik ekliyor olabileceği tahmin ediliyor. Kozmetik sektöründe kullanılan plastik mikro tanecikler, denizlere ve deniz canlılarına zarar veriyor.[2]

Birleşmiş Milletler’e göre mikro plastikler bize de zarar veriyor.  İnsanlarda zehirlenme, kısırlık ve genetik bozulma gibi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. İnsanların bu mikro plastikleri soluyor olması da kuvvetle muhtemel. Bunların insanların akciğerlerinde egzoza benzer olumsuz etkileri olması da mümkün.

Plastikler nerden geliyor?

Türk Deniz Araştırmaları Vakfı denizlerde veya kıyılarda bulunan çöplerin çoğunlukla kara kaynaklı uygulamalardan kaynaklandığını belirterek, bu kaynakları şu şekilde sıralıyor:

  • Katı atıkların uygun olmayan şekilde tasfiyesi
  • Yetersiz atık yönetimi- toplama, taşıma, arıtma ve son boşaltımın elverişsiz olması
  • Arıtılmamış kanalizasyon boşaltımı – arıtma tesislerinin yetersizliği ya da güçlü fırtınalar
  • Boşaltılan endüstriyel atıklar – bu atıklar üretim artığı hurda, ambalaj veya hammadde, plastik reçine tanecikleri ve arıtılmamış atık su
  • Turizm ve eğlence aktiviteleri – plastik atıklar (poşetler, plastikten üretilmiş ürün ambalajları, şişeler, kapaklar, oyuncaklar, balonlar vs) ve diğer katı atıkların bilinçli olarak veya bilinçsiz olarak kumsala bırakılması

Kara kaynaklı çöpler akarsular, kanallar, kanalizasyon çıkışları, taşkınlar, rüzgâr ve gelgitlerin süpürmesi yoluyla denize ulaşır. Bunların yanında deniz kökenli faaliyetler de önemli kaynaklardır; bunlar:

  • Ticari amaçlı balıkçılık – olta takımı ya da ağların atılması, ağlara takılan straforlar.
  • Ticari ya da serbest gemicilik (büyük kargo gemileri, yolcu gemileri, feribotlar) – bu gemilerin atık su boşaltımları ve yolculuk sırasında denize düşen yükleri.
  • Eğlence amaçlı gemicilik (balık avlamak için kullanılan küçük tekneler, yatlar, su sporları) – denize bırakılan şişe, atık su, olta, spor aletleri gibi çöpler.
  • Denizaşırı petrol ve gaz platformları – bunlardan bırakılan sondaj aletleri, borular, variller, ambalajlar.
  • Balık çiftlikleri – Bunlardan bırakılan ağ kafesler, yapı malzemeleri, yem çuvalları.

Dahası, gemilerde oluşan çöp sıklıkla denize bırakılır. Gemilerde, liman ve marinalardaki atık yönetim tesislerinin yetersizliği problemi daha da büyütür.[3]

Denizlerdeki plastik kirliliği ne boyutta?

Ellen-MacArthur Vakfı tarafından yaptırılan bir araştırmaya göre her yıl en az 8 milyon ton plastik okyanuslara karışıyor. Önümüzdeki 20 sene içerisinde plastik üretiminin iki katına çıkacağı tahmin ediliyor. Eğer önlem alınmazsa 2025 yılına kadar denizlerde bir ton plastik çöpe karşılık 3 ton balık olacak, 2050’den itibaren ise çöp miktarı balık miktarını geçecek. Bilim insanları plastik tüketimimizin aynı şekilde devam etmesi durumunda 2050 yılında denizlerde balıklardan çok plastik olacağını öne sürüyor. Her bir dakikada bir çöp kamyonu kadar plastik dünyanın su kaynaklarına karışıyor. Avrupa’da ise her yıl 100 milyar plastik poşet kullanılmakta ve bunun 8 milyarı su kaynaklarına karışmakta.[4]

Denizlerdeki çöp öbekleri belirli bir yerde kalmıyor. Bu plastikler zamanla parçalanıyor ve parçaların boyu 2 milimetreye kadar iniyor. Küçülen plastik parçacıkları akıntılar ve rüzgarlarla dünyanın bütün okyanuslarına yayılıyor. Hatta bunlar Nature Ecology and Evolution isimli bir dergide yayınlanmış olan bir rapora göre okyanusların en derin noktası olan Mariana Çukuru’nda bile birikiyor. Mariana Çukuru’nda yapılan son araştırmalar da bu açıklamayı doğruluyor. Dünyanın en ücra köşesinde yaşamakta olan küçük kabuklular bile poliklorlu bifenil ve polibromlu difenil eter gibi insanların üretimi olan yüksek oranda zehir içeren bu maddelerden kaçamıyor.

