Su ve Sürdürülebilir Kalkınmanın Üç Boyutu

Birleşmiş Milletler Dünya Su Değerlendirme Programı’nın hazırladığı 2015 Dünya Su Gelişim Raporu’nun Kesin Veriler bölümünde yer alan “Su ve Sürdürülebilir Kalkınmanın Üç Boyutu” adlı bölümü Su Hakkı Kampanyası’nın gönüllü çevirmenlerinden Ezgi Ercan’ın çevirisiyle yayınlıyoruz. İlerleyen günlerde de raporda yer alan önemli verileri paylaşmaya devam edeceğiz.

Su ve Sürdürülebilir Kalkınmanın Üç Boyutu

Yoksulluk

  • Yaklaşık 1,2 milyar insan suyun fiziksel olarak kıt olduğu bölgelerde yaşamaktadır (UN-Water ve FAO, 2007). Yoksulların, suya sınırlı erişimi sadece ekonomik baskılardan değil, aynı zamanda sosyo-politik ve çevresel baskılardan, zayıf yönetişim ve insan kapasitesinden ve altyapı eksikliğinden de kaynaklanır (Comprehensive Assessment of Water Management in Agriculture, 2007).
  • Aşırı yoksulluk ve açlığın ortadan kaldırılması, Milenyum Kalkınma Hedefleri kapsamında bir numaralı öncelik olmuştur. Birçok ülkede (örneğin Brezilya, Çin ve Hindistan) yoksulluğu azaltmak için büyük adımlar atıldı. Buna rağmen, 2012 itibariyle, 1,2 milyar insan hala aşırı yoksulluk içinde yaşamını sürdürmüştür (Lockhart ve Vincent, 2013).
  • Geliştirilmiş su kaynakları yönetimi çerçevesinde alınan önlemler, önemli ekonomik kazanımlar gerçekleştirildiğini göstermiştir. Gelişmekte olan ülkelerde yürütülen geliştirilmiş su kaynakları yönetimi faaliyetlerine yapılan 15 ila 30 milyar ABD doları ($) yatırım, 60 milyar ABD doları ($) civarında doğrudan yıllık gelir olarak geri dönebilir. Havza koruma çalışmalarına yatırılan her 1 ABD doları ($), yeni su arıtma ve filtrasyon tesisleri için yapılacak maliyetlerden 7.5 ila 200 ABD doları ($) kazanç sağlanmasına yardımcı olabilir (SIWI, 2005).
  • Kapsayıcı olmayan büyüme ile birlikte su kaynaklarının ve hizmetlerinin uygun olmayan dağıtımı ve su için artan talepler; daha istikrarsız olan ve gerginlikler ile anlaşmazlıklara yatkın toplumlar oluşması riskini beraberinde getirir.

Ekonomik Gelişme

  • Su altyapısına yapılan yatırımlar, bir ülkenin ekonomik gelişiminin erken dönemlerinde, ekonomik büyümenin tam potansiyele ulaşabilmesi açısından temel önem taşır. İleri gelişim aşamalarının marjinal faydaları azalmaya başladığında, üzerinde durulan konular aşamalı olarak, su verimliliğinin ve sürdürülebilirliğinin artırılması ve, ekonomik ve sosyal kalkınma kazanımlarının güvence altına alınması amacıyla, insan kapasitesi ve kurumsal kapasitenin inşasına doğru kaydırılmalıdır.
  • Kullanıcının ihtiyacı olan yerdeki su rezervi (miktar ve kalite), ekonomik faaliyetlere yapılan sürdürülebilir finansal yatırımları desteklemek amacıyla güvenli ve öngörülebilir olmalıdır. Bu, yeterli finanse edilmiş, işletilen ve güvenilir bir biçimde korunan hem ağır hem hafif altyapıyı birlikte gerektirir.
  • Su kıtlığı riskini azaltma ve su kaynaklı afetlerin yönetimi amacıyla kurulan altyapılar; kırılganlığı azaltarak ve/veya olağanüstü durumlara karşı ekonominin direncini artırarak, bir ülkenin kalkınma çabalarını daha sürdürülebilir hale getirebilir.
  • Bir problemi çözerken bir diğerini kötüleştirmemek adına, ekonominin farklı alanlarının nasıl su yoluyla birbirine bağlı olduğunu anlamak çok önemlidir (WWAP, 2012).
  •  Entegre su kaynakları yönetimi yaklaşımları; ekonomik verimlilik, çevresel sürdürülebilirlik ve sosyal eşitlik kavramlarının dengede olduğu bir bağlantı tarafından yönlendirilse de, uygulamada, su dağıtım kararları alınırken, sosyal eşitlik hedefine genellikle daha az öncelik verilmektedir (WGF, 2012). Bu bağlamda, nispeten güçsüz grupların suya erişimlerinin önü genellikle kapatılmaktadır.
  • Küçük ölçekli üreticilerin kazançlarını destekleyen politikalar, kırsal alanlarda da ekonomik büyümeyi teşvik eder. Örneğin, Orta Afrika’da büyük ölçekli sulama faaliyetlerine yapılan yatırımların iç kâr oranı %12 olarak hesaplanmışken, bu oran, Sahel bölgesindeki küçük ölçekli sulama faaliyletine yatırım yapıldığında %33 olarak belirtilmiştir (UN-Water, 2013).

