Dünyada ve Türkiye’de aşırı yağışlar, seller

Bu haftaki Su Müştereği programında küresel ısınmanın sonucu olarak giderek artan sıklıkta ve şiddette karşımıza çıkan kuraklık ve sel felaketleri ile bunların neden olduğu ekonomik ve toplumsal sonuçları konuştuk.

Son iki hafta içerisinde dünya genelinde küresel ısınmanın tetiklediği ama kentleşme, yoksulluk ve hükümet politikalarıyla da birleşen nedenlerden ötürü çeşitli sel felaketleri ve kuraklık haberleri medyada yer aldı. Bu haberlere çeşitli raporlar da eşlik etti. Biz de bu haber ve raporları sizler için derledik.

Geçtiğimiz iki hafta içerisinde dünyanın farklı coğrafyalarında küresel ısınmanın da etkisiyle çeşitli olaylar yaşandı ve küresel ısınmanın etkilerine dair raporlar yayınlandı. Bir kısmından bahsetmek gerekirse öncelikle Asya’dan başlayabiliriz.

Yaklaşık 10 gün önce Hindistan ve Bangladeş büyük bir sel felaketi yaşadılar. Meşhur Muson Yağmurları döneminin başlamasıyla birlikte Hindistan’ın Kuzeydoğusu ile Bangladeş’e düşen aşırı yağış sonucu onlarca kişi hayatını kaybetti, 1 milyondan fazla kişi ise evlerini terk etmek zorunda kaldı. Taşan nehirler sebebiyle yüzlerce köy sel sularıyla kaplandı [1]. Ülkenin Kuzeydoğusunda çeşitli bölgelerde nehirlerin taşması sonucu yaşanan sel felaketinde 23 kişi yaşamını kaybetti [2]. Bangladeş’te ise 10 kişi ölürken 250 bin kişi göç etmek zorunda kaldı.

Tam da bu haberler gelirken Hindistan hükümetin bağlı bir tink-tank kuruluşunun açıkladığı rapora göre Hindistan tarihinin en büyük su kıtlığını yaşıyor. Rapor 600 milyon insanın aşırı veya yüksek su stresi altında yaşadığını ortaya koyuyor. Yoğun bir şekilde yer altı sularının kullanıldığı ülkede (%40 deniyor) yer altı su seviyelerinin sürdürülemez seviyelere geldiği, azalan suların gıda güvenliğini tehdit ettiği, su temelli çatışma riskini arttırdığı uyarılarını yapıyor. Daha şimdiden 11 eyaletin sınırlarından geçen nehirlerin suyunun paylaşımı konusunda büyük sorun yaşadığı düşünülürse bu sorunların fiziksel çatışmaya dönme ihtimali var. Ayrıca Hindistan’ın sınır aşan sular konusunda Çin ve Pakistan’la da büyük sorunları var.

Su kalitesi endeksinde yer alan 122 ülke arasından Hindistan 120. Sırada. 2020 yılına kadar nüfusun %40’ının suya erişimi olmayacağı, 20 şehrin suyunun tamamen biteceği yer alıyor raporda. Bu da 100 milyon kişiye denk geliyor. Ancak bu rapor üzerine El Cezire’nin röportaj yaptığı bir “uzman” bir yandan iklim değişikliği nedeniyle suları tasarruflu kullanmalıyız derken bir yandan da tarımda su kullanımının ücretlendirilmemesini sonucu olarak su israfının yaşandığını ve bu nedenle suyun fiyatlandırılması gerektiğini söylüyor. Ancak ülkenin en çok bilinen ve 2015 Stokholm Su Ödülü’ne layık görülen aktivisti Rajendra Singh bu görüşe karşı çıkıyor. Haklı olarak suyun ücretlendirilmesinin zenginlerin su israfını önlemeyeceğini, yoksulların ise ihtiyaç duyduklara suya erişemeyeceklerini hatırlatarak yapılması gereken  şeyin etkin suyu koruma uygulamaları olduğunu söylüyor [3].