Bütün bunların üstüne Alfred Wegener Enstitüsü (AWI), Helmholtz Kutuplar ve Okyanuslar araştırma grubundan araştırmacılar da benzer bir şekilde kirlenmenin kuzey kutbunun en uzak noktalarında bile artan seviyelerde olduğunu ortaya koydu. Araştırmacılar 2 bin 500 metre derinlikte bulunan okyanus yüzeyini gözlemleyebilmek için elle çekilir bir kamera kullanmayı tercih ettiler. Bu derinlikte dahi ciddi miktarda bir çöp yığınına rastladılar. Arktik okyanusunun kirliliğine kuzey Avrupa ülkelerinden sürüklenen çöpler sebep oluyor. 2016 yılındaki bir araştırmaya göre plastik çöpünün Birleşik Krallık’tan Arktik okyanusunun güneyine ulaşması ortalama iki sene sürüyor. Öte yandan Arktik okyanusundaki buzların çekilmesi sonucu bölgede gemi trafiğinde de bir artış oldu. Bölgede turistik ve balıkçılık sebebiyle gemi trafiğinde bir artış var ve bu gemiler de kirliliğe sebep oluyor.

Günlük plastik çöpümüz maalesef genellikle denizin dibinde birikiyor. Deniz ve okyanusların kirletilmesinde en büyük rollerden biriniyse balıkçılık sektörü oynuyor. Okyanusta bulunan çöpler arasında plastik ağlara rastlanılması yaygın bir durum. Bu maddeler deniz canlıları için ciddi yaşamsal riskler teşkil ediyor. Ufak plastik parçaları denize girer girmez planktonlar tarafından yeniyor. Böylece plastik maddeler bu küçük organizmalar vasıtasıyla besin zincirinin tamamına yayılmış oluyor. Bu da demek oluyor ki, nihayetinde kendi attığımız plastiği kendimiz yiyoruz.[5]

Gözlerimizden ırak bu ekosistemlerde ağlar, ipler, plastik şişeler, torbalar tüm canlıların hayatını olumsuz etkiliyor. Norveç’in Sotra adasında karaya vuran bir balinayı inceleyen uzmanlar, balinanın midesinden 30 plastik torba ve çok miktarda plastik madde çıkardı. Balinanın muhtemelen plastikleri yiyecek sanarak yuttuğu düşünülüyor. Bu plastikler balinanın sindirim sistemini tıkadığı için hayvan başka bir şey yiyemeden açlıktan ölmüş.  Zira balinanın midesinde hiçbir yiyecek bulunamamış ve bağırsakları tümüyle besinden mahrum kalmış.[6]

Norveç’te balinanın midesinden çıkarılan plastikler

Bir başka araştırmada ise Kaliforniya ve Endonezya’da satılan balıkların dörtte birinde mikro plastic parçacıkları olduğunu ortaya çıkarttı. Geçtiğimiz günlerde İspanyol fotoğrafçı Francis Perez’in plastik balık ağlarına takılmış nesli tükenmekte olan bir deniz kaplumbağasını gösteren fotoğrafı doğa alanında yılın Dünya Basın Fotoğrafı ödülünü kazandı. Plastik ağlar konusunun tekrar gündeme gelmesine vesile oldu. Okyanusların sadece %4’ünün koruma altında olduğunu ve durumun her geçen gün kötüleştiğini dile getiren Perez, “20 yıldan fazla süredir dalış yapıyorum ve her geçen gün daha az balıkla karşılaşıyorum” dedi.

Perez’in ödüllü fotoğrafı

Gerçekten de dünyanın okyanuslarında petrol araştırmaları ve endüstriyel balıkçılık gibi faaliyetlerin yasaklandığı, yani koruma altında olan alan oranı çok düşük. Ancak 2016 yılında dünyanın en büyük okyanus koruma planı onaylandı. Antarktika’nın Ross Denizi için 24 ülke ve Avrupa Birliği’nin bir araya gelerek verdiği kararla, 1,5 milyon km²’lik bir alan koruma altına alınacak. Bu, Fransa, Almanya ve İspanya’nın toplam büyüklüğü kadar bir alan demek.[7]

Denizler için en büyük tehdit olan plastik kirliliğinin önemli nedenlerinden biri de ambalajlı sulardan gelen pet şişeler. Şebeke suyunu içebilsek ambalajların önemli bir kısmı hiç kullanılmayacak. Ancak şebeke suyunda gereken iyileştirmeler kamu kaynaklarından sağlanmadığı için hem tatlısu varlıklarımızı kirleten ve yok eden hem de plastik kirliliğine neden olan bu sektör varlığını sürdürüyor. Türkiye’de sadece ambalajlı su sektörü içinde damacana için 7500 ton/yıl, pet için 60.000 ton/yıl ambalaj kullanılıyor.

