Loç’ta bayram ve hüzün

Kaynak: Mehveş Evin, Milliyet, 01 Kasım 2012
Loç’ta Kurban Bayramı, Rıfat Ilgaz’ın anlattığı gibi kutlanmaya devam ediyor. Her köyde, misafirler evlerde  gün gün ağırlanıyor. Ancak bu gelenek de HES tehdidi altında.
Loç Vadisi’nin adını, pek çoğunuz gibi ilk kez HES direnişiyle duymuştum… Oysa Kastamonu-Cide’ye bağlı Loç Vadisi’ni görmemek, tanımamak, bu topraklarda yaşayan biri için gerçekten ayıp! Küre Dağları’nın en bakir alanlarından Loç, dünyanın en büyük üçüncü kanyonu Valla Kanyonu’nun çıkışında uzanan masal gibi bir vadi.
Bayram  tatilinde nihayet Loç’a gidebildim. Sadece sonbaharın olağanüstü renkleriyle değil, vadinin neşeli,  saf ve çalışkan insanlarıyla da tanıştım. Hayatımda en çok bayramlaştığım, en çok ağırlandığım ve utandıracak derecede misafirperverlik gördüğüm bayram bu oldu! Çünkü Loç’ta Kurban Bayramı gelenekleri, bizim bildiğimizden farklı…

Her köyde ayrı bayram
Cide’de doğup büyüyen,  hayatının son yıllarını da sevdalı  olduğu bu küçük ilçede geçiren  Rıfat Ilgaz, ‘Sarı Yazma’da   şöyle anlatır bayramı:
“Cide köylerinin gerçek bayramıdır kurban bayramı. Konuk için varı yoğunu ortaya koyan Cide köylüleri, o gün evde kurdukları sayısız sofralarla sanki cömertlikte yarışa çıkarlar. Bayramın dört gününü bölüşürler köy köy. Her köy birbirine konuk gidecek nesi var nesi yoksa çıkarırlardı ortaya.”
Ilgaz, bayram geleneğinin yarım asırda daha da güçlendiğini yazmıştı. Usta huzur içinde   yatsın, bayram geleneği aynen  devam ediyor…
Loç’a daha ayak bastığım anda, üç eve buyur edildik. Sofralar kuruldu, birbirinden lezzetli yemekler dizildi, tatlılar ikram edildi…
Ertesi gün bayram sırası bir başka köydeydi. Yine ev ev gezildi, yemek yenmiş olsa bile en azından çay içildi, sohbet edildi. Bir evi  pas geçmeye kalkarsanız ev sahipleri bozulurmuş, bu nedenle sabahtan akşama kadar bu hummalı  hazırlığın tatlı akıntısına kendinizi bırakmanız en güzeli.
Klasik adete göre kurban eti, pilav, turşu, dolma, salata, sütlaç, hoşaf, büyük kaplarda masaya konuyor. Herkes elinde bir kaşıkla istediği yemekten, istediği kadar yiyor.
Bazı köyler, bayram geleneğini modernleştirmiş. Ev yerine köyün misafirhanesinde toplanıyorlar. Tabii ki çok daha pratik bir   yöntem ama evde ağırlanmanın  sıcaklığı başka…

Neleri kaybedeceğiz?
Loç köylüleri, geleneklerini  ve yaşam biçimlerini bu kadar özenle sürdürmeye çalışırken  büyük şehirlerde birilerinin onlar adına karar vermesi, bilirkişilik  taslaması ne acı…
Oysa buraya gelseler, iki günlerini Loç’ta geçirseler dünyaya bambaşka bir pencereden bakacaklarına eminim. Bu masal diyarının antik çağlardan bugüne kadar gelmesinin tek nedeni,  korunmuş olması.
Loçlular şimdilik HES’e  karşı açtıkları davayı kazandı.  Ancak tehlike geçmiş değil. Her akan dereyi iki kuruş uğruna kurutmaktan çekinmeyen anlayış, Loç’un büyüsünü bozmak için  elinden geleni yapacak. Dünya çapında bir turizm destinasyonu olabilecek, muhtemelen bu yolla  herkese çok daha fazla kazandıracak bir şaheseri mahvetmek,  ancak bizim gibi kıymet bilmez  ülkelerde gündeme gelebilir.
Geç olmadan gidin, görün,  derenin kenarında yatın, Loçlularla konuşun… Neleri kaybedeceğimizi, telafisinin olmadığını  başka türlü anlamanız mümkün değil!

SARI YAZMA DiRENiŞi

* Kastamonu-Cide’ye bağlı   Loç’un köylüleri, vadinin bütün ekolojik dengesini bozacak barajın yapımına karşı tarihe geçecek  bir direniş gösterdi.
* Sadece Loç’ta değil, İstanbul sokaklarında sarı yazmalarıyla, horon ve köçekle, barajı yapmak isteyen Orya Enerji’yi protesto ettiler. Davaları takip edip, derelerinin başında nöbet tuttular.
* Yekvücut olmaları sonuç verdi ve HES karşıtları için büyük bir zafer oldu: Bir yıl önce mahkeme heyeti, projenin iptaline karar verdi.
* Bu arada şirket, 80 köylüye evet yanlış duymadınız, 80! dava açtı. Oysa köylülerin tek sordukları soru şuydu: Buraya baraj yapma iznini nasıl ve neye göre aldınız?
* Bilirkişi raporu yakında  çıkacak. Eğer aleyhte karar   olursa, sadece Loç değil, bütün  ülke için yas vaktidir.