Şimdi dünyanın öteki ucunda dünyanın en zengin ülkesindeki bir gelişmeden bahsedelim. Yine bir rapor var önümüzde küresel ısınmanın etkilerine odaklanan. Rapor, kıyı kentlerinde (Florida, New Jersey, New York vb.) iklim değişikliği nedeniyle çok sayıda evin risk altında olduğunu ortaya koyuyor. Araştırmaya göre önümüzdeki 30 yıl içerisinde 311 bin evin iki haftada bir sele maruz kalma riski var. Yüzyılın sonunda ise 2,4 milyon evin 1 trilyon dolarlık zarara uğrayabileceği belirtiliyor. Bunun birincil nedeni okyanus seviyelerindeki artış. Tabi bu artış düz bir çizgi halinde ilerlemiyor. Bir yandan okyanuslar yükselirken bir yandan da gel-gitler kuvvetleniyor ve sahil boyu uzanan konutlar sular altında kalma tehdidi ile karşı karşıya kalıyor. Bunun 120 milyar dolarlık bir zarara yol açacağı uyarısında bulunuluyor. Doğrudan sel riski altında olmasa da kıyı kentlerinde yer alan çok sayıda konut, hastane, okul okyanus sularının karaya daha fazla girmesinin bir sonucu olarak tatlı sularını kaybetme riskiyle de karşı karşıya kalacak. Raporda okyanusların her yıl 3mm yükseldiği ve risk altındaki kıyı şeridi evlerinin ve binalarının sel felaketi sigortalarının radikal bir şekilde yükseldiği de yer alıyor. Daha önce yayınlanan bir başka raporda da yüzyıl sonuna kadar ABD’de 13 milyon kişinin kıyı şeridinden iç bölgelere göç etmek zorunda kalacağını açıklamıştı.[4]

Dünyanın bir başka coğrafyasında ise küresel ısınmanın daha dolaylı olarak sebep olduğu bir gelişme yaşanıyor. İran’da halk, 30 Haziran’dan bu yana Huzistan eyaletine bağlı Hürremşehr ve Abadan kentlerinde sokakta. Protestoların nedeni ise ‘temiz su krizi’ ve yetkililerin yerine getirmediği vaatler. Huzistan eyaletine bağlı Hürremşehr ve Abadan kentlerinde temiz su kıtlığı yaşanıyor.

Su ve Kanalizasyon İdaresi yetkilileri iki kentte belli bir süre su verilmeyeceğini açıklamış, ancak 30 Haziran’dan itibaren hayatın ‘normal’ seyrine döneceğini duyurmuştu. Ancak yetkililer, bölgeye içme suyu sağlayan nehirlerde yüksek tuz oranını gerekçe göstererek, sözlerini yerine getirmedi.

Bunun üzerine Hürremşehr sakinleri sokaklara döküldüler. Gösteriler hızla rejim karşıta eylemlere dönüştü. Geçtiğimiz aylarda duyduğumuz İslam rejimi karşıtı sloganlar yaygınlaştı. Çıkan olaylarda en az 4 kişinini yaşamını yitirdiği iddia edilirken, onlarca kişinin gözaltına alındığı belirtiliyor. Ayrıca ‘su krizi’nin yaşandığı bölgelerde en az 350 kişinin zehirlendiği bildiriliyor.

Bu 2018’e girdiğimiz günlerden bu yana İran’da gerçekleşen kitle protestolarının dördüncü dalgası. İlki 2018’in ilk günlerinde gıda fiyatlarındaki artış nedeniyle başlamış ve tüm ülkeye yayılmıştı. Halk isyanı hızla rejim karşıtı bir şekil almıştı. Su Hakkı Kampanyası olarak bu protesto dalgasında İran’da yaşanmakta su krizi hakkında ve su krizinin eylemlere bağlantısı üzerine bir dosya hazırlamıştık [5]. İkinci dalga ise bu dönemde tutuklanan bir kadın aktivistin kaybedilmesi üzerine başlamıştı. Binlerce kadın başörtülerini çıkararak rejimi protesto etmişti. Üçüncü dalga ise geçtiğimiz haftalarda yine hayat pahalılığına karşı esnafın kepenk indirme eylemleri ile yaşanmıştı. Bu haftasonu başlayanlar eylem dalgası ise doğrudan temiz suya erişim hakkı talebiyle başladı. Eylem dalgalarının her biri farklı nedenlerle başlasa da rejim ve sistem karşıtlığına evrildi.