Akdeniz’de plastik kirliliği endişe verici boyutlarda

Bilim insanları Akdeniz’de de büyük miktarlarda plastik atık biriktiğini söylüyor. Kirlenmenin kaynakları başlıca plastik şişe, torba ve ambalaj parçaları. Akdeniz’in biyolojik zenginliği ve ekonomik önemi nedeniyle plastik kirliliği özellikle tehlikeli. Küresel okyanus alanının % 1’den azını temsil ediyor ancak ekonomik ve ekolojik açıdan önemli. Akdeniz ayrıca tüm deniz türlerinin % 4 ila % 18’ini barındırıyor. Kıyısındaki ülkeler için yoğun bir turizm ve balıkçılık geliri de sağlamakta. Dolayısıyla buradaki kirliliğin etkileri kapladığı yüz ölçümünün çok ötesinde.

Akdeniz’de balık, kuşlar, kaplumbağalar ve balinaların midelerinde plastik bulunmuş. Plastik Akdeniz’de okyanus döngüsündekine benzer bir ölçekte birikmekte. Ancak Akdeniz’deki plastik öğelerin %80’den fazlasının mikro plastik olduğu biliniyor. Bu çok küçük plastik parçaları deniz canlıları tarafından yutuluyor ve plastiklerden bağırsaklara bazı kimyasal maddeler salınıyor.[8]

Ne yapılmalı?

Plastik üreticileri bu sektörde olumlu gelişmeler yaşandığı ve geri dönüştürülebilen malzemelerle çevre dostu bir hale geldiğini ileri sürseler de temel sorun hala geçerliliğini koruyor. Sektörün bu iddialarının gerçeği yansıtmadığını insanların en temel ihtiyacı suyun ambalajlı sulardan karşılanması süreci net bir biçimde açığa çıkarıyor.

Ambalajlı su sektörü bundan 20-25 yıl kadar önce 1 ton PET hammaddesinden yaklaşık 45 bin adet PET su şişesi üretirken şimdi aynı hammaddeden yaklaşık 95 bin adet pet şu şişesi üretebildiklerini söylüyor. Ağırlık düşürme çalışmaları sayesinde kullanılan hammadde miktarı aynı kalmış olmasına karşın üretilen şişe miktarının %100’ün üzerinde artmış olması verimlilik artışı olarak ifade edilmekte. Yani pet şişe üretiminde kullanılan petrol, su ve enerji miktarının azaldığı hatta su şişelerinin ham maddesinde petrol yerine bitkisel girdilerin kullanılmaya başlanması ile çevresel kaygıların giderildiği ifade ediliyor. Ama aynı zamanda sektörün bir başka hedefi daha var. Tüm dünya nüfusunun bu sektörün müşterisi haline getirmek! İşte bu hedefle birlikte verimlilik çalışmaları düşünüldüğünde ne hammadde kullanımında ne de oluşacak pet şişe dağlarının azalışından bahsedebiliriz. Hatta ekolojik ve insani yıkımların boyutları daha da artacaktır.

İnsanların beslenmesi için gerekli tarlaların pet şişelerin hammaddesi için ekilmesi; gıda eksikliğine ve fiyatlarda artış yol açacağı gibi artan pet şişe dağları daha da büyüyecek. Hammadde verimliliğini ve pet şişe kirliliğini azaltacak en kalıcı çözüm içme ve kullanma amaçlı suyun musluklardan temin edilmesidir.  Daha az plastik üretimi ve tüketimi, plastik yerine çözülebilirliği yüksek malzemeler kullanmak, yeniden ve yeniden kullanmak, geri dönüşümü teşvik edici ve kolaylaştırıcı çalışmalar yapmak, tek kullanımlık ürünler yerine tekrar kullanılabilir ürünler üretmek gibi daha bir çok çözüm yöntemleri var ve bunların hepsini birden uygulamak gerekir. Piyasanın kaygıları değil de insani ve ekolojik kaygılar ön planda tutulduğu sürece yol almamız mümkün olacaktır.

[1] http://www.yesilist.com/bilmeniz-gereken-6-plastik-gercegi/

[2] http://www.greenpeace.org/turkey/tr/news/plastik-mikro-tanecikler-nelerdir-160815/

[3] http://www.tudav.org/index.php/tr/denizel-coepler/175-bueyuek-tehlike-plastik-coepler

[4] http://www.dw.com/tr/2050de-denizlerde-bal%C4%B1ktan-%C3%A7ok-%C3%A7%C3%B6p-olacak/a-18990598

[5] http://www.dw.com/tr/okyanuslar%C4%B1n-en-b%C3%BCy%C3%BCk-sorunu-plastik-kirlili%C4%9Fi/a-37610725

[6] http://www.denizhaber.com.tr/balinanin-midesinden-30-plastik-torba-cikti-haber-72505.htm

[7] http://www.diken.com.tr/antartika-sulari-35-yilligina-korumaya-alindi-amac-canli-turlerini-muhafaza-etmek/

[8] http://www.bbc.com/turkce/ozeldosyalar/2015/04/150402_akdeniz_plastik

Sonraki sayfa »