Tablo 1:  Küresel olarak yetersiz beslenme yaygınlığı (1990-2014)

* Tahminler. a Yetersiz beslenme veya kronik açlık; en az bir yıl süren, besin yoluyla enerji ihtiyacının karşılanmasına yetmeyecek seviyede besin tüketimi yapılması ile tanımlanan, yeterli gıda maddesinin bulunamaması durumudur (FAO, n.d.). b Yetersiz beslenme yaygınlığı, kronik açlık çeken nüfusun oranını göstermektedir.
Kaynak: FAO, IFAD and WFP (2014, Table 1, p. 8)’den uyarlanmıştır.

 

Ekosistemler

  • Sağlıklı ekosistemler; sel kontrolü, yeraltı suyu zenginleşmesi, nehir kıyısı stabilizasyonu ve erozyona karşı koruma, su arıtılması, biyoçeşitliliğin korunması ve bunun yanısıra ulaşım, rekreasyon ve turizm yoluyla muazzam toplumsal değerlere sahip su hizmetleri sağlar (MEA, 2005b).
  • 1970 yılından beri biyoçeşitlilik sağlığında %30 düşüş yaşanmıştır (WWF, 2012). Yetersiz su yönetimi yaklaşımları bu düşüşün sebeplerinden biri olabilir.
  • Dünya genelinde ekosistemler, özellikle sulak alanlar, sağladıkları hizmetler açısından bir bozulma sürecindedirler. 1997 ve 2011 yılları arasında, yıllık 4.3 ila 20,2 trilyon ABD doları ($) değerinde ekosistem hizmeti, arazi kullanımındaki değişiklikler sebebiyle yok oldu (Costanza ve diğerleri, 2014).
  • Barajlar gibi insan yapımı altyapı elemanları, biyoçeşitlilik kaybına ve ekosistem hizmetlerinin bozulmasına neden olabilir; buna rağmen genellikle performanslarını korumak için doğrudan ekosistem hizmetlerine ihtiyaç duyarlar. Su kaynaklarının yönetiminde asıl zorluk, insan yapımı ve doğal altyapının uygun şekilde birlikte kullanımı ve her birinin sağladığı hizmetlerin temin edilmesidir.
  • Ekosistem fiyatlandırma, ekosistem korunmasında yapılan su ile ilgili yatırımlardan elde edilen kazançların, maliyetlerden çok daha fazla olduğunu göstermiştir. Ekosistem hizmetlerinin 2011 yılı ekonomik değeri, küresel olarak 124,8 trilyon ABD doları ($) şeklinde hesaplanmıştır. Aynı yıl için küresel GSYH 75.2 trilyon ABD doları ($)’dır (Costanza ve diğerleri, 2014).
  • İklim değişikliği ekosistemler üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. Sulak alanlar ve sağladıkları çok sayıda ekosistem hizmeti üzerindeki etkinin daha da şiddetli olması beklenmektedir.

Şekil 2: Akış rejimindeki değişiklikler nedeniyle oluşan çevresel stres (1981-2010)

Baraj ve su yönetimi nedeniyle akış rejimlerinin özellikle değiştiği yerler, ABD, Meksika, İspanya, Portekiz, Orta Doğu, Hindistan ve Kuzeydoğu ve Kuzeybatı Çin’dir. Doğu Avustralya’da Murray Darling havzası doğal koşullardan şiddetli sapmalar göstermektedir ve Afrika’da tehlikede olan önemli noktalar, Mısır’daki Nil Nehri havzası, Sudan, Güney Sudan ve Uganda, Güney Afrika’daki Orange ve Limpopo havzaları ve Fas’taki havzalardır. Bu başlıca istilacı türlerin işgali ile ekosistemlerin bozulması açısından artan risk oluşturur.

Kaynak: UNESCO

Çeviri: Ezgi Ercan

1988 yılında İzmir’de doğdu. İstanbul Üniverstesi Çevre Mühendisliği Bölümü’nden mezun olduktan sonra İsveç’te Lund Üniversitesi’nde Çevre Bilimleri ve Sürdürülebilirlik üzerine Swedish Institute (SI)’den burs alarak yüksek lisans yaptı. Lisans tezini Türkiye’deki alternatif enerji kaynakları ve küresel ısınma hakkında yazdı. Yüksek lisans tezi için Güney Afrika’daki ilkokullarda çevre eğitimi ve aktif öğrenme teknikleri üzerine yerel kuruluşlar ile birlikte çalışmalar yürüttü. Şimdiye kadar kendi çalışmaları, farklı üniversiteler ve çevre kuruluşları için teknik çeviriler yapan Ezgi, su ve çevre kalitesi konusunda da laboratuar ve çalışma deneyimine sahip ve Stockholm’de yaşıyor.

Email: ercanezgi88@gmail.com

Benzer yazılar:

Su Hakkı'nda Büyükşehir Yasası'nı ele aldık
Su Hakkı'nda Murat Germen baraj ve HES'lerin yıkıcı etkilerini anlattı
Bakan Eroğlu'na Takipçilerinden Şok Cevap: Evlerde Şebeke Suyu İçilmiyor
Foto-haber: Batı Şeria’daki su krizi Filistinlileri ateş hattına atıyor
Su krizinin vurduğu Flint'ten insan hikayeleri
Su Hakkı'nda Kanal İstanbul Projesi'ni (Çılgın Proje) konuştuk

Yorum yap