Battaniyelere sarılan arabalar

Dünyadaki gelişmelerin ardından Türkiye’ye geldiğimizde yine önemli bir rapor var elimizde. TMMOB Çevre Mühendisleri Odası tarafından bu yıl 5 Haziran Dünya Çevre Günü kapsamında “DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ TÜRKİYE RAPORU, HAZİRAN 2018” raporu yayınlandı [6]. Raporun bir bölümü iklim değişikliğine ayrılmış. Bu bölümde alınan verilerin kaynağı Meteoroloji Genel Müdürlüğü Araştırma Dairesi Başkanlığı Meterolojik Afetler Şube Müdürlüğü tarafından hazırlanan Meteorolojik Karakterli Doğal Afetler 2016 yılı Değerlendirme Raporu. Ki bu veriler de Munich RE’nin 2016 yılı küresel afet değerlendirilmesinden alınmış. Munich Re bir Alman reasürans devi. Reasürans şirketleri,  sigorta edilmiş riskin, belli bir kısmının veya tamamının yeniden sigorta edilmesi işini yapıyorlar. Sigorta şirketleri, teminat verdikleri rizikolarda büyük hasarların aynı zamana gelme ihtimaline karşı, hasar ödemelerinde zorlanmamak için reasürans (mükerrer sigorta) yaptırıyor. Reasüransa duyulan gereksinimin nedenlerin başında da rizikonun yayılması geliyor. İklim değişikliğinin şiddetlendirdiği doğal afetler nedeniyle her geçen gün şirketlerin kayıpları artıyor. Munich Re de buna ilişkin verileri her yıl toparlıyor ve bir raporla yayınlıyor. Munich Re’nin 2016 yılı raporunda 750 büyük ölçekli doğal afet meydana geldiği ve doğal afetler nedeniyle 9.200 kişinin hayatını kaybettiği belirtilmiştir (T.C. Orman ve Su İşleri Bakanlığı Meteoroloji Genel Müdürlüğü, 2017).

Munich RE verilerine göre Dünya’da 1980-2016 yılları arası yaşanan doğal afetler ve sayıları (T.C. Orman ve Su İşleri Bakanlığı Meteoroloji Genel Müdürlüğü, 2017)

Munich Re’nin 1980-2016 yılları arasında yaşanan doğal afetler ve sayıları verisinde iki şey önemli: Birincisi doğal afetlerin sayısındaki artış. İkincisi artışı neden olan doğal afetlerin niteliği.1980’de yaklaşık 250 olarak kaydedilen doğal afetlerin sayısı 35 yıl içinde 3 katına çıkmış. Yalnız 1980-2015 yılları arasında Jeofiziksel yani deprem, tsunami, vokanik aktivite sayılarında bir artış görülmüyor. Neredeyse bunların sabit kaldığını söyleyebiliriz. Artışa neden olan ise meteorolojik olaylar; tropik fırtınalar, konvektif fırtınalar, lokal fırtınalar. Hidrolojik olaylar sel, taşkın, kütle hareketleri ile Klimatolojik olaylar ekstrem sıcaklık, kuraklık, orman yangıları alanlarında olmuş.

25 Haziran haftasında İstanbul için İstanbul Büyükşehir Belediyesi Afet Koordinasyon Merkezi’nden (AKOM), Meteorojoli’den ve çeşitli kurumlardan sel, su baskını, yıldırım, yerel dolu yağışı, yağış anında kuvvetli rüzgarların yaşanacağına ilişkin uyarılar ve olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunması istendi. Arabaların üzerleri battaniyeler, kartonlarla kaplandığı hafta…

Geçen yıl da Temmuz ayında “süper hücreli fırtına” denilen olayı yaşamıştık. Bu yaşadığımız karşısında İstanbul’un üzerine denk gelmesi “talihsizlik, çok seyrek görülebilecek bir doğal afet, ama hiç de görülmeyen bir durum değil; geçmiştede buna benzer olaylar yaşandı, doğal afet karşısında yapacağımız herhangi bir şey yok, ancak zararı azaltmak için gerekli tedbirler alınabilir” gibi birçok açıklama yapıldı. Ama yapılan bütün bu açıklamalar benzer nitelikte olayların sayısının ve şiddetinin neden artığına ilişkin değildi. İklim değişikliği ile bağlantısını kuranlar ise iklim değişikliğini de olağan, doğal bir değişiklik gibi sunuyordu. “İklim değişiyor, bu tür doğal afetlerin sayısı da doğal olarak artıyor” Öncelikle vurgulanması gereken İklim değişikliğinin doğal olmadığı.

Aslında anlatmak istediğimiz tam da Orman ve Su İşleri Bakanı Prof. Dr. Veysel Eroğlu’nun  21 Haziran 2018’de yaptığı açıklamada yer alıyor. Bakan Eroğlu, artan yağışlar ve meydana gelen sel baskınlarının küresel iklim değişikliklerinden meydana geldiğini belirterek, “Aslında şunu vurgulamamda fayda var. Küresel iklim değişikliği nedeniyle bakıyorsunuz belli bir sürede, 3 ayda yağacak yağışın 24 saatte ani olarak düştüğünü görüyoruz. Tabii ne kadar tedbir alsanız dahi biz ancak can ve mal kaybını önleyecek tedbirler alıyoruz. Neticede belli bir yağışın üstünde kuvvetli bir yağış gelince maalesef taşkınlar olabilir. Bunlara karşı bizim ileri derecede bir sistemimiz var. O da şu; Meteoroloji Ölçüm İstasyonu kurduk. Şu an istasyon sayısı bin 700’e yükseldi. Önceden çok daha az bir orandaydı. Bunları bütün Türkiye’deki yağış durumunu takriben 3 gün veya 1 hafta önce tahmin edebiliyoruz. Böylece vatandaşı ikaz ediyoruz. Hatta cep telefonlarında dahil hava durumunu görebilmemiz mümkün. Bu bakımdan vatandaşlarımız meteorolojinin yaptığı ikazları duymasını özellikle rica ediyorum” dedi. Konuşmasının devamında da “Bundan sonra özellikle önümüzdeki hafta salı gününden itibaren yağışlar sadece Marmara Bölgesi’nde var. Diğer bölgelerde yağış kesiliyor. İnşallah hayırlara vesile olur. Yağışlara ihtiyacımız vardı ve oldu. Ama bazen kuvvetli yağışlar vatandaşları tedirgin ediyor. Sıkıntılar olabiliyor. Ama aşırı yağış nedeniyle sel olan yerlerde ekiplerimiz zamanında müdahale etti ve gerekli tedbirleri alıyoruz. Bir ölüm hadisesinin olmaması bizim sevincimiz. Geçmiş olsun diyorum. Bugünü de atlatırsak önümüzdeki haftadan itibaren herhangi bir problem gözükmüyor” diye konuştu [7].

Eroğlu bu açıklamasıyla iklim değişikliğine neden olan uygulamalarından sorumlu olmadıklarını ayrıca gerekli tedbirleri aldıklarını söylüyor. Bu büyük bir aldatmaca. 2018 Haziran ayı içinde yaşanan sel felaketlerinde 8, yıldırım düşmesi sonucu ise 11 kişi yaşamını yitirdi.

-17 Haziran: Manisa’nın Selendi ilçesi’nde sele kapılarak kaybolan 4 yaşındaki Rüzgar Kemal Özdemir’in cansız bedeni olaydan bir gün sonra kaybolduğu yerden 15 kilometre uzakta bulundu.
-13 Haziran: Kahramanmaraş’ın Akçakoyunlu Mahallesi’nde 4 katlı binanın giriş katını su basması sonucu Fatma Uşak (38) ile çocukları Mevlüt (10) ve Ali Osman (4) boğularak yaşamını yitirdi.
-12 Haziran: Muş’un Korkurt İlçesi’ndeki sel felaketinde 17 yaşındaki zihinsel engelli Ferhat Yaman ve 15 yaşındaki Osman Yener hayatını kaybetti.
-27 Mayıs: Balıkesir’de 72 yaşındaki İsmail Çelik kendine ait zeytin bahçesinde çalışırken sel sularına kapılarak hayatını kaybetti.
-7 Mayıs: Şanlıurfa’da 13 yaşındaki Teknur Karayılan sel sularına kapılarak hayatını kaybetti.

Şimdi tekrar genel verilere dönecek olursak Türkiye’de en sık yaşanan doğal afetler; fırtına, seller, kuraklık ve orman yangınlarıdır. 1940 yılından 2016 yılına kadar Türkiye‟de yaşanan doğal afetlerin yıllara göre sayılarının arttığını görüyoruz.

1940-2016 yılları arasında Türkiye’de gözlenen meteorolojik karakterli doğal afetler

2016 yılına bakıldığında Türkiye‟de gerçekleşen doğal afetlerin sırasıyla yağış ve sel, fırtına, dolu, kar, yüksek sıcaklık ve kuraklıktır. Bu afetler Türkiye‟de yaşanan doğal afetlerin %97’sini oluşturmaktadır. Sis, heyelan, orman yangını, çığ ve don %3’lük bölümde yer almaktadır[8].

2016 yılında Türkiye’de gerçekleşen doğal afetler ve gerçekleşme yüzdeleri

2016 yılında en çok yağış ve sel afetleri fazladan aza sıralanacak şekilde Karadeniz (41), Ege (25), Akdeniz (20) ve İç Anadolu (17)’dur. 2016 yılında En çok yağış ve sel afeti İzmir’de gerçekleşmiştir ve bu sayı 10’dur. Ayrıca Aydın İlinde 9 ve Ordu’da ise 6’dır. Türkiye geneline bakıldığında ise 2016 yılında toplam 134 tane sel felaketi yaşanmıştır[9].

Şimdi bu veriler de bize gerekli tedbirlerin alınmadığını da gösteriyor. İklim değişikliğine karşı kent ve kırın hazırlıklı olması için uyum faaliyetlerine başlanmadığını da görüyoruz. Uyum çalışmaları için kentlerde taşkınları önleyecek, sel felaketlerini önleyecek çalışmalar yapılmalıdır. Bunun için Genelge de hazırlandı ama hayata geçirilmedi. Genelge’nin tarihi 8 Eylül 2006 [10]. 12 yıldır hayata geçirilmedi.

Betonun egemen kılındığı şehirlerde aşırı yağışların yol açtığı sellerin tahrip gücü de artıyor.  Yağmur suyunun kırsalda %28’i toprak tarafından emilebiliyor. %70’i buharlaşıyor ancak %2’si yüzeyde kalıyor. Tarımsal alanlarda bu oranlar yağışın emilimi %35, buharlaşması %50, yüzeyde kalan miktarı ise %15. Kentlerde yani betonla kaplanmış alanlarda ise bu oranlarda radikal bir değişiklik oluyor. Yağış miktarının eminim oranı %0-15 arasında, buharlaşma %0-33 arasında gerçekleşiyor. Akıp giden miktar ise %55-100 arasında oluyor. (Kaynak: Karpuzcu-2014)  İklim değişikliğinin de etkisiyle birlikte Türkiye genelinde de aniden bastıran sağanak yağışlar artıyor. Artan yağışlar sellere yol açıyor. Selin şiddetini belirleyen ise betonlaşma oluyor.

 

[1] https://www.reuters.com/article/us-south-asia-floods/floods-kill-dozens-…

[2] https://www.indiatoday.in/india/story/23-dead-as-floods-ravage-northeast…

[3] https://www.aljazeera.com/news/2018/06/india-faces-worst-water-crisis-re…

[4] https://www.theguardian.com/environment/2018/jun/17/sea-level-rise-impac…

[5] https://www.suhakki.org/2018/01/iranin-su-politikalarinin-halk-isyanina-…

[6] http://www.cmo.org.tr/resimler/ekler/0d4a5b926c005a6_ek.pdf?tipi=72&turu…

[7] http://www.haberturk.com/afyonkarahisar-haberleri/61696225-bakan-eroglu-…

[8] http://www.cmo.org.tr/resimler/ekler/0d4a5b926c005a6_ek.pdf?tipi=72&turu…

[9] https://www.mgm.gov.tr/FILES/genel/kitaplar/dogalafet-2016.pdf

[10] http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2006/09/20060909-3